BİA ÇOCUK KİTAPLIĞI
Felsefi sorularla dolu bir kitap: Yıldızlara bakan çocuk
Merhamet acımak mıdır, acıtmamak mı?
Mutluluk ve sevgi emek vererek yaratılabilir mi?
İnsan seçimlerinde özgür müdür?
Ölüm bir son mudur yoksa yalnızca bir döngünün aşaması mı?
Bunlar gibi pek çok derin felsefi soruyu sorduran ödüllü bir çocuk kitabından söz edeceğiz: Yıldızlara Bakan Çocuk.
Sevtap Ayhan`ın yazdığı Yıldızlara Bakan Çocuk 2022 Tudem Edebiyat Ödülleri Roman Yarışması`nda Birincilik Ödülünü kazanmış bir eser. Kitap hem konusu hem de biçimsel özellikleriyle nitelikli çocuk edebiyatının güzel bir örneği.
Kitabın konusuna geçmeden önce çocuk edebiyatı ve çocuk gerçekliği üzerine kısaca değinmekte fayda var.
Çocuk edebiyatını kendi başına bir tür kılan özelliklerin başında “çocuk gerçekliği” geliyor. Çocuk gerçekliği, çocuğun yetişkinden farklı olan kendine has algılama, düşünme, anlamlandırma dünyası demek. Bir çocuk dünyayı, insanları asla bir yetişkin gibi görmüyor, olayları bir yetişkin gibi değerlendirmiyor, duygularını bir yetişkin gibi ifade etmiyor. Çocuk edebiyatından beklenen de çocuğun gerçekliğine saygı duyulması. Sevtap Ayhan, Yıldızlara Bakan Çocuk’ta hayatla ve insanla ilgili pek çok konuyu “çocuk gerçekliği”nden hiç kopmadan büyük bir ustalıkla işliyor.
Yazar, tıpkı bir çocuğun dünyası gibi hayalle gerçek arasında bir evren kuruyor. Kitap bu evrendeki Maden kasabasında geçiyor. Madencilerin yaşadığı, yoksulluğun, yoksunluğun, mutsuzluğun ve umutsuzluğun kol gezdiği, ölümün “fıtrat” sayıldığı bir kasaba burası.
Romanın başkahramanı Yola da yoksul, yalnız ve kelimenin her anlamıyla yaralı bir kız çocuğu. Vücudundaki yaralar nedeniyle kasabada “uyuz” diye dışlanan Yola, yıldızlara bakıp sorular sorarak ve hayalindeki Udu kuşlarıyla konuşarak kendisini sakinleştirmeyi başarıyor.
Yola’nın babası yıllar önce madende kaybolmuş, annesi ise şefkat nedir bilmeyen, hayat yorgunu bir kadın. Küçük kız bir silüet halinde hatırladığı babasını özlüyor ve her şeye rağmen annesinde sevgi dolu bir bakış arıyor.
Mutsuzluk içindeki Yola’nın hayatına önce Eşlikçi adında gerçeküstü bir varlık sonra da bildiği hayattan çok farklı yaşamlar süren insanlar katılıyor. Bu insanlardan Nino isimli çocuk, kasaba halkının çalıştığı madenin sahibinin oğlu ve her geçen gün yaşlanmasına neden olan bir hastalığın pençesinde.
Yola sevgiyi ve mutluluğu arıyor, Nino ise yaşamın anlamını ve ölümü sorguluyor. İki mutsuz ve yaralı çocuk birbirlerine dayanarak sorularına yanıt ararken Eşlikçi, bu yolculukta onlara gerçekten eşlik ediyor. Zor olduğu kadar heyecanlı bir serüven bu.
Roman esas derdi felsefe yapmak olmasa da çocuk okurun önüne derin felsefi sorular bırakmasıyla dikkat çekiyor. Hayatı, insanı, duyguları, davranışları kurgunun içinde ince ince sorguluyor.
Ölüm, yas, yoksulluk, şiddet, adaletsizlik gibi acı ve ağır konuları bir çocuk kitabında işlemek ve bunu ajitasyona düşmeden, didaktik bir söyleme kapılmadan yapmak kolay değil. Sevtap Ayhan, Yıldızlara Bakan Çocuk’ta bu konuları çocukları travmatize etmeden ele almayı ustalıkla başarıyor. Kullandığı duru ve şiirsel dil çocuk okura güvenli bir alan sağlıyor.
Romanda edebiyatın iyileştirici gücünü hissediyoruz. Umut, gökten inen, birilerinin sunduğu bir armağan değil, gücünü inattan alan bir duygu. Hayatın zorluklarına ve adaletsizliklerine karşı umudu ve mutluluğu emek vererek kendileri yaratıyor çocuklar. Kitap, merhamet, sevgi, adalet, dayanışma gibi evrensel değerleri yüceltiyor. En çok da merhametin ve iyiliğin gücünü vurguluyor.
Yıldızlara Bakan Çocuk, okuyucusuna içerik açısından doyurucu ve edebi yönden zengin bir okuma deneyimi vadediyor. Bu yazıyı, yazarın romanın başına koyduğu notla bitirelim.
“Ağaç kırıldığı yerden filizlenir ya, çocuk da yara aldığı yerden büyüyor. Kimi o yüzden ince biraz. Kimi kambur ya da inadına dik. O yüzden ışığa sürgünüz, küçüğüm... Bu deli sürgünler işte, hep o yüzden.’
(DEG/FY)