Bir süredir, Dilan Akbayır ile birlikte gönüllü olarak düzenlediğimiz Care as Feminist Empowerment (Feminist Güçlenme Pratiği Olarak Bakım) oturumları; kendi ihtiyaçlarımızdan, deneyimlerimizden ve feminist arayışlarımızdan filizlendi.
Feminist pedagoji ile bedensel pratikleri, gündelik deneyimlerimizi politikleştirmek ve güçlenmenin yollarını araştırmak için araç olarak kullandığımız bu oturumları 2025 yazından beri güncelliyor, bir yandan biz de onunla birlikte dönüşüyoruz.
Bu yazıyı, farklı coğrafyalardaki kadınların gündelik hayatlarındaki direniş pratikleriyle kurduğumuz bağı görünür kılmak ve benzer arayışlar içinde olanlara bir temas alanı açmak için kaleme alıyoruz.
Ataerkinin ve heteronormatif düzenin farklı yapısal şiddet biçimleri
Uzun yıllar çeşitli örgütler ve dayanışma ağlarında hem birlikte hem de ayrı ayrı çalıştık. Kadınlarla, lubunyalarla, göçmenlerle ve çocuklarla farklı bağlamlarda temas ettik. Bu süreçte hem pratikte hem de düşünsel olarak feminist bir perspektife yaslanmaya, güç ilişkilerine dikkat kesilmeye ve kesişimsel bir yaklaşımı merkezde tutmaya çalıştık.
Dilan sahada sosyal çalışmacı olarak yer alıyor, aynı zamanda somatik pratiklerden faydalanıyor. Ben ise akademik çalışmalara ağırlık verdiğim bir dönemdeyim; çoğunlukla kadın emeği, bakım ilişkileri ve feminist örgütlenme pratiklerine odaklanıyorum. Çalışmalarımız farklı araçlarla beslense de çok önemli bir noktada ortaklaşıyor: Ataerkinin ve heteronormatif düzenin farklı yapısal şiddet biçimleriyle iç içe geçerek gündelik hayatın içine nasıl sızdığını anlamaya ve buna karşı nasıl direniş biçimleri geliştirebileceğimizi düşünmeye çalışıyoruz.
Gündelik deneyimlerimizin politik boyutu
Bu oturumlar, çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz, içselleştirdiğimiz ve çoğu zaman farkına bile varmadan yeniden üretebildiğimiz normları sorgulayabileceğimiz; bakım, arkadaşlık, emek, dayanışma, beden ve duygular üzerine yeniden düşünebileceğimiz bir alan yaratma ihtiyacından nüvelendi.
Feminist metinler, kavramlar ve bedensel pratikler aracılığıyla, gündelik deneyimlerimizin politik boyutunu birlikte tartışabileceğimiz bir alan ihtiyacı. Biz bu alanı önce kendimiz için hayal etmiştik fakat tahmin ettiğimizin ötesinde genişledi.
Çalışmanın ilk adımı Afganistan’daki genç kadınlarla atıldı. Dilan’ın Associazione di Solidarietà Donne per le Donne (Kadınlar için Kadın Dayanışma Derneği) vasıtasıyla temas halinde olduğu bir grup genç kadının benzer ihtiyaçları dile getirmesiyle, süreci onlarla birlikte ve onların somut yaşam koşullarını göz önünde bulundurarak şekillendirdik.
Beş haftalık pilot süreçte, öğretici-öğrenci hiyerarşisini yeniden üretmemeye dikkat ederek kendimizi bilgi aktaran değil, birlikte öğrenmeyi mümkün kılan kolaylaştırıcılar olarak konumlandırmak için gayret gösterdik.
Afganistan’daki sürece başlarken aramızdaki “mesafeler” bizi kaygılandırmıştı ama kadınlardan gelen talebe güvendik.
