"Vakıf üniversitelerindeki işten çıkarmalar siyasi tasfiyenin parçası"
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında vakıf üniversitelerinde yaşanan akademisyen kıyımına ilişkin açıklama yaptı.
2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte İstanbul’daki Arel, Beykent, Aydın, Maltepe, Gelişim, Bilgi ve Atlas üniversitelerinde 100’ü aşkın akademisyenin görevine son verildiğini hatırlatan Çelenk, işten çıkarmaların münferit kararlar olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Yaşananları akademik özgürlüğü ve üniversitelerin kamusal niteliğini hedef alan uzun süreli bir toplum mühendisliğinin parçası olarak nitelendiren Çelenk, şöyle konuştu:
Bilgi üretimi ve kültürel alan, siyasi iktidarla tam bir uyum içinde çalışması amaçlanan bir hegemonya savaşının cepheleri olarak görülüyor. Türkiye’de son on yıldır dur durak bilmeyen üniversite kıyımı bu çerçevede değerlendirilmelidir. Müdahaleler, eğitim alanında siyasal ve kültürel bir hegemonya kurmayı hedefleyen rövanşist bir toplum mühendisliğinin parçası olarak ilerliyor.
446 akademisyen işten çıkarıldı, vakıf üniversitelerinde ne oluyor?
“Üniversitelerdeki kıyım görünmez kılındı”
Son aylarda siyasi gündemin ağırlıklı olarak makro siyaset başlıkları etrafında şekillendiğini belirten Çelenk, bunun eğitim başta olmak üzere farklı alanlarda sürdürülen baskı politikalarının geri planda kalmasına neden olduğunu söyledi.
Çelenk, “Politik gündemin büyük olaylar ve Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi tarafından belirlenmesi, AKP iktidarının hayatın her alanında sürdürdüğü kıyım ve baskıya sessiz kalınmasını, hatta baskıcı uygulamaların tümüyle göz ardı edilmesini beraberinde getirdi” dedi.
“Mali sorunlarla açıklanamaz”
Üniversite yönetimlerinin işten çıkarmalara ilişkin gerekçelerinin ortaya çıkan tabloyu açıklamaya yetmediğini belirten Çelenk, yükseköğretimdeki piyasalaşmaya dikkat çekti:
Bugün tanık olduğumuz tablo yalnızca üniversitelerin yaşadığı mali sorunlarla açıklanamaz. Uzun zamandır kamusal eğitim fikrinden uzaklaştırılan, piyasa mantığıyla yönetilen ve siyasal müdahalelere daha açık hâle getirilen bir yükseköğretim düzeninin sonuçlarıyla karşı karşıyayız.
“Ben tavır aldım, suç işlemedim”
Çelenk, İstanbul Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde görev yapan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’in de işten çıkarılan akademisyenler arasında olduğunu hatırlattı.
Saygılıgil’in Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzaladığı gerekçesiyle yargılanan akademisyenlerden biri olduğunu belirten Çelenk, Saygılıgil’in mahkemede söylediği “Ben tavır aldım, suç işlemedim” sözünün bugün de akademik etiğin ifadesi olduğunu söyledi:
“Bugün cezalandırılan şey budur; barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden ve özgür üniversiteden yana tavır almaktır.”
Vakıf üniversitelerinde güvencesizlik: "Bölümler gelir-gider hesabıyla kapatılıyor"
Bilmez’in işten çıkarılması
Kayyım yönetimindeki İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Prof. Dr. Bülent Bilmez’in görevine son verilmesine de değinen Çelenk, Bilmez’in uzun yıllardır Kürtler, Aleviler, dil hakları ve azınlıklar üzerine çalışmalar yürüttüğünü söyledi.
Üniversite yönetiminin işten çıkarma gerekçesi olarak Bilmez’in Mavi Kart statüsünü gösterdiğini aktaran Çelenk, “Dün hukuki engel oluşturmayan bir durumun bugün işten çıkarma gerekçesine dönüşmesi, kararın hukuki olmaktan çok başka saiklerle alındığı yönündeki tartışmaları güçlendiriyor” dedi.
“Örgütlü dayanışma zayıflatılmak isteniyor”
İşten çıkarılanlar arasında vakıf üniversitelerindeki güvencesiz çalışma koşullarına karşı mücadele eden Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyelerinin ve sendikanın Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga’nın da bulunduğunu belirten Çelenk, bunun tesadüf olmadığını söyledi.
“Mesele yalnızca tek tek akademisyenlerin işlerini kaybetmesi değildir” diyen Çelenk, “Akademisyenlerin hak arama iradesi ve üniversite içindeki örgütlü dayanışma zemini zayıflatılmak isteniyor” ifadelerini kullandı.
DHİBRA'dan Bilgi Üniversitesi'ne çağrı: Bülent Bilmez görevine iade edilsin
“Araçlar değişiyor, anlayış değişmiyor”
Bugünkü tasfiyelerin 2016’da Barış İçin Akademisyenler’in Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) üniversitelerden ihraç edilmesinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Çelenk, sözlerini şöyle sürdürdü:
2016 yılında Barış Akademisyenlerinin ihraç edilmesi bu sürecin en ağır kırılmalarından biriydi. O gün barış talebi cezalandırıldı. Bugün aynı siyasal akıl farklı araçlarla yoluna devam ediyor. KHK’lerin yerini güvencesizlik, maliyet hesapları, performans ölçütleri ve kayyım anlayışı alıyor. Araçlar değişiyor ancak eleştirel düşünceyi, akademik özgürlüğü ve üniversitenin kamusal niteliğini tasfiye etmeye yönelen anlayış değişmiyor.
Görevine son verilen akademisyenlerin yaşadıklarının bireysel mağduriyetlerle sınırlı olmadığını vurgulayan Çelenk, Feryal Saygılıgil, Nur Tuğçe Biga, Bülent Bilmez ve diğer akademisyenlerin işten çıkarılmasının akademideki siyasi ve yapısal dönüşümden bağımsız ele alınamayacağını söyledi.
(NÖ)