Viktor Orbán’ın Macaristan genel seçimlerinde yenilgiyi kabul etmesinden dakikalar sonra, çoğunluğu genç olan on binlerce insan büyük bir coşku içinde Budapeşte sokaklarına döküldü. Hiç tanışmayan insanlar birbirleriyle çak yaptı, kol kola girdi, şarkılar söyleyip Szabad Magyarország! (Özgür Macaristan) ve yeniden canlanan 1956 devrim sloganı Ruszkik haza (Ruslar evine!) sloganları attı. Kendimi “O gitti, işi bitti! Kim olduğunuzu hiç bilmiyorum ama sizi çok seviyorum!” diyen coşkulu bir gencin kollarında buldum.
Macaristan seçim tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir gecede, rejimin yenilgisi tüm boyutlarıyla ortaya çıkınca, korna seslerinin kakofonisi ve tezahürat yapan ve slogan atan gruplar eşliğinde insanlar AB bayrakları ve üç renkli Macar bayrağını salladı, otobüs duraklarının üstüne çıktı, Fidesz'in seçim afişlerini söküp parçaladı ve ayaklarıyla ezdi.
Kutlama yapan genç, kentli sol-liberal kitlelerin çoğunun oy verdikleri Tisza partisinden daha radikal, daha ilerici ve daha kozmopolit olduğuna şüphe yok. Ancak 16 yıllık yolsuzlukla dolu kötü yönetim ve demokrasinin gerilemesinin ardından, bu seçim ya hep ya hiç niteliğindeydi; Tisza’nın seçim sloganı Most Vagy Soha! (Ya Şimdi Ya Asla) bunu özetliyordu. Her ne kadar bazı çekinceler olsa da Péter Magyar’ın zaferinin umudu yeniden canlandırdığına ve liberal olmayan bir demokraside otokratik yönetimin yenilmezliği ve kaçınılmazlığı yanılsamasını ortadan kaldırdığına şüphe yok.
Rejimin küçük düşürücü yenilgisinin yarattığı coşkunun ve Orbán’ın mağlup ve güçsüz kalışının sunduğu manzaradan duyduğumuz filtrelenmemiş anlık tatminin ötesinde, demokratik düzeni yeniden tesis etme görevi, yani verilen zararı telafi etmek ve umudu canlı tutmak, hâlâ çok zorlu bir görev.
Macaristan Helsinki Komitesi, demokrasinin yeniden tesis edilebilmesi için temel hakları ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen baskıcı uygulamaların ortadan kaldırılması ve bağımsız medya ile etkili denge ve denetim mekanizmaları da dahil olmak üzere kurumların yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguladı: “Bu, hem bir fırsat ve hem de bir sorumluluk anı: Demokratik yenilenme seçimlerle başlar, ancak bunun hayata geçirilmesi, seçimlerden sonraki dönemde gösterilecek sürekli bir kararlılığa bağlıdır.”
Kutlamaların ertesi sabahında yayımlanan bir açıklamada Human Rights Watch (HRW) da benzer şekilde yeni hükümete, “yıllar süren gerilemenin ardından temel hakları yeniden tesis etmek, kötüye kullanılan yasa ve kurumları ortadan kaldırmak ve demokratik kurumları güçlendirmek için derhal adım atma” çağrısında bulundu. Yargı bağımsızlığının yeniden sağlanması, kararnameyle yönetimin sona erdirilmesi ve eleştirmenleri hedef almak için kullanılan yasaların yürürlükten kaldırılması gerektiğini belirtti.
Fidesz’in 2010’da açık farkla elde ettiği zaferinden bu yana – Viktor Orbán’ın “sandıkta devrim” ve “ulusal birlik için yeni bir rejim” ilan ettiği dönemden itibaren – iktidar partisi kaba bir yerlici siyaset anlayışını devletin ele geçirilmesiyle birleştirdi ve derin yolsuzluğu kurumsallaştırdı; dost ve aile çevrelerinden oluşan oligark ağları, devlet kaynaklarını engelsiz biçimde yağmaladı. Avrupa Birliği’nin uzun süre etkili bir engelleme ortaya koyamaması nedeniyle, rejim gözler önünde demokrasinin liberal unsurlarını sistematik biçimde ortadan kaldırdı. Avrupa Komisyonu uyandığında, Macaristan’daki devlet ele geçirme süreci her yönüyle fiilen tamamlanmıştı.
Meşru muhalif figürler düzenli olarak ulusun düşmanı, uluslararası komploların piyonları olarak tanımlandı; keyfi iktidar uygulamalarına karşı çıkan sivil toplum aktörleri ise rejim yanlısı medya tarafından paralı ajanlar ve hainler olarak damgalandı ve istihbarat servislerinin yasa dışı gözetimine maruz bırakıldı.
