Çocuklara barış şarkıları öğreten komşumuz: Bilgesu Erenus
Bilgesu Erenus’u yalnızca tiyatro yazarı, sanatçı ya da bir aktivist olarak anlatmak eksik kalır. Çünkü O’nun yazdıklarıyla yaşadıkları arasında neredeyse hiç mesafe bırakmamış olmasındaki farklılığına tanıklık etmiştim. Eşitlik, adalet, barış ve özgürlük üzerine yazdığı her cümleyi, gündelik hayatının en sıradan anlarında bile yaşamaya çalışan insanlardandı.
Büyükada’da yıllarca komşuyduk.
İkiz kızlarım henüz yedi, belki de altı yaşlarındaydı. Bugün on dokuz yaşındalar. Bilgesu Hanım ise neredeyse her gün evimizin önünden geçerdi. O kısa karşılaşmalar çoğu zaman uzun sohbetlere dönüşürdü. Çocuklarla konuşmayı severdi; onların gözlerinin içine bakarak dinlerdi. Çoğunlukla çocukların konu olduğu (henüz bebek olan kendi torunundan da mutlulukla bahsederdi) bu sohbetlerimizden birinde, “İsterseniz çocuklara şarkılar öğretebilirim. Adadaki diğer çocuklarla birlikte bir tiyatro oyunu da hazırlayabiliriz.” dedi.
Şaşırmıştım.
“Gerçekten vakit ayırır mısınız?” diye sordum. Hiç tereddüt etmeden, “Mahalledeki çocukları toplayın.” dedi. Ve gerçekten de dediğini yaptı. Çocukları düzenli olarak kendi evinde toplamaya başladı. Haftalar boyunca onlarla çalıştı. Onlara barış şarkıları öğretti. 1 Eylül Dünya Barış Günü için kendi yazdığı bir çocuk oyununu hazırladı. Ben oyunun metinlerinin çıkışlarını alıp çoğaltarak kendisine ulaştırıyordum; çocuklar prova yapıyor, hatta kendisinin alt komşusu olan tiyatro ve sinema oyuncusu Esin Eden’i de sürece katarak çocuklara eğlenceli vakitler geçirtiyor; sabırla her biriyle tek tek ilgileniyordu. Sonunda Büyükada sokaklarında, 1 Eylül Dünya Barış Günü için çocukların söylediği şarkılar yankılandı. Başka bir gün de kendi evinde hazırladığı çocuk oyunu sahnelendi.
Bugün geriye dönüp baktığımda bunun büyüleyici bir şey olduğunu daha iyi anlıyorum. Türkiye’nin önemli bir tiyatro yazarı, sanatçısı hiçbir beklentisi ya da görünürlük derdi olmadan mahalledeki çocuklara uzun vakitler ayırarak, haftalarca emek veriyor; onlara barışı, dayanışmayı ve birlikte üretmeyi öğretiyordu.

Bazı insanlar vardır. Onların her fikrine katılmayabilirsiniz ya da katılabilirsiniz. Yazdıkları her oyunu beğenmeyebilirsiniz. Söyledikleri her türküyü sevmeyebilirsiniz. Bazen de benzer şeyleri yıllarca söylemelerini fazla ısrarcı, hatta sıkıcı da bulabilirsiniz. Ama O insanın hayatını gerçekten inandığı değerler üzerine kurduğunu, samimiyetini bilirsiniz. Bilgesu Erenus böyle bir kadındı. Onun söylediği bozlakları herkes sevmeyebilirdi. Yazdığı her tiyatro oyunu sahnelenmeyebilirdi. Ama belli ki O, popüler olmak için yazmamış; alkış almak için söylememişti. Eşitlik, adalet, özgürlük ve barış hayalini savunduğu için yazmış, söylemiş ve mücadele etmişti.
