1990’lardan başlayarak Bienalizasyon terimiyle de tanımlanan, günümüzde sayıları beş kıtada 270’e ulaşan Bienal neden bu denli önemli ve ilgi çekici?
Ve neden özellikle son yıllarda yapılan bienaller siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal ikilemlerin ve tartışmaların içine çekiliyor? Neden Bienal Fenomeni ya da Bienalizasyon gibi popüler medya odaklı kavramlarla nitelendiriliyor?
İstanbul Bienali
İki yılda bir yapılan kültür ve sanat etkinliği olarak düzenlenen Bienal küresel bağlamda geçerli, tarihsel yapısıyla ülke ve kentlere görünürlük, ilgi, saygı ve kuşkusuz turistik gelir kazandıran, siyasal, ekonomik, toplumsal gelişme ve değişimlere göre çeşitli sergi, gösteri, performans, konferans gibi biçimlerde gerçekleştirilen bir etkinliktir.
Bienal yapımcısı resmi ya da özel kurum ve kuruluşlar, bireyler ya da bağımsız girişimlerdir. Bu yapımcı ve girişimciler bienalin bu olumlu tarihsel ve güncel işlev ve gücünü kullanarak ve benzer büyük etkinliklere karşı daha önemli bir seçenek olduğunu varsayarak bulundukları ülkenin ya da kentin küresel bağlamda sanat ve kültür gücünü ve önemini ortaya koymayı amaçlarlar; aynı zamanda ülke ve kentin ekonomisine katkı sağlayacağına inanırlar.
Bienal yapımcıları bu sanat ve kültür kurumunun ardındaki mantığı, bilinen ya da yeni formatları ve modelleri, iş birliği yaptıkları küratörlerin, danışma kurullarının bu etkinlikleri yapılandırma amaçlarını, stratejilerini ve görüşlerini ve de kuşkusuz resmi ya da özel destekçilerinin görünürlük haklarını benimsemek, savunmak ve desteklemek zorundadır; bu açıdan bienalin gerçekleşmesine katkı sunan işlevsel, siyasal, ekonomik, sanatsal, bilimsel, teknik v.d. tüm altyapılar bienallerin tüm oluşum ve sürdürülebilirlik süreçlerinde bienal yapımcılarının sorumluluk alanına girer
Kültür endüstrisi
Sonuçta bir ülke ya da kent için bir bienal başlatmak ve bu bienalin sürdürülebilir bir etkinlik olmasını sağlamak bienal yapımcısı kimler ya da kim olursa olsun tarihsel değer kazanması gereken bir sanat ve kültür etkinliğinin tüm işlev, özellik ve gerekliliklerini yerine getirecek güçte olduğunu iddia ve taahhüt ediyor demektir.
İddia taşımadığı bir niteliği, kendinde var olmayan bir yeteneği varmış gibi gösterme çabası olmamalıdır. Taahhüt de bir işi yapmayı veya belirli bir yükümlülüğü yerine getirmeyi resmî olarak sözleşme ile üstlendikten sonra bu görevi sürdürebilmektir.
Neo-kapitalist düzende bienal de diğer bütün sanat ve kültür etkinlikleri gibi bu düzenin içinde yer alıyor. Yapay zeka küresel ekonomide kültür endüstrisi için şöyle yanıt veriyor: Küresel ekonomide kültür endüstrisi, sanat, medya, eğlence, moda ve tasarım gibi kültürel ürünlerin rasyonel bir şekilde üretilip metalaştırıldığı, büyük ekonomik değer yaratan devasa bir sektördür. Frankfurt Okulu (Adorno ve Horkheimer) tarafından ortaya atılan bu kavram, günümüzde yaratıcı endüstriler (reklam, yazılım, film, TV vb.) olarak da adlandırılmakta ve küresel pazarlamada, tüketim kültürünün yaygınlaşmasında ve istihdam yaratımında kilit rol oynamaktadır.
Kültür endüstrisi içinde üretilen bienal, küresel sanat üretiminin yayılması için bir sistem ve geniş bir kitlenin sanat eserlerini değerlendirmesi için bir olanak sağlar.
Sanat eserlerinin ilişkisel estetiği ve eleştirel içeriği aracılığıyla insanlar, önemli kavramları, fikirleri, ifadeleri takip etmeye, yorumlamaya ve çağdaş sanat konularının tartışmalarına katılmaya davet edilir. İster istemez çağdaş sanat üretiminin ve bienalin doğasında bunun da yer aldığını söyleyebiliyoruz.
