Üzerime atılı suçların hiçbirini kabul etmiyorum. Hayata karşı ahlaki duruşum, ailemden aldığım terbiye, inancım, etik yaklaşımım, eğitimim, sosyal çevrem ve iş yaşantısındaki ilişkilerim; böylesi iddiaları asla gerçekleştiremeyecek bir kişi olduğumu ortaya koyar. Sayın Heyet, ben burada olmayı gerçekten hak etmiyorum.
Bir sabah kolluk kuvvetleri tarafından evden alınmam da, yaklaşık 6 aydır cezaevinde ailemden uzak olmam da, işimden ve tüm sevdiklerimden ayrı kalmam da haksızlıktır. Bu dosyada suçlu olduğumu gösterecek tek bir delil bulunmamaktadır. Hatta ve hatta şahsıma karşı somut bir iddia dahi yöneltilmemektedir. Ciddi bir hatanın ya da kastın, en hafif tabiriyle özensizliğin mağduruyum.
13. eylemin dosyası çok düzensiz Sayın Heyet. Çok düzensiz. Alelacele hazırlanmış, çok sayıda fotokopi içeren ama belli bir rasyonel bütünlüğü olmayan, dağınık, kendi içerisinde tutarsızlıklar barındıran, cümlelerin birbiriyle uyumsuzluğunun had safhada olduğu bir eylem. Ben herhangi bir kişisel verinin usulsüz bir şekilde elde edilmesine, kaydedilmesine, işlenmesine ve yayılmasına neden olmadım. Hiçbir örgütün üyesi değilim. İş yerindeki konumumun gerektirdiği iş ve işlemlerin dışında hiçbir yasa dışı eylem gerçekleştirmedim. Çıkar amaçlı hiçbir faaliyette bulunmadım. Çalıştığım kurumun legal ve olağan işleri dışında kimseden bir gelir almadım. Kimseyle özel bir gizli bağım olmadı. Gizli bir haberleşme mecrası ve benzeri bir ortamda bulunmadım.
Kamuya verilen zararı kişinin kendi varlığına, kendi aklına verdiği bir zarar olarak değerlendiren biriyim. Bunun aksi bir yaklaşımın akıl ile çelişen bir eylem olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendi varlığıyla çelişmesidir bu. Kamu bizim en kıymetli ortaklığımızdır Sayın Heyetim. Benim çekirdek ailem de, geniş ailem de kamuda çalışıyor.
Benim babam öğretmen, benim dedem öğretmen, benim amcam öğretmen, benim halalarım öğretmen, benim kuzenlerim öğretmen. Benim abim hekim. Benim eşim kamuda çalışıyor. Eşimin abisi Türkiye'nin en iyi gastroenterologlarından biridir, Türkiye'yi uluslararası alanda temsil eder. Benim çok pırıl pırıl, yıllardır kamuya hizmet eden, hekimlik yapan, eğitim veren bir ailem var.
Şimdi benimle ilgili olan kısmında biraz kendimden bahsedip, 'Neden böyle bir şey söz konusu olmuş olabilir?' kısmına geleceğim. Özellikle benimle ilgili hiçbir bilgi olmayan bir iddianameden bahsetmişiz. 6 aydır hapiste olmak aklıma gerçekten sığmıyor. Aylarca, defalarca ve defalarca iddianameyi okuyorum ve kafamdaki soru şu: 'Ben niye buradayım?'
Ben Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği bölümü ardından Yeditepe Üniversitesi Çeviri Bilim ve Felsefe Bölümü'nde okudum, birinci olarak kazanarak devam ettim ve yüksek lisans programına devam ettim. İngilizce, İspanyolca, Latince öğrendim ve aylardır ben bunları niye yaptım diye volta atarken düşünüyorum. Bu bilgiler benim ne işime yaradı? Bu kadar kendimi eğitmeye çalışmam ne işime yaradı? 6 aydır kendimi ifade edemiyorsam ben niye buradayım diye düşünüyordum. Profesyonel iş yaşantıma ben Kadıköy Belediyesi'yle başladım. 15 yıldan fazla farklı birimlerde çalıştıktan sonra kurumsal iletişim departmanında çalıştım.