Orbán’ın sert yerlilikçiliği ve “etnik homojenliği” koruma gerekliliğine dair tekrarlanan tiradları, devlet kontrolündeki medyanın yıllardır sürdürdüğü amansız göçmen karşıtı resmi propaganda ile birleşerek düşmanlık ve ırkçılığın toksik bir şekilde normalleşmesine yol açtı. 2022’de, Batı Avrupa’nın “karma ırklı dünya”sına karşı Macaristan’ın böyle bir ülke olmadığını söylemesi geniş çaplı tepkilere neden oldu.
Ülkedeki azınlıklar söz konusu olduğunda Orbán, Macaristanlı Romanları tarihsel bir yük olarak nitelendirdi ve 2020’de okul ayrımcılığına ilişkin bir dava sonrasında şöyle konuştu: “Bir azınlığın kendini evinde hissetmesi için çoğunluğun kendi kasabalarında, köylerinde ya da vatanlarında kendilerini yabancı hissetmesi söz konusu olamaz. Bu kabul edilemez. Ve ben başbakan olduğum sürece böyle bir şey olmayacak. Çünkü burası yerli halkın ülkesi…”
Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Macaristan’ın artık tam anlamıyla bir demokrasi olarak görülemeyeceğini belirten bir kararı kabul etti; Macar hükümetinin Avrupa değerlerini zayıflatmaya yönelik “kasıtlı ve sistematik çabalarını” kınadı ve Avrupa Konseyi ile Komisyon’un yeterince kararlı davranmamasının ülkede “seçimli otokrasiye dayalı hibrit bir rejimin” ortaya çıkmasına katkı sunduğunu ifade etti.
“Ülkemizi bu suç örgütünden geri alma zamanı geldi”
Birçok kişi için geçen pazar günü yapılan seçimlerde rejimin yenilgisi, 1990’daki devlet sosyalizminden çıkış süreci kadar tarihsel bir an olarak görüldü. Kutlama yapanlar arasında, Şubat ayında siyasi motivasyonlu bir davada bir kamu görevlisine karşı toplu şiddet suçlamasıyla yargılanan 75 yaşındaki Metodist papaz Gábor Iványi de vardı. Iványi, “Hayatımda ikinci kez bir rejim değişiminin coşkusunu yaşıyorum—yolsuz ve insanlık dışı bir rejimin çöküşü” dedi ve “yenilenen bir Macaristan’ın en kırılgan kesimlere nasıl sahip çıkılacağı konusunda örnek olmasını” umduğunu belirtti.
Tarihçi Krisztián Ungváry ise ertesi sabah hissettiklerini şöyle ifade etti: “Üzerime giderek güçlenen acı dalgaları çarpıyor. İstismarcı bir ilişkiden kurtulmuş olmamıza sevinmem gerekirken, o saf sevinci hissedemiyorum. Bu on altı yılın acısı içimde yeniden yüzeye çıkıyor. Kendi kaderim nedeniyle değil: işyerimin yok edilmesine katlandım, yıllarca işsiz kaldım, hakaretlere alıştım ve sansür ile dışlanmayı bir tür tanınma, hatta ayrıcalık olarak görmeye başladım.”
Ungváry, rejimin eğitim ve sağlık sistemine verdiği büyük zararı ve kamusal hayatı zehirlemesini unutamayacağını söyledi: “Yıkılan geçim kaynaklarını, Facebook paylaşımları nedeniyle yapılan ihbarları, kurumsallaşmış korku sistemini, sinsi tehdit ortamını, uyuşturucu ve çocukların alınacağı tehdidiyle yapılan oy satın alma düzeneklerini unutamam.”
Önümüzdeki görev son derece zor olsa da seçim zaferi büyük bir adım anlamına geliyor. Péter Magyar’ın Tisza partisiyle üçte iki çoğunluk elde edebileceği fikri, 2024’te “Adım adım, tuğla tuğla vatanımızı geri alıyor ve egemen, modern, Avrupa’ya ait yeni bir ülke kuruyoruz” dediğinde çoğu kişi için düşünülemezdi.
Magyar, 2024’te Tisza’nın başına geçtiğinden bu yana partiyi hayal kırıklığına uğramış muhafazakârlardan oluşan küçük bir yapıdan, 20 binden fazla üyesi olan kitlesel bir muhalefet hareketine dönüştürdü. Mayıs 2024 Avrupa seçimlerinde Tisza, yaklaşık yüzde 30 oy alarak ikinci oldu ve Brüksel’de yedi sandalye kazandı.
Merkez sağdaki parti, belirli bir etiketle tanımlanmaya direndi ve ideoloji konusunda muğlak kaldı ve bu pek çok kişi tarafından, muhafazakar ve liberal değerler arasında ustaca manevralar yapan Magyar'ın kendi politikasının bir uzantısı olarak nitelendirildi. Kampanya boyunca Magyar, “kültür savaşı” tartışmalarına girmekten kaçındı, böylece Fidesz’in propaganda alanını daralttı; yasadışı göçle mücadele edeceğini ve Fidesz’in aile desteklerini sürdüreceğini söyledi. Tisza, yolsuzlukla mücadeleye, AB ile ilişkilerin normalleştirilmesine ve dondurulan milyarlarca avroluk fonun serbest bırakılmasına, ayrıca sosyal konut, eğitim ve sağlık yatırımlarına odaklandı.