Bu ancak bienal küresel sanat piyasalarının hegemonyası içinde sunulduğunda ve algılandığında geçerli olur; bu durumda katılımcı sanatçıların geniş kitle için ürettiği yapıtların değerinde bir olumsuzluk ortaya çıkabilir.
Eğer çağdaş sanatın üretim sistemi İlişkisel Estetik ise, sivil toplum, ülke politikası ve ekonomik süreçlerle organik ilişkisi kaçınılmazdır.
Sanatçıların daha geniş kitleyi siyasi, sosyal ve kültürel sorunlar konusunda bilinçlendirme hedefi, bienal gibi etkinlikleri gerektirirken bu özelliğin öne çıkması. Kariyerim boyunca görev aldığım bienallerde inancım ve söylemim buydu.
Katıldığım ve görev aldığım bienaller arasında İstanbul Bienali 1987-1989, Venedik Bienali Türkiye Pavyonu (5 kez), Orta Asya ve Azerbaycan Pavyonu, Bükreş Bienali, Sinopale, Çanakkale Bienali yer alıyor. Hepsinde çoğunlukla mali ve pratik sorunların yanı sıra siyasi, ekonomik ve kültürel sorunlar da vardı.
Bu sorunlar, kültürün özel sektör politikaları için bir araç olarak kullanılması ve bienalin, eleştirel içeriğine rağmen, kültürel bir endüstri sistemi olarak araçsallaştırılması; demokrasisi zayıf ülkelerde özgür ifade işlevinin engellenmesi; bienal kamu parasından yararlanamıyorsa ve özel sektörün desteğine ihtiyaç duyuyorsa, asal işlevinin tehlikeye girmesi olarak özetlenebilir.
İstanbul Bienali'ni örnek alalım. Bienaller hakkındaki tüm düşüncelerimi İkiyılda Bir adlı 2010 yılında yayınlanan kitabımda dile getirdim.
Her dönemde seçkin uluslararası küratörler davet edildi; önemli sanatçıların eserleri sergilendi, önemli bir eleştirel birikim oluştu; birçok sanatçı bu bienal sayesinde kariyerlerinde ilerleme kaydetti. Anadolu kentlerinde gerçekleştirilen bienaller için örnek oldu. IKSV'nin sürekli bir danışman, uzman ve sanatçı çevresiyle çalıştığı ve ücretli olsa da ziyaretçi sayısının çoğaldığı gözlemlenmektedir.
İstanbul 16 milyonluk bir mega kenttir; bu, kutuplaşmış heterojen bir nüfustur; bu kitleyi yönlendirmek oldukça güçtür. Bu olumlu bakış yanında olumsuzlukları da açıklamak gerekiyor. Uzunca bir süredir bienalin kavramsal çerçevesinin Türkiye'deki demokrasi sorunlarından etkilendiğini gözlemliyoruz.
Küratörler söylemlerini kısıtlıyor ve davet ettikleri sanatçılar eleştirel içerik sunsalar bile güçlü siyasi söylemlere dokunamıyorlar. Gizli bir sansür kaçınılmaz gibi görünüyor.
Bu, bienalin ana sponsorlarının iktidardaki güçle çatışma riskini göze alamamaları nedeniyle de olasıdır. Bu sorunlar, Türkiye'nin Venedik Bienali Pavyonu bağlamında da tartışıldı.
Bu nedenlerle, bienale ev sahipliği yapmak üzere davet edilen küratörler için iş kolay değildir; durumu değerlendirebilmek için uzun süre İstanbul'da bulunmaları, siyasal, toplumsal, kültürel ortam, sanat sorunları alanlarında bilgi sahibi olmaları ve güçlü bir şekilde görünür olmaları gerekmektedir. Son dönemde küratörlerin bu açılardan yeterli olmadığı gözlemlendi; örneğin bu küratörlerin Post-Kolonyalizm Neo-kapitalizm ve de bizim bölgemizdeki sorunlar konusundaki görüşleri nedir? Bu ve benzeri gerçeklere göre İstanbul Bienali’nde gerçekleşen sorunların listesi de kabarık.
