Kürt sinemasının sessiz başlangıcı: ‘Zerê’ filmi 100 yaşında!
Sinema tarihinin ilk Kürt filmi olarak kabul edilen 1926 yapımı “Zerê”, sessiz sinema dönemine ait 72 dakikalık kurucu bir eserdir.
Film, “Zerê” adlı genç bir kadının aşkı, ailesi ve yaşadığı toplumsal baskılar etrafında şekillenen hikâyesini anlatarak Kürtlerin gündelik yaşamına ve kültürel hafızasına odaklanır. Bu yönüyle eser, hem bir anlatı filmi hem de tarihi ve toplumsal hafızayı görselleştiren erken bir sinematografik belge niteliği taşır.
Bu yönüyle “Zerê”, tarihi bir olayı sinema diliyle aktaran ve Kürt sinema hafızasında önemli bir yer edinen 100 yıllık güçlü bir kültürel imgedir.

Kürtlerin sinema ile tanışması 1900 yılların başına tekabül ediyor. O dönemde dünya sineması emekleme aşamasındaydı. Auguste Lumière ve Louis Lumière kardeşlerinin sinemayı keşf ettiği 1895 yılının üzerinden 31 yıl geçmişti. (1)
Yani dünya sinemasının emekleme aşamasında olduğu bu erken dönemde, Kürtler de Ermeni dostları aracılığıyla hareketli görüntünün büyüsüyle tanıştı ve görsel anlatının imkânlarıyla ilk kez karşılaştı. 1926’da Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ermenistan’da çekilen “Zerê”, Kürt sinemasının doğuşunun ilk filmi olarak tarihe geçti.
Sinemanın dünya ölçeğinde sessiz imgeler, ışık, kadraj ve kurgu aracılığıyla kendi estetik dilini kurmaya çalıştığı bu tarihsel eşikte, Kürtlerin sinemayla ilk teması, yalnızca teknik bir karşılaşma değil; kültürel hafızanın görsel anlatıya dönüşmesinin de ilki oldu.
O dönemlerde, Kürtlerin egemenliği altında yaşadığı Türkiye ve İran’da sinema 1900’lerin başında gelişmeye başladı. Türkiye’de 1919’da çekilen “Binnaz” isimli film, ilk kurmaca yapıt olarak kabul ediliyor. Bu süreç Osmanlı-Fransız ilişkilerinin sonucu olarak ortaya çıktı. (2)
İran’da ise ilk uzun metrajlı kurmaca film 1930’da Ermeni yönetmen Hovhannes Ohanian’ın “Ābi va Rābi” adlı yapımı oldu. (3) Her iki ülkede de erken sinema gelişiminde Batılı, Rus ve Ermeni sanatçıların etkisi belirleyici olmuştur.
1917 Ekim Devrimi’nin ardından Sovyetler Birliği’nde “Halkların kültürünü geliştirme” politikası çerçevesinde, 1926 yılının yazında çekilen film, bir dönem anlatısı olarak 1915’teki Çarlık Rusyası’nın son yıllarını beyaz perdeye taşıyor. (4)
Yönetmen koltuğunda Ermeni sinemasının kurucusu Hamo Beknazaryan’ın oturduğu filmin senaryosu ise Kürt dostu Hakop Gazaryan’ın “Zerê’nin Kaderi” isimli hikâyesinden den esinlenerek yazılmış. (5) Film, Kürtlerin yoğun yaşadığı Ararat Dağı’nın eteklerinde ve Elegez Yaylaları'nda yer alan Sarîbolaxê (Sovuxbulox) köyünde çekildi.
Yaklaşık 500 kişinin katılımıyla adeta kolektif bir ürün olan filmin oyuncu kadrosunun profesyoneller dışında büyük ölçüde yerel Kürtlerden yer aldı.
Yaklaşık iki ay boyunca bölge halkıyla iç içe yaşayan film ekibi, Kürtlerin gündelik yaşamını, sözlü kültürünü ve toplumsal ritüellerini yakından gözlemleyerek bu deneyimi sinemasal anlatının dokusuna işledi.

Film; sessiz bir yapım olmasına rağmen dönemin teknik imkânları ve estetik anlayışıyla değerlendirildiğinde oldukça profesyonel, felsefi ve edebî bir yapıt olarak öne çıkıyor. Bugün hâlâ sinema tarihinin klasikleri arasında yer alan bu siyah-beyaz film, Kürt halkının yaşamını etnografik bir bakışla, dramatik ve fotoğrafik bir dille yansıtıyor.
Bir Êzidî Kürt kızının trajedisi etrafında örülen anlatı, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek feodal ilişkileri, Çarlık rejiminin tahakkümünü ve sınıfsal çatışmaları eleştirel bir sinema diliyle görünür kılıyor.
