"Üniversitelerde eğitim hakkı geçim koşullarına bağlandı"
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2025-2026 akademik yılına ilişkin yükseköğretim raporunu yayımladı.
Raporda üniversitelerin piyasacı, merkeziyetçi ve otoriter politikalarla yönetildiği belirtilerek öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmesinin giderek ekonomik olanaklarına bağlı hale geldiği ifade edildi.
Öğrenci sayısı 6,3 milyona geriledi
Rapora göre Türkiye’de 129’u devlet, 75’i vakıf üniversitesi ve dördü vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere 208 yükseköğretim kurumu bulunuyor.
Bir önceki yıl 6 milyon 835 bin olan toplam öğrenci sayısı, 2025-2026 döneminde 6 milyon 301 bine geriledi. Öğrencilerin 2 milyon 532 bini ön lisans, 3 milyon 348 bini lisans programlarında eğitim görüyor.
Açık ve uzaktan öğretime kayıtlı öğrenci sayısının 3 milyonu aştığına dikkat çeken Eğitim Sen, yükseköğretimdeki sayısal büyüklüğün önemli bir bölümünün yüz yüze ve nitelikli eğitim kapasitesinden kaynaklanmadığını belirtti.
Sendika, bu tabloyu “kitlesel kayıt ve diploma üretimi” anlayışının sonucu olarak değerlendirdi.
"Eğitim emekçilerini unvanlara bölerek yoksulluğu yönetemezsiniz"
Dört öğrenciden yalnızca biri devlet yurdunda
Raporda öğrencilerin en yakıcı sorunlarının başında barınma, beslenme ve geçim krizinin geldiği belirtildi.
Örgün eğitimde 4 milyonun üzerinde öğrenci bulunmasına karşın, KYK’ye bağlı 880 yurda yaklaşık 1 milyon öğrenci yerleştirilebildi. Buna göre örgün eğitimdeki dört öğrenciden yalnızca biri devlet yurtlarında kalabiliyor.
Yurda yerleşemeyen öğrencilerin yüksek kiralara, özel yurtlara, aile desteğine veya güvencesiz barınma biçimlerine yönelmek zorunda kaldığı ifade edildi. Devlet yurtlarında kalan öğrencilerin ise kalabalık odalar, kampüslere uzaklık, ulaşım giderleri ve yetersiz sosyal alanlarla karşılaştığı aktarıldı.
Sınav sistemine güven tartışması
2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda bir sorunun iptal edilmesi ve başka bir sorunun doğru cevabının değiştirilmesi de raporda yer aldı.
Eğitim Sen, milyonlarca öğrencinin geleceğini belirleyen bir sınavda yaşanan bu gelişmelerin yalnızca “teknik hata” olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Özel ders, kurs ve kaynak kitaplara erişebilen öğrencilerle ekonomik olanakları sınırlı öğrenciler arasındaki farkın merkezi sınav sistemi aracılığıyla yeniden üretildiği belirtildi.
"Eğitim sistemi köklü sorunların gölgesinde yaz tatiline giriyor"
Akademik özgürlük ve kayyım yönetimleri
Raporda üniversite rektörlerinin üniversite bileşenlerinin iradesiyle belirlenmemesi, akademik özerkliğin önündeki temel sorunlardan biri olarak gösterildi.
Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden kayyım yönetimi, akademisyenler ve öğrenciler üzerindeki disiplin soruşturmaları ile görevden uzaklaştırmalar eleştirildi.
Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen Barış Akademisyenlerinin hâlâ görevlerine iade edilmemesi de akademik özgürlüklere yönelik müdahalelerin bir parçası olarak değerlendirildi.
Eğitim Sen ayrıca lisans programlarının üç yılda tamamlanmasına yönelik hazırlığın öğrencilerin eğitim sürecini yoğunlaştıracağını, akademisyenlerin ders ve sınav yükünü artıracağını belirtti.
Üniversite çalışanları güvencesiz
Rapora göre akademik, idari ve teknik personel düşük ücretler, artan iş yükü, mobbing, keyfi görevlendirmeler ve kadro sorunlarıyla karşı karşıya.
Özellikle 50/d statüsündeki araştırma görevlilerinin iş güvencesinden yoksun bırakıldığı, kadro süreçlerinin baskı aracına dönüşebildiği ifade edildi.
Eğitim Sen araştırma görevlilerine güvenceli kadro verilmesi, idari ve teknik personelin üniversite ödeneği ve yükseköğretim tazminatından yararlanması ve sendikal faaliyetlere yönelik soruşturmaların sonlandırılması çağrısı yaptı.
(NÖ)