2025-2026 ve belki de 2027’de dünyanın en derin tarihini içeren ve şu anda siyasal ve ekonomik açıdan en sorunlu ve karmaşık bölgesi olan Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da yaşamak, sürekli bir krizin eşiğinde yaşamak anlamına geliyor; Türkiye bienalleri, Venedig Bienali, Malta Bienali, Atina Bienali, Selanik Bienali, Kahire Bienali, Bükreş Bienali bu ortamda gerçekleşiyor.
Örneğin Venedig Bienalin’de 1980’lerden günümüze yaşanan sorunlar Google’da açıklanıyor:
Detaylı bilgiye buradan bakabilirsiniz.
Rusya Pavyonu iki yıldır kapalı; İsrail Pavyonu 60.Bienalde kapalıydı, bu yıl tamirata girmiş, ancak Belu Simon Fainaru Arsenale’de bir yerleştirme yapıyor. Güney Afrika Pavyonu da bu yıl sorun açıkladı!
Yarım yüzyıl boyunca AB ve AB dışı kültür sektörleri forumlarda bir araya gelerek bu temaları farklı açılardan ve perspektiflerden tartıştılar.
Sanat ve kültür gelişmeleri açısından siyasi veya coğrafi olarak rakip veya müttefik ülkelerin özel ve resmi kültür sektörleri ile STK'leri için bu önemli buluşma platformlarının yasaklanması ne anlama geliyor? Bir yandan, daha bireysel düzeyde olsa bile, kültürel ve sanatsal alışveriş için bir fırsat sunuyorlar; bu fırsat yasaklanıyor.
Yaratıcı, bağımsız, özgür
Öte yandan, farklı veya sözde-uyumsuz kültürel geçmişlere ve kademelere sahip katılımcıları, konumlarını eşitlemek için daha fazla görev ve sorumluluk üstlenmeye itiyorlar. Aslında, kültürler arasında çok istenen karşılıklılık bu platformlarda bir kıvılcım olarak ortaya çıkıyor; bu kıvılcımı söndürmek ya da canlı tutmak bienallerde ortaya çıkıyor.
Bu aynı zamanda görsel dilin, kültürün ve bilginin çağıdır. Yaratıcı, bağımsız, özgür karakteri ve gerçeği arayışı ile çağdaş sanat eserleri ve çağdaş sanat üretimi, iletişim, iş birliği ve katılımın en etkili aracını sağlıyor.
Bu, çağdaş sanatın işlevinin en idealist tanımı olabilir; ancak görsel üretimin gücü kaçınılmazdır. Çağdaş ilişkisel sanat yapıtları, sıradışı söylemler aktarır ve gizemli süreçleri tetikler; bu da gerçeğe giden bir ufuk açar. Bu üretimin ilişkisel estetiği, tüm bilimler, beşerî bilimler ve akademik bölümlerin yanı sıra bu gezegendeki insan yaşamının tüm gerçeklikleri arasında teorik ve pratik iletişimi ve iş birliğini güçlendirir.
Diğer bir gerçek ise, bu üretimin aynı zamanda küresel kültür endüstrisinin ve neo-kapitalizmin ana bileşeni olmasıdır.
Sanat eserlerinin etkili bir şekilde okunması, önceden edinilen bilgilere dayanarak tahminlerde bulunmayı, anlamayı kontrol etmeyi, sorular sormayı içerir ve her şeyden önce entelektüel bir başarı için temel bir parametredir.
Ancak sanat yapıtlarını okumak, aynı zamanda siyasi ve ekonomik olarak manipüle edilmiş bilgiler, görsel kirlilik ve aşırı trajedi tarafından yaratılan karışıklıkların üstesinden gelme yeteneğidir. Sosyo-politik eleştirel içeriğe ve amaca sahip sanat yapıtları ve söylemleri bu özel karşı eleştiri karakterine ve biçimine sahiptir.
Hakikatin görsel temsili ve metaforları, küresel Neo-kapitalizm ve Post-hakikat egemenliği karşısında direnişçi, zıt ve ataktır ve aynı zamanda bağlayıcı ve sürdürülebilir niteliktedir.
Bienaller Yapay Zeka’nın tanımladığı gibi Bienalizasyon (Post-Biennale Depression Syndrome veya Biennalization/Biennial Syndrome) olduğunda yani Bienal sendromuna dönüştüğünde amaç, işlev, öngörü ve öneminden uzaklaşıyor.
(BM/EMK)