Ararat’ın gölgesinde bir aşk ve direniş hikâyesi
Film, Ararat Dağları’nın görkemli silueti ve eteklerine serilen geniş yaylaların siyah-beyaz görüntüleriyle perdeyi aralıyor. Zamanın tozuna rağmen canlılığını koruyan bu açılış sekansı, yalın fakat etkileyici sinematografisiyle izleyiciyi büyüleyen nitelikte. Karlı dağın sessiz ihtişamı ve coğrafyanın pastoral dokusu, daha ilk karelerden itibaren filmin görsel dünyasına şiirsel bir derinlik kazandığı hissini yaratıyor izleyicide.
Ardından kamera, yüzünü güneşe çevirmiş yaşlı bir Êzidî kadının sessiz duasına odaklanır. Bu kısa ama anlam yüklü sahne, Kürtlerin kadim inanç geleneğini ve kültürel derinliğini zarif bir görsel anlatımla yansıtır. Böylece film, daha ilk sekanslarında yalnızca bir coğrafyayı değil, o coğrafyada kök salmış zengin bir düşünce ve inanç evrenini de perdeye taşır.
Filmin öyküsi, köyün genç kızı Zerê (Mareto Tadevosyan) ile çoban Seydo’nun (Hrachia Nersisyan)aşkı etrafında örülerek devam eder; sonradan köy ağasının oğlu Temur Beg’in dâhil olmasıyla farklı bir boyuta ulaşır.
Bu dramatik gidişat içerisinde film, feodal düzenin tahakkümünü, baskıcı karakterini ve toplumsal hiyerarşinin yarattığı eşitsizlikleri eleştirel bir sinema diliyle görünür kılar. Temur Beg, sahip olduğu sınıfsal özgüvenle Zerê ile evlenme arzusunu kesin bir iradeye dönüştürür; ancak beklemediği bir karşı koyuşla karşılaşır.
Bu dönemde savaş içerisinde olan Çarlık iktidarı, yerel otoriteler aracılığıyla Kürt gençlerinin zorla savaş cephelerine sevk edilmesini ister. Seydo ve Zerê’nin kardeşi de bu sürecin içine dâhil edilir. Temur Beg, bu mekanizma üzerinden Seydo’yu ortadan kaldırmaya çalışır. Fakat Seydo yola çıkarılmasına rağmen kaçar ve daha sonra da tutuklanır. Bu anlatı, dönemin feodal iktidar ilişkilerini, yerel güç odaklarının baskısını ve merkezi sistemle kurulan çıkar ağlarını dramatik bir yoğunlukla anlatarak eleştiri oklarını yöneltir.
Cepheye gönderilen kafile bir süre sonra köye geri döndüğünde, eksilen bedenler savaşın yıkıcı bilançosunu sessizce görünür kılar. Kimi gençler yaşamını yitirmiş, kimileri ise ağır yaralarla geri dönmüştür.
Zerê’nin kardeşi de bu dönüşün en trajik figürlerinden biridir; aldığı ağır yaralar nedeniyle tüm çabalara rağmen kurtarılamaz ve yaşamını yitirir. Filmin bu sekansı, ölümün bireysel bir kayıp olmanın ötesinde, kolektif hafızaya kazanan tarihsel bir kırılma olduğunu gösterir. Êzidî Kürt defin ritüellerinin ayrıntılı biçimde kadraja taşınması, yaklaşık bir asırlık kültürel sürekliliği görünür kılar.
Cenaze töreninde eşinin saç örgülerini keserek mezar taşına bırakması, yasın bedensel ve simgesel ifadesi olarak güçlü bir sinematografik imgeye dönüşür. Böylece film, yalnızca bir dönem anlatısı sunmakla kalmaz; aynı zamanda kadim Êzidî inancının ritüel evrenini ve tarihsel direncini görsel bir hafıza mekânı olarak beyaz perdeye taşır.
Patriyarkal iktidarın baskısından sinemasal arınmaya…
Yaşlı anne ve babasıyla yalnız kalan Zerê, Temur Beg’in adamları tarafından zorla kaçırılır. Yerel otoritelerin sessiz onayı eşliğinde kurulan bu tahakküm, davul ve zurnanın ritmiyle görünürde bir düğün şöleni düzenlenir. Ancak Zerê’nin kararlı itirazı, bu zoraki birlikteliğin meşruiyetini sarsar. Arzusunu ve iktidarını Zerê üzerinde tesis edemeyen Temur Beg, bu kez intikamı toplumsal normların diliyle kurar. Zerê, “namussuzluk” suçlamasıyla kamusal bir teşhir ve aşağılanma ritüeline maruz bırakılır.
Gözlerinin siyaha boyanması, bir eşeğe bindirilerek köy içinde dolaştırılması, kalabalığın taşlayıcı bakışları; kolektif denetimin ve patriyarkal şiddetin son derece güçlü görsel metaforları olarak kadraja yerleşir.
