Duvar, müzik ve hafıza: Belfast’ta barışın izinde
Belfast’a barış sürecini araştırmak ya da duvarların izini sürmek için gitmedim. Yolculuğumun nedeni müzikti. Geleneksel müzik ve kültürün buluştuğu Fleadh kapsamında Kürtçe şarkılar söylemek, İrlandalı ve Bask müzisyenlerle müzik yapmak üzere birkaç günlüğüne Belfast’taydım.
Fakat bazı şehirler, insanı oraya götüren nedenden daha fazlasını verir. Belfast da benim için öyle oldu. Şehirden ayrılırken yanımda yalnızca söylediğim şarkıların ve kurduğum yeni dostlukların hatırası değil; duvarlar, mezarlıklar, murallar ve bütün bunların arasında aklıma takılan bir soru vardı: Bir toplum uzun yıllar süren çatışmaların ardından geçmişiyle ne yapar?
Bir mezarlıkta Kürtçe ağıt
Belfast’taki ilk müzik deneyimlerimden biri alışık olduğumuz anlamda bir sahnede değil, Friar’s Bush Mezarlığı’nda oldu. Programda İrlanda Büyük Kıtlığı’na ilişkin anlatılar, şiirler ve ezgiler vardı. Ben de orada Kürtçe bir ağıt söyledim.
Başka bir halkın tarihsel acılarının anıldığı bir yerde kendi dilimde ağıt söylerken, müziğin bazen ne kadar az açıklamaya ihtiyaç duyduğunu düşündüm. Dinleyenlerin büyük bölümü Kürtçe bilmiyordu; ben de İrlanda’nın bütün şarkılarını ve hikayelerini bilmiyordum. Ama yasın, özlemin ve kaybın sesini anlamak için her zaman aynı dili konuşmak gerekmiyor.
Barış geldiyse duvar neden hala duruyor?
Bir akşamüstü taksi beni Cupar Way’deki Barış Duvarı’nın (Peace Wall) önünde bıraktı. Duvar boyunca yürüdükçe resimler, grafitiler, isimler ve dünyanın farklı yerlerinden insanların bıraktığı barış mesajları birbirini takip ediyordu. Belfast’a gelmeden önce bu duvarların varlığını biliyordum; ama önlerinde yürümek başka bir duygu yaratıyordu.
Belfast’ta aslında tek bir Barış Duvarı yok. Şehrin farklı noktalarında milliyetçi ve birlikçi mahalleleri birbirinden ayıran duvarlar ve fiziksel sınırlar bulunuyor. Benim yürüdüğüm bölüm Falls Road ile Shankill Road arasındaki Cupar Way’deydi.
Bu duvarların arkasında Kuzey İrlanda’nın “Çatışmalar Dönemi” (The Troubles) olarak anılan yakın tarihi var. 1960’ların sonlarından 1998’e uzanan süreç yalnızca Katolik-Protestan ayrımıyla açıklanamayacak; Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsü, milliyetçi ve cumhuriyetçi hareketlerle birlikçi ve sadıkçı hareketler arasındaki siyasal mücadele, paramiliter örgütler ve Britanya güvenlik güçlerinin de dahil olduğu uzun bir çatışma dönemiydi. 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması, barış sürecinin temel dönüm noktası oldu.
Aradan neredeyse otuz yıl geçti. Belfast değişti, yeni kuşaklar büyüdü. Ama duvarların bir bölümü hala ayakta. Yürürken aklıma takılan soru da buydu: Barış geldiyse duvar neden hala duruyor?
Belki de cevabı yalnızca siyasette aramamak gerekiyor. Çünkü duvarlar bazen ayırmak için inşa edilirken zamanla başka bir şeye de dönüşebiliyor: bir hafıza mekanına.

“Prepared for Peace. Ready for War.”
Belfast’ın duvarlarında yalnızca barış mesajları yoktu. Gördüğüm murallardan biri özellikle aklımda kaldı. Silahlı ve maskeli figürlerin yanında büyük harflerle şu sözler yazıyordu: “Prepared for Peace. Ready for War.” Barışa hazırlıklı. Savaşa hazır.
İlk bakışta birbirini bozan iki cümle gibi duruyordu. Fakat Belfast’ın yakın tarihini düşündükçe, barış süreçlerinin en zor taraflarından birini belki de tam bu çelişkinin anlattığını düşündüm. Silahların susmasıyla insanların birbirine güvenmeye başlaması aynı şey değil. Bir anlaşma imzalanabilir, çatışmalar sona erebilir; yıllarca biriken korkunun ve güvensizliğin ortadan kalkması ise çok daha uzun sürebilir.
Belfast’ın duvarlarında Kürtler
Barış Duvarı’ndan sonra yürüyerek, Uluslararası Duvar olarak da bilinen Dayanışma Duvarı’na (International/Solidarity Wall) ulaştım. Burası Barış Duvarı’ndan farklı bir alan. Belfast’ın hikayesine burada dünyanın başka yerlerindeki mücadelelerin hikayeleri de ekleniyordu.
