Irvin Yalom: Hiçbir zaman yüz yüze görüşmediğim terapistim
Sayın Dr. Yalom,
Kitaplarınızı hayranlıkla takip eden bir okurunuz ve aynı zamanda bir yazarım. Bugüne dek, vefat etmiş bazı sanatçıların ya da yazarların ardından yazı yazmış olduğum için, günün birinde, Irvin Yalom’un vefat haberini duyarsam ne yaparım diye birçok kez aklımdan geçmiştir. Onun hakkında ne yazardım? Haberi ne zaman alırdım? Yazdıkları, bunca yıldır hayatımda bu kadar önemli bir yer tutmuş biri hakkında içime sinecek bir yazı yazabilir miydim? Ya bu haberi yazı yazacak vaktimin olmadığı bir anda alırsam? Bu konuyu bir arkadaşımla paylaştığımda, yazıyı geniş bir zamanda taslak olarak yazıp kenarda tutmamı tavsiye etmişti. Geçen kış sömestr tatilinde bunu yapmayı düşündüm, ama sonra Love’s Executioner and Other Tales of Psychotherapy (1989) [Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri] kitabınızdaki iki öykü üzerine bir yazı yazdım. Siz aramızdan ayrıldıktan sonra yayımlanacak bir yazıyı yazmaya elim varmadı. Sizin hayatta, bizimle bu dünyada olduğunuz gerçeğinin tadını çıkarmayı tercih ettim.
Geçen hafta sonu, Ben Yalom’un, 95 yaşına girmek üzere olan Irvin Yalom için doğum günü mesajları çağrısını gördüm. Ne harika, Dr. Yalom! Artık aramızda olmadığınız zaman yazmak yerine, 95 yaşına girişinizi kutlamak için yazabilirdim.
Irvin Yalom: Hiçbir Zaman Gidemediğim Terapist. Ardınızdan yazmayı düşündüğümde kulaklarımda bu başlık yankılanırdı hep, Dr. Yalom. Ama bu tam anlamıyla doğru muydu? Kitaplarınızı, bazılarını birden fazla kez okumak; iç dünyamı, ulaşabileceğim terapistlerin yapamayacağı kadar çok şekillendirdi. Bu yüzden başlık şöyle olmalıydı: Irvin Yalom: Hiçbir Zaman Yüz Yüze Görüşmediğim Terapistim. Kitaplarınız bana çok şey kattı, sadece ruh dünyamı ve etrafımdakilerle ilişkilerimi biçimlendirmek açısından değil, varoluşa dair perspektifimi şekillendirmek anlamında da.
Bugün, birkaç yüz kişi bir arada olduğumuz bir kutlamanın sabahında, rüya ile uyanıklık arasındaki o loş bölgede, gecedeki yüzler zihnimden art arda geçerken Dr. Yalom, şöyle dediğinizi duydum: Bir günlük varlıklar… Creatures of a Day – And Other Tales of Psychotherapy (2015) [Günübirlik Hayatlar] kitabınızın son öyküsünde Marcus Aurelius’tan yaptığınız o alıntı:*
Hepimiz, bir günlük varlıklarız; hatırlayan da hatırlanan da. Her şey geçicidir – hem hafıza hem de hafızanın nesnesi. Her şeyi unutacağınız zaman yakındır ve herkesin sizi unutacağı zaman da. Hiç aklınızdan çıkarmayın ki göz açıp kapayana dek hiç kimse olacaksınız ve hiçbir yerde.
Bu kitabı bir havaalanında; kadınlar, adamlar, çocuklar –aceleci, heyecanlı, neşeli, huysuz, stresli, sakin, sabırsız, sıkılmış insanlar– arasında bitirdiğim ânı hatırlıyorum. Hepsi bir günlük varlıklardı… Vakti geldiğinde, ben ve o an havaalanında etrafımda gördüğüm tüm o yüzler, sadece birilerinin zihnindeki birer anıdan ibaret olacaktık.
Bu bana, Dr. Yalom, Becoming Myself: A Psychiatrist’s Memoir (2017) [Bir Psikiyatristin Anıları] kitabınızdaki sözlerinizi hatırlattı; arkadaşınız Herb toprağa verildiği esnada döktüğünüz gözyaşlarını. Tıp fakültesindeki yıllarınızda, Herb ve amcası Louie ile pinochle oynadığınız pazarları hatırlıyordunuz:
O akşamları çok severdim. Ama Louie Amca çoktan öldü ve şimdi Herb de gittiğine göre etrafımda o günlerin tek bir tanığı kalmamış olduğunu fark ettiğimde içimi sarsıcı bir yalnızlık duygusu kapladı. O günler artık sadece zihnimde, cızırdayan sinir devrelerimin sırları içinde bir yerlerde yaşıyordu ve ben öldüğümde tamamen yok olacaklardı. Elbette, bunları soyut olarak on yıllardır biliyordum ve kitaplarda, konferanslarda ve birçok terapi seansında vurgulamıştım, ama şimdi bunları hissediyorum, öldüğümüzde, değerli, neşeli, eşsiz anılarımızın her birinin bizimle birlikte yok olacağını hissediyorum.