Orada iletişime bir bakış açım vardır. Ben aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi'nde okurken gazetecilik bölümünden de dersler alıyordum. Yani kamusal iletişim ve kamusal iletişim teorileriyle ilgili dersler alıyordum. Bakış açım hep şöyle oldu: Bir tarafta bir kurum, bizim ortaklığımız olan yani akıl sahibi varlıklar olarak en kıymetli varlığımız. Kamu kurumları kurmak, organize olmak, hayatı daha iyi, daha güzel olarak şekillendirmek için kurduğumuz kurumlardır bunlar. Bunların vatandaşlar arasında bir köprü görevi olması gerekiyor. Genel kanı şu tabii; kamu kurumları soğuk, vatandaştan uzak, kendi planlamasını kendi içinde yapan mesafeli kurumlar olarak değerlendirilir.
Ben Kadıköy Belediyesi'nde çalıştığım sürece olabildiğince vatandaşla kamu kurumu arasındaki ilişkinin daha organik, daha doğru, birbirini etkileyen şekilde gerçekleşmesi için çok çaba sarf ettim. Bu vizyonu ortaya koymaya çalıştım.
Çalıştığım her birimde, her işte olabildiğince bu aklı oturtmaya çalıştım. Biz orada çok güzel kampanyalar yaptık ve iletişim bunun çok temel bir unsuruydu. Ne gibi kampanyalar? 'Satın Alma Sahiplen' diye bir kampanya düzenledik. Yani şu an mesela ülkede çözmeye çalıştığımız bir konu var; sokak hayvanları. Sokağa bırakılan hayvanların çoğunun petshoplardan satın alınıp sonra sokağa bırakıldığına dair bir veri üzerinden hareket ederek, olabildiğince barınaktan sahiplendirme üzerine bir noktaya vurgu yaparak çok iyi bir iletişim çalışması yaptık. Bunun sonucunu aldık mı? Aldık. Ben çalıştığım dönemde Kadıköy'de sokak hayvanlarıyla ilgili şikayetler inanılmaz derecede azalmış, büyük oranda sokakta yaşayan insanlar ve hane halkları tarafından sahiplenilmişti ve barınaktaki hayvan sayısı gittikçe azalıyordu. Bunu gerçekten çok iyi bir dijital kampanya yaparak yönetmiştik.
Buna benzer çok sayıda sorunu olabildiğince iletişimi ön planda tutarak çözmeye çalıştık. Bunlardan bir tanesi misal, Caferağa bölgesinde sokakta alkol alan gençlerle mahallede yaşayan insanlar arasında bir empati oluşturma çalışması yaptık ve gerçekten de başarılı olduk. Yani bazı sorunları sadece iletişimle çözülebilecek noktaya getirebileceğimizi gösterdik. Şimdi burada çeşitli kampanyalar, yani Anadolu'ya yönelik kampanyalar, deprem zamanında afete yönelik eğitimler vesaire; biz olabildiğince bunları dijitale taşıyarak insanlara rahat erişilebilir bir iletişim hattı oluşturmaya çalıştık. Kamu kurumu kendi şehir planlamasını yaparken olabildiğince vatandaşın ihtiyaçlarını tespit etsin. Maksimum düzeyde tespit etsin ve iletişim de bu aradaki köprüyü görsün. Eğer vatandaşları belli konularda eğitmek ve yönetmek istiyorsak, yönlendirmek istiyorsak yine de iletişim bunun bir parçası olsun. Yani kurum vatandaşları değiştirsin, vatandaş kurumu değiştirsin; bu aradaki hat çok önemli diyor. Bu çok kopmuş bir haktır. Yani belediyeler genelde neler yaptığını vatandaşa propagandif olarak anlatıyorlar; "Ben şu hizmeti yaptım, bunu gerçekleştirdim" vesaire. Ben bu mantığın çok sağlıklı ilerleyemeyeceğini düşünüyorum çünkü bir yerden sonra doygunluk oluşuyor insanlarda.