Her şeyden önemlisi Magyar, daha iyi bir gelecek umudu ve sistem değişikliği ihtimalini dile getirdi. Kasaba ve köylerde yürüttüğü yoğun kampanya ve ulusal televizyonlardan dışlanmasına rağmen sosyal medyayı etkili kullanması sayesinde, yurtseverlik kavramını yeniden sahiplenerek daha insani bir Macaristan vizyonuyla ilişkilendirdi.
Buna karşılık Fidesz’in kampanyası yılgın görünüyordu. “Her zamanki düzenin” devamını vaat eden ve dış tehditler üzerinden korku yaratan söylem, ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon ve sağlık ile eğitim altyapısındaki bozulmadan yorulan seçmenleri ikna edemedi.
Seçim günü yaklaştıkça ve Fidesz anketlerde geriye düştükçe, iktidar partisi casusluk iddiaları, devlet görevlilerinin tehdit ve şantajları, Rusya müdahalesi iddiaları, mitinglerde fiziksel saldırılar ve yoksul bölgelerde oy satın alma ve seçmen baskısı gibi çok sayıda skandal ve tartışmanın ortasında kaldı.
Üstüne üstlük ABD Başkan Yardımcısı Vance, Orbán’ı desteklemek üzere ortaya çıktı ve AB’yi hiç de ironi yapmadan bir ülkenin seçimlerine yönelik en kötü dış müdahale örneklerinden birini sergilemekle suçladı. Buna karşılık Péter Magyar, “Hiçbir yabancı ülke Macaristan seçimlerine müdahale edemez. Burası bizim ülkemiz. Macaristan’ın tarihi Washington’da, Moskova’da ya da Brüksel’de yazılmıyor – Macaristan’ın sokaklarında ve meydanlarında yazılıyor” dedi.
Zaman kaybına yer yok
Zafer konuşmasında Magyar, Cumhurbaşkanı’na “hükümeti kurması ve ardından görevden ayrılması” çağrısında bulundu ve “tüm kuklalarının da aynısını yapmasını” istedi. Ertesi gün yaptığı basın toplantısında ise parlamentonun 5 Mayıs’a kadar toplanması gerektiğini söyledi: “Kaybedecek zaman yok, ülke Orbán hükümeti tarafından soyuldu, borçlandırıldı ve yıkıma uğratıldı.”
Macaristan'ın yerinin Avrupa Birliği'nde olduğunu tekrar vurguladı ve dondurulmuş milyarlarca avronun serbest bırakılması için müzakerelere başladığını duyurdu. Bu amaçla, Avrupa Kamu Savcılığı'na katılacağını, basın özgürlüğünü garanti edeceğini ve akademik özgürlükleri yeniden tesis edeceğini belirtti. Adalet konusuna gelince, Viktor Orbán'ın hapse girip girmeyeceği sorulduğunda Magyar, “Eski bir başbakanın hapse girip girmeyeceğine karar vermek bir politikacının, bir başbakanın veya bir parti başkanının işi değildir” dedi ve “yeni hükümetin görevi, soruşturma makamlarının ve yargının bağımsızlığını ve işleyişini sağlamaktır” diye ekledi.
Gençlerin umutları ve ne yapılması gerektiği konusunda ise belki de en isabetli sözler, 18 yaşındayken lise öğrencilerinin önderlik ettiği bir protesto gösterisinde yaptığı sözlü çıkışla rejimi ilk kez öfkelendiren aktivist Lili Pankotai’ye aitti.
O, işten atıldığı, mahkemeye çağrıldığı, devlet medyası tarafından alçakça ve kadın düşmanı propagandalara maruz kaldığı ve uydurma suçlamalarla devlet güvenlik güçleri tarafından soruşturulduğu son üç yıl boyunca, Tisza'da üçte iki çoğunluk elde etmek için yılmadan kampanya yürüttüğünü hatırlattı. Pazar günkü sonuçların ardından, Pazartesi sabahı yine hükümete eleştirel bir “muhalefet” üyesi olarak uyanacağını güvenle söyleyebildi, çünkü Fidesz rejimini devirmek ötesinde, “Yapılacak işler var, değerli yurttaşlar! Yeni bir anayasa, kamu idaresinin yeniden düzenlenmesi, çoğulcu bir demokrasinin kurulması — ve liste uzayıp gidebilir. Dans ve iş daha yeni başlıyor! Ancak bundan sonra gerçek bir rejim değişikliğinden söz edebiliriz, çünkü önümüzde daha uzun ve daha zorlu bir yol uzanıyor.” (BR/Mİ/VK)