Bu sahne öylesine güçlü bir gerçeklik duygusuyla kurgulanmıştır ki çekimler sırasında bazı köylü kadınlar, canlandırılan olayın kurmaca olduğunu fark etmeyerek, Zerê karakterini canlandıran Mareto Tadevosyan’a saldırırlar.
Bu anekdot, filmin temsil gücünü ve yönetmenin sinematografik gerçekliği inşa etmedeki başarısını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Anlatının dramatik doruk noktasında ise hapisten kaçan Seydo, kardeşi Xıdır ve arkadaşları ile birlikte bu baskı düzenine karşı harekete geçer. Zerê’yi kurtarmak için Temur Beg’i öldürmeleri, filmin didaktik yapısını belirginleştirirken feodal tahakküme karşı direniş ve toplumsal dönüşüm idealini anlatının merkezine taşır.
Filmin final sahnesinde ise Seydo ile Zerê’nin, güvenlik arayışıyla dağların doruklarına yöneldiğini görürüz. Ulaştıkları ilk çeşmede Seydo’nun Zerê’nin yüzünü yıkaması, anlatının en şiirsel imgelerinden biri olarak göze çarpıyor.
Bu sahnede dağ, Kürtler için özgürlüğün ve sığınmanın; su ise arınmanın, berraklaşmanın ve yeni bir başlangıcın simgesine dönüşür. Böylece yönetmen filmi, acı ve tahakkümle örülü anlatısını, doğanın metaforik dili eşliğinde umut ve yeniden doğuş imgesiyle sonlandırır.
Öte yandan “Zare”nin en çarpıcı yönlerinden biri de kuşkusuz dönemi düşünüldüğünde olağanüstü sayılabilecek kamera dili ve görüntü estetiğidir. Arkadi Yalovoy’nun görüntü yönetmenliği yaptığı filmde, kamera, yalnızca olayları kaydeden teknik bir araç değil; doğayı, zamanı ve insan yüzlerini şiirsel bir ritimle yorumlayan sinemasal bir bakışa sunuyor.
1926’nın yaz sonu ve sonbaharda çekilen film, tamamlandıktan sonra ilk olarak Moskova ve Erivan olmak üzere Sovyetler Birliği’nin bir çok kentinde gösterilerek, büyük bir beğeni toplar. Daha sonra da ise film, 1971 yılında Ermeni besteci Alexsandir Spendiarov, öncülüğünde Cesîmê Celîl, kızı Cemîla Casimê Celîl’in de aralarında olduğu bir ekip tarafından seslendirilerek, tekrardan gösterilmiştir. (6)
Bellek ve sinemasal mirasın inşası…
"Zerê”nin çekildiği tarihi esas alırsak Kürt sinemasının bugün 100 yaşında olduğunu söyleyebiliriz. Şüphesiz bu, köklü bir geçmiş demektir.
Ne var ki Kürt halkına yönelik yıllarca devam eden inkâr ve baskı siyasetinden ötürü Kürt sineması; Kürt halkının genel tarihsel kaderiyle paralel bir yol izledi ve maalesef uzun yıllar gelişimini tamamlayamayarak kurumsal bir yapıya kavuşamadı. Ancak bütün bu kadar engellere rağmen, “Zerê” filmi ile başlayan Kürt sinemasının 100 yıllık serüveni, günümüzde uluslararası alanda varlık gösteren ve üretmeye devam eden bir sinema geleneğine dönüşmüştür.
Film künyesi:
Adı: Zerê
Tür: Drama / Melodram
Yönetmen:Hamo Beknazaryan
Oyuncular: Mareto Tadevosyan (Zerê), M. Garagash, Avet Avetisyan, Olga Gulazyan, Nina Manucharyan, Hambartsum Khachanyan, Aram Amirbekyan.
Görüntü Yönetmeni: Arkadi Yalovoy
Süre: 72 dakika
Yapım yılı: 1926
Ülke: Sovyet Ermenistanı
(AG/EMK)
Kaynakça:
1-Geoffrey Nowell-Smith’in editörlüğünde, dünyadan 80 sinema yazarının yazılarıyla hazırlanan, “History of Word Cinema” (Dünya Sinema Tarihi), 1996
2- Türk Sinema Tarihi, Giovanni Scognamillo, Kabalcı Yayınları, 1998
3- Tarikh-e Sinema-ye Iran -The History of Iranian Cinema (İran Sineması Tarihi), 1984, Massoud Mehrabi
4- “Çawa kînoya Zerê hatiye kişandin” (Zerê filmi nasıl çekildi), Emerîkê Serdar, Riya Teze, 11 Ekim 1969
5- “ Emrê Kurdan di nava kîno fîlmên Ermenistan ê de ye( Ermenistan sinemasında Kürtler) Miroyê Eset, Riya Teze, 1 Kasım 1980
6- “Kîno fîlma Zerê hatiye tezekirinê (Zerê Filmî yenilendi)”, Egîdê Xudo, 19 Şubat 1972)