Başlangıçta daha sınırlı olan katılım, zaman içinde açık uçlu tartışmalar ve deneyim paylaşımlarıyla güçlendi; bir araya geldiğimiz kadınlar, gündelik hayatın içindeki bir “uzaklaşma alanı”nı birlikte kurduğumuzdan bahsettiler. Ancak internet kesintileri ve gittikçe şiddeti artan siyasi gündemler nedeniyle çalışmayı Afganistan’da devam ettirmek mümkün olmadı.
Oradaki kadınların maruz kaldığı şiddet ve baskı hayal edebileceğimizin çok ötesinde; araçlarımızın tüm bunlara mucizevi bir çözüm sunamayacağını biliyoruz. Ama yine de aklımızın bir köşesinde yeniden temasa dair ihtimali tutmaya devam ediyoruz.
Güncel olarak oturumları, Sudan’daki Women Beyond Silence (Sessizliğin Ötesindeki Kadınlar) adlı feminist bir örgütün çalışanlarıyla birlikte yürütüyoruz. Bu süreçte yalnızca bireysel deneyimleri değil, aynı zamanda onların parçası oldukları kolektiflerin örgütlenme pratiklerini, ilişkilenme biçimlerini ve bakım ağlarını da birlikte düşünmeye çalışıyoruz.
Sömürgecilik karşıtı/kesişimsel feminist çerçeveler ve bedensel pratikler aracılığıyla, güçlenmenin yollarını birlikte araştırıyoruz.
Kendi politik gündemleri hâlihazırda kalabalık olan başka feministlerle bir araya gelip, benzer ve farklılaşan deneyimlerimizi paylaşmak her oturumdan sonra içimizi merakla dolduruyor. Bu bizim için çok temel bir ilke: Sabit, sınırları belli, yukarıdan dayatılan bir program modeli değil; birlikte öğrenilen, birlikte kurulan ve her bağlamda yeniden şekillenen bir süreç hedefledik ve böyle sürmesi için uğraşıyoruz. Her grup kendi ihtiyaçları, soruları ve meraklarıyla bu süreci dönüştürüyor. Biz de bu dönüşümün bir parçası oluyoruz.
Bu çalışmayı mayıs ayında, genç kadınlar ekseninde feminist dayanışma ve politik özneleşmeyi kerteriz alan Politics4Her işbirliğiyle SWANA (Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika) bölgesinde sürdürmeye hazırlanıyoruz. Bu coğrafya, farklı bağlamlarda emperyalizm, savaş, zorunlu göç, otoriter yönetim biçimleri ve patriyarkal ilişkilerin kesişimiyle şekilleniyor. Feminist pratikler sayesinde, sınır ötesi feminist dayanışma ağları kurmanın, deneyim paylaşımının ve kolektif bakım pratiklerini güçlendirmenin her şeyden önce “hayati” olduğunu düşünüyoruz.
Uzun vadede ise, bu deneyimlerden beslenen çok dilli bir kolektif bakım ve radikal öz-bakım rehberi oluşturmayı; farklı coğrafyalardan kadınların deneyimlerini bir araya getiren bir feminist dayanışma ağı kurmayı hedefliyoruz. Atölyeler bittikten sonra da devam eden, karşılaşmaların, hareketin ve destek ilişkilerinin sürdüğü bir açıklık.

Bu süreç bize güçlenmenin aktarılabilir bir içerik değil, ilişkisel ve bağlamsal olarak kurulan bir pratik olduğunu yeniden gösterdi. Bakımı bir görev değil, radikal bir politik pratik olarak örgütlemeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki ataerkinin bizi yalnızlaştırmaya çalıştığı her ana karşılık, birbirimize ayırdığımız vakit ve kurduğumuz her küçük dayanışma ağı, hayal ettiğimiz o dünya için kuvvetli bir çabadır.
Mesafeleri aşan, sınırları ihlal eden ve ihtimamla büyüyen bu ağın bir parçası olmak, farklı temas ihtimallerine kapımızı açık tutmak demek.
(BA/EMK)