Bu pasajı okuduğum ânı çok iyi hatırlıyorum, Dr. Yalom. Şimdi bu sözcükleri yeniden okurken bir kez daha hissettiğim duyguları da, derin bir hüzün, sanki varoluşun temel gerçeğini ilk kez keşfediyormuşum gibi: Hepimiz bir gün öleceğiz. Herb’ün hikâyesini, kız kardeşinizin ve diğer iki yakın arkadaşınızın kaybıyla birlikte anlatıyordunuz. Bu bana, annemin paylaştığı bir anıyı hatırlattı. Annem bir gün; 60’lı yaşlarının sonlarında abilerini, kendinden büyük akrabalarını ve arkadaşlarını art arda kaybetmiş olan babamı oturma odasında sessizce ağlarken bulmuş. Kapıda annemi görünce, babam sadece, “Bütün sevdiklerim birer birer gidiyor” demiş. Artık, babam da gidenler arasında, Dr. Yalom: Hepsi, bir günlük varlıklar…
Ve hatırlıyorum Dr. Yalom, babamın evime son kez geldiği birkaç günlük ziyareti esnasında Staring at the Sun: Overcoming the Terror of Death (2008) [Güneşe Bakmak – Ölümle Yüzleşmek] kitabınızı okuyordum. O günlerden birinde, babam, annem ve ben evimin yakınındaki koruya gitmiş, 224 yaşındaki bir ağacın altında oturmaktaydık. Babam o zaman 82 yaşında olduğundan, yaşlılık nedeniyle ölümün giderek yakınlaşmakta olmasına dair neler hissettiğini düşünüp duruyordum kitabınızı okurken. Birdenbire kendimi kitaptan bahsederken buldum. “Yazar, hepimizin ölümden korktuğunu söylüyor” diyerek söze girdiğim anda babamın “Tabii” diye karşılık verişini asla unutmayacağım. O kadar net, o kadar cesur, o kadar şeffaf. Kitaptan, başka neler aktaracağımı heyecanla bekliyordu. Babamı bu konuşmadan bir yıl sonra kaybettim, Dr. Yalom. Tabii, o da ölümden korkuyordu. Hepimiz, her birimiz gibi.
Diğer okurlarınız gibi ben de kitaplarınızda teselli buldum, Dr. Yalom. Sığınak buldum. Dünyanın dört yanındaki birçok insanın, o kaçınılmaz ölüm korkusunu kabullenmesini sağladınız, bu korkunun dehşete dönüşmesini engellemenin yollarını öğrettiniz bize. Ölüm korkusunun içimizde ne kadar derinde bir yerde olduğunu, bu korkuyu bastırmak için ne kadar çok şey yaptığımızı ama ancak bu korkuyu kabul ederek anlamlı bir hayat yaşayabileceğimizi –ve hayatımızda ne kadar çok anlam bulursak, ölüm korkumuzun o kadar azaldığını– en zarif biçimde anlattınız. Bir gerçeği tekrar tekrar çok açık bir şekilde ortaya koydunuz: Ölüm anksiyetesine yol açan şey, bir hayatın gerçekleşmemiş potansiyelidir. Başka bir deyişle, bizi sadece dolu dolu yaşanmış bir hayatın sonunda mümkün olabilecek iyi bir ölüme doğru yönlendirdiniz. Ve kastettiğiniz asla hedonizm değildi: Anlam içeren; başkalarına olduğu kadar kendimize de şefkat ve merhametle dolu bir varoluştu. Mümkün olduğunca sahici bir şekilde yaşamak ve basit oyalanmalarla ruhumuzu yatıştırmak yerine tüm duyguları dolu dolu hissetmekti. Varoluşçu felsefenin yanı sıra farklı felsefe ekolleri ve gelenekleri hakkındaki engin bilginiz; Friedrich Nietzsche ve Arthur Schopenhauer’dan Viktor Frankl’a kadar çok geniş bir yelpazedeki filozofları ustaca bir araya getirişiniz, varoluşsal anksiyetenin adeta eriyip gittiği bir anlam evreni yaratmanızı mümkün kıldı.
Becoming Myself başlıklı anılarınızın kalbimdeki yeri çok özel, Dr. Yalom. Diğer kitaplarınızda sizi terapist olarak görüyoruz, ama burada terapistin gözünden kendinize bakışınız var. Bu kitapta, sonradan defalarca aklıma gelen bir bölüm yer alıyor, Viktor Frankl ile ilgili duyduğunuz pişmanlıktan bahsettiğiniz kısım:
Auschwitz’de kalma dehşetinin onu nasıl travmatize ettiğini kitabından biliyordum, ancak Viyana ve Stanford’daki ilk karşılaşmalarımızda onunla tam olarak empati kurmaya veya verebileceğim desteği sunmaya hazır değildim.