Bu tutarlılık bazen inatçılık gibi görünebilir; bazen de romantik… Ama insan, böyle bir yaşam karşısında derin bir samimiyet duygusuna kapılmadan, saygı duymadan edemiyor. Çünkü Bilgesu Erenus’un söyledikleriyle yaşadıkları birbirini doğruluyordu. Bu tutarlılığı gösteren başka bir anımı da hâlâ gülümseyerek hatırlıyorum: İstanbul Üniversitesi’nde araştırma görevlisi arkadaşlarım demokratik ve mesleki hakları için Fen Fakültesi amfisini işgal etmişlerdi. Taleplerini duyurabilmek için geceyi de orada geçireceklerdi. Ben ise kızlarım çok küçük olduğu için gidip yanlarında olamıyordum. O sırada arkadaşım Hakan Güneş’le telefonda konuşuyorduk. “Gece uzun olacak.” dedi. “Acaba arkadaşlar için moralli ve keyifli olması için bir sanatçı falan mı çağırsak?” Aklıma ilk gelen isim Bilgesu Erenus oldu. “Çok yakınımda oturuyor. Hemen arayayım.” dedim. Telefon ettim. Hiç düşünmeden kabul etti. Herhangi bir ayrıntı sormadı bile… Dayanışma gerekiyorsa orada olmalıydı. Onun için mesele buydu. Gitti. Her zamanki gibi hak arayan insanların yanında olmayı seçti. Sonrasında, bugün hâlâ gülümseyerek hatırladığım bir telefon geldi Hakan’dan. “Bilgesu Erenus çok güzel söylüyor…” dedi. “…ama araştırma görevlileri zaten uykusuz. Bir de bozlak söyleyince herkesin uykusu geldi.” diye takılarak teşekkür etti.
Aslında bu küçük tanıklık bile Bilgesu Hanım’ı anlatmaya yetiyor. Bozlaklar O’nun için bir türkü olmanın ötesinde, Anadolu topraklarının duygusu, direnişi, hafızasıydı belli ki. Dinleyenlerin uykusu gelmiş olabilirdi ama O, yine inandığı şeyi yapmıştı. Bilgesu Erenus için sanat sadece eğlence değil, dayanışmanın bir biçimiydi sanki.
Yıllar geçti.
Bilgesu Hanım'ın son yıllarında demans hastalığının yaşamını giderek zorlaştırdığını görüyorduk. Artık çoğu insanı tanımıyordu. Zaman zaman karşılaştığımızda gerçekten hatırlayıp hatırlamadığını anlayamıyordum. Ama ne zaman evimizin önünden geçse, sanki o sıcak komşuluğu hatırlıyor hissini veriyordu hep. Kısa bir sohbet ediyor, her zamanki inceliğiyle birkaç cümle söylüyor ve sonra yardımcısıyla birlikte yoluna devam ediyordu. Belki adımızı hatırlamıyordu. Belki geçmişte yaşadığımız küçük ama iz bırakan anıları da… Ama insanın karakteri, hafızasından daha uzun ömürlü olabiliyordu demek. Bilgesu Hanım'ın nezaketi, insanlara duyduğu ilgi ve ilişki kurma biçimi hastalığın bile silemediği kadar derinmiş. Bugün geriye dönüp baktığımda, O’nu yalnızca oyunlarıyla ya da romanlarıyla değil, evimizin önünde durup "Nasılsınız?" diye sormayı hiç unutmayan o zarif komşu olarak da hatırlıyorum.
Evet, Bilgesu Erenus artık aramızda değil. Ama geriye yalnızca kitapları, oyunları ya da türküleri kalmadı. Bir zamanlar Büyükada’da çocuklara barış şarkıları öğreten kadın kaldı. Hak arayan gençlerin yanına hiçbir karşılık beklemeden koşan kadın kaldı. Hayatını inandığı değerlerle yaşamaya çalışan, bunun bedelini ödemekten çekinmeyen kadın kaldı. Bazı insanlar hem eserleriyle hem de bizzat hayatıyla hatırlanır. Bilgesu Erenus bu insanlardan biri. O’nu tanımış olmak, aynı sokaklarda yürümüş olmak ve çocuklarımızın hayatına dokunuşuna tanıklık etmiş olmak, geride büyük bir şükran ve saygı duygusu bırakıyor.
Işıklar içinde uyusun.
(SUÇ/NÖ)