Nelson Mandela’dan Filistin’e uzanan muralların arasında Kürtlerle ve Kürdistan’la dayanışmayı anlatan çalışmalar da vardı. Onları görmek benim için ayrıca anlamlıydı. Birkaç saat önce aynı şehirde Kürtçe şarkılar söylemişken, şimdi Kürtlerin hikayesinin Belfast’ın duvarlarında karşıma çıkması beklemediğim bir karşılaşmaydı.
Her halkın tarihsel deneyimi kendine özgü. Ama Belfast’ın kendi hafızasının yanında başka halkların mücadelelerine de yer açması, bu duvarları benim için daha dikkat çekici hale getirdi.
Geçmiş bir müzenin içinde değil
Oradan Falls Road’a doğru yürüdüm. Murallar burada artık tek tek sanat eserlerinden çok mahallenin görsel dili gibiydi.
Akşam saatlerinde Sevastopol Caddesi’ne ulaştığımda Sinn Féin binası kapanmıştı; hemen yanındaki Bobby Sands muralı ise mahallenin gündelik hayatının ortasında duruyordu.

1981’de Maze/Long Kesh Cezaevi’ndeki açlık grevinde yaşamını yitiren Bobby Sands, cumhuriyetçi hareketin en güçlü sembollerinden biri. Fakat muralın önünde beni etkileyen yalnızca Bobby Sands’in büyük portresi değil, onun bulunduğu yerdi. Bir müzenin içinde değildi. Arabalar geçiyor, insanlar evlerine dönüyor, gündelik hayat muralın önünden akıp devam ediyordu.
Geçmiş burada bir vitrinin arkasına kaldırılmamıştı; hala sokağın içindeydi.
Ertesi sabah yolum bu kez Shankill’e düştü. Festival programımız kapsamında Shankill Graveyard’da Kürtçe şarkılar söyledim. Bir gün önce Falls Road’un cumhuriyetçi hafızasının içinde yürümüşken, ertesi gün aynı şehrin geçmişini başka bir yerden anlatan Shankill’de bulunmak Belfast’ı anlamaya çalışırken benim için önemliydi.
O gün müzik yolculuğumuz Belfast Castle’da devam etti. İrlandalı ve Bask müzisyenlerle bu kez tarihi kalenin bulunduğu tepede yeniden bir araya geldik.
Amed’den Belfast’a
Belfast’ta karşılaştığım insanların sıcaklığı ve nezaketi de bu yolculuktan bende kalanlardan biri oldu. Bu duygu bana mayıs ayında Amed’de katıldığım Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’nu hatırlattı. Orada Kalabriyalı ve Bask müzisyenlerle sahne almıştım; Belfast’ta İrlandalı ve Bask müzisyenlerle yeniden müzik yaparken benzer bir yakınlık hissettim.
Kürtlerin ve İrlandalıların tarihsel deneyimleri elbette aynı değil. Ama kimlik, dil, hafıza ve barış etrafındaki hikayelerinde bana tanıdık gelen yanlar vardı. Belki de bu nedenle İrlandalıların sıcaklığında da kendime yakın bir şey buldum. Birkaç gün içinde kurulan sohbetler, birlikte yapılan müzik, yeni dostluklar… Şehrin ağır geçmişinin yanında yaşayan, gülen, müzik yapan ve misafirini içtenlikle karşılayan başka bir Belfast da vardı. Müzik ise bütün bu farklılıkların arasında yan yana durabileceğimiz ortak bir alan açıyordu.
Belfast’tan Türkiye’ye kalan soru
Belfast sokaklarında yürürken bütün bunları Türkiye’de bugün yeniden konuşulan barış arayışlarından bağımsız düşünemedim. Kürt meselesinin çözümü, barış ve bunun için gerekli hukuki adımlar yeniden gündemde.
Kuzey İrlanda ile Türkiye’nin tarihsel ve siyasal koşulları elbette farklı. Belfast’ı Türkiye için hazır bir model olarak görmek de istemiyorum. Ama orada gördüklerim, barışın yalnızca bir anlaşmayla ya da silahların susmasıyla tamamlanmadığını düşündürdü.
Bir yasa çıkarılabilir, silahlar susabilir, siyasal aktörler aynı masaya oturabilir. Bunların her biri hayati adımlar. Sonrasında ise güvenin yeniden kurulması, farklı hafızaların kendilerine yer bulabilmesi ve insanların birbirinin hikayesini duyabilmesi gerekiyor.
Belfast’tan ayrılırken aklımda yeniden o mural vardı: “Prepared for Peace. Ready for War.”
Türkiye’de barışın yeniden konuşulduğu bugünlerde, Belfast’tan yanıma aldığım soru da buydu: Bir toplum barışa hazırlanırken, “savaşa hazır” olmayı ne zaman geride bırakır?
(SA/FY)
Taş, ses ve hafıza: Endülüs'te Ziryab'ın izinde
"Varlığımı çok güçlü hissettiğim bir yerdir Kürtçe"
Londra’da yetenekli bir luthier*: Erdal Yapıcı
Galler PEN İlhan Çomak'a "Uluslararası Onursal Üyeliği" verdi
Ahmed Arif Ve Cemal Süreya’yı Anlatan Oyun Avrupa Turnesine Çıkıyor