Hayatınıza dair içgörülerinizde gördüğümüz o, bir yanda başkalarına bir yanda kendimize duyduğumuz merhamet ve bunların yanında davranışlarımıza dair mesuliyet arasındaki inanılmaz simya ne kadar değerli Dr. Yalom. Kitapta, 85 yaşınızda bir gün, bir şeyler atıştırmak için girdiğiniz bir şarküterinin duvarlarında Doğu Avrupalı Yahudi göçmenlerin ABD’ye ilk ayak bastıklarında çekilmiş fotoğraflarını gördüğünüz bir anla ilgili bölüm, bu simyanın doruk noktası niteliğinde:
Fotoğraflar beni büyüledi: kendi geniş ailemin fotoğraflarına benziyorlardı. Bar Mitzvah konuşmasını yapan, aynısı olabileceğim, üzgün bir delikanlı gördüm. İlk anda annem sandığım bir kadın gördüm. Ona karşı ani –ve alışılmadık– bir şefkat hissettim ve bu sayfalarda onu eleştirdiğim için utanç ve suçluluk duydum. Annem gibi, fotoğraftaki kadın da eğitimsiz, ürkek, çalışkan ve sadece yeni ve yabancı bir kültürde hayatta kalmaya ve ailesini büyütmeye çalışan biri gibi görünüyordu. Hayatım çok zengin, çok ayrıcalıklı, çok güvenliydi –büyük ölçüde annemin çalışkanlığı ve cömertliği sayesinde. Orada, bu şarküteride oturup onun gözlerine ve tüm o göçmenlerin gözlerine bakarken ağladım. Geçmişimi keşfetmek, analiz etmek ve yeniden inşa etmekle geçen bir hayat yaşadım, ama şimdi fark ediyorum ki içimde asla bitmeyecek bir gözyaşı ve acı vadisi var.
Geriye dönüp baktığı hayatının ilk dönemlerinde sadece ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda ayrımcılıkla da karşı karşıya kalmış bir adam; tıp eğitimi almasına izin verilen Yahudi öğrenci sayısına kota konduğu bir dönemde büyümüş! Kariyerinin eşiğinde bir hekimken, eşinin hali vakti yerinde ailesinin maddi desteğini reddeden ve çok sıkıştıkları bir dönemde, kanını satarak biraz gelir elde etmiş olan. Ama belki de tüm bunlardan daha zoru, eğitiminiz ve kariyeriniz sizi ailenizinkinden çok farklı bir hayata doğru ittikçe onlarla aranızda oluşan mesafeydi, Dr. Yalom. Anılarınızda tüm bunları anlatışınızdaki o dürüstlük ve içtenlik. Eğitim ve kariyerleri nasıl da bazı insanların ebeveynleri ile arasına yürek burkan bir zihinsel duvar örüyor, işte bunu anlatışınız. Dezavantajlı bir ortamda büyüyenlerin psikolojik yaraları üzerine yapılan kitaplar dolusu analizden çok daha fazlası var o anlattıklarınızda: ebeveynlerinin sınıfından bambaşka bir sınıfa çıkanların, ruhlarından asla silkip atamadıkları o yüke dair…
Dr. Yalom, alıntılar da eklenince mektubumun iyice uzadığını fark ettim. 95. doğum gününüz gibi muhteşem bir vesileyle aldığınız birçok mektup, mesaj ve video olduğundan eminim; bu nedenle, daha fazla vaktinizi almamak için mektubumu burada bitirmeliyim. Bu satırları yazarken, pasajları hatırlamak için kitaplarınızı karıştırmama gerek olmadı; zaten hafızamdaydılar, sadece alıntıları almak için kitapları açtım. Çünkü Irvin Yalom’un yazdıkları bunun içindir: Psişenin derinliklerine işlemek, doya doya solumak ve yaşam denen bu güzel mücadeleyi daha katlanılabilir ve anlamlı kılmak adına ruhu beslemek için.
Milyonlarca insanın iç dünyasını zenginleştirdiğiniz ve huzurlu bir ölüme inanmamıza yardımcı olduğunuz için sonsuz teşekkürler, Dr. Yalom. O insanlardan biri olduğum için şükran doluyum.
Doğum gününüz kutlu olsun!
* Metin içindeki alıntılar, yazının yazarı tarafından çevrilmiştir. Parantez içinde belirtilen kitap isimleri ise, kitapların Türkiye’de basılmış çevirilerinin taşıdığı isimlerdir.
(NBC/TY)