Şimdi burada bizim Kadıköy Belediyesi ilk sosyal medya bürosunu kuran ekiptir. O sırada kamuda hiçbir yerde bir sosyal medya hesabı açmak dahi yoktu. Vatandaşların şikayetlerine yanıt veren herhangi birim de yoktu. İlk bu birimi kurduktan sonra bunun çok olumlu sonuçlarını aldık. Hızlı bir şekilde vatandaşların şikayetlerini takip ediyor, yanıtlar veriyor, ilgili birimlere iletiyoruz. Bunu çok dinamik bir şekilde gerçekleştiriyorum. Bunun ardından bu iletişim fark yaratınca diyeyim, birçok resmi kurum -şu an bütün kurumların hesapları var- ve kendileri resmi olarak açıklıyorlar; işte bakanlıkların, işte Cumhurbaşkanlığı'nın vesaire herkesin hesabı ve kamuoyu bilgilendirme hattı olarak burayı kullanıyorlar. Şimdi bizim bu çalışmamız çok sayıda ödül aldı; tez ve yüksek lisans tezlerine konuldu. Üslubumuz sıcak, samimi ama kamu kurumunun ciddiyetini taşıyan iletişimimizden dolayı sonrasında bizim şöyle bir çalışmaya imza attık: Bir gün yaparken oy araştırmasında, vatandaşların Kadıköy'de o sırada nüfusu 500.000 civarındaydı, "Vatandaşlar belediye hizmetlerinden nereden, nasıl bilgileniyor?" sorusuna 5 kişiden 1 kişi "web sayfası" yanıtını vermişti. Ben de merak ettim, dedim ki: "Yani vatandaş gelip nereye bakıyor. Bu sistem, hangi sayfanın neresinde kullanıcı hareket etmiş, nereye bakmış, nereye tıklamış; tüm bunları raporlayabiliyor. Bu kodu web sayfasına yerleştirdiler ve biz de düzenli olarak rapor almaya başladık. O zaman şunu fark ettim: Vatandaşların en çok vakit geçirdiği, bilgi aradığı yerler, aslında belediyenin en çok özen gösterdiği yerler değildi.
Şöyle düşünün; belediye bir kapıyı güzelleştirmeye çalışıyor ama herkes başka bir kapıdan giriyor ve o kapının kolu bozuk, etrafı kötü. İşte bu veri analizi bize şunu söylüyor: "Vatandaş neredeyse sen de orada ol, orayı iyileştir ve bilgiyi orada düzgün sun." Örneğin, eczaneler sayfasındaki bilgilerin yanlış olduğunu sadece bu analiz sayesinde fark ettik. Bu analizleri düzenli yaparak web sayfasında büyük iyileştirmeler gerçekleştirdik. Hatta bu çalışmalarımızla, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve TÜSİAD tarafından kamu kurumlarının dijitalleşmesini teşvik etmek amacıyla düzenlenen e-TR ödüllerinde, web sayfamızın başarısından dolayı ödül aldık. Çünkü sayfamız artık sadece bir vitrin değil, vatandaş için işlevsel bir araç haline gelmişti. Ben, bu süreçlerin her zaman iletişim ve sosyal etki kısmıyla ilgilendim. Yazılımcı değilim, teknik cihazlara aşırı bir merakım da yok; ama işin iletişim boyutu, yani o sosyal etkiyi yaratmak beni heyecanlandırıyor. Bu bakış açısıyla birçok üniversitede seminerler verdim. Kamunun soğuk yüzünü kırıp, iletişim hattını nasıl açık ve güncel tutabileceğine dair bu çalışmalar en güzel örneklerden biri oldu.
O dönemde yerel yönetimlere stratejik plan yapma zorunluluğu getirilmişti. Amaç, kamunun ayağını yorganına göre uzatması, yatırımlarını verilere göre planlaması ve hedef kitleye doğru hizmeti götürmesiydi. Biz bu stratejik plan hazırlık sürecinde verileri online olarak topladık ve çok ilginç sonuçlara ulaştık. Örneğin, Kadıköy'de yaşlı nüfusun ve buna bağlı taleplerin ne kadar yoğun olduğunu gördük. Bu veriler ışığında, ihtiyaç olduğu anlaşılan altı ayrı merkez ve Alzheimer/Demans hastalarına yönelik özel bir merkez kuruldu. Benim buradaki misyonum her zaman veriyi kullanarak toplumsal iletişimi ve hizmeti güçlendirmek oldu. Sayın Başkan, ben bu diyalog zeminine ve kamuyla iletişim teorisine hem kişisel hem mesleki olarak hep inandım.
Şimdi benimle ilgili isnada gelince: Bir web sayfasına "Google Analytics" kodu konulmasıyla ilgili bir yazışmada ismim geçiyor, yani bilgi (CC) kısmına eklenmişim. Benimle ilgili tek husus budur. Ben ne "İstanbul Senin" uygulamasında ne de onun yazılım ekibinde çalıştım. "İBB Hanem" projesini ise ilk kez burada, sizin gibi duydum ve öğrendim. Kollukta sorulan sorulardan ve basına yansıyan haberlerden konuyu takip edebildim. Erol Bey ifadesinde bir yerde "Haberim yok, böyle bir veri sızıntısı söz konusu değil" diyor; sonra da "Olsa olsa orada olmuştur" gibi bir cümle kuruyor. İşte o "olsa olsa" cümlesi üzerinden ben 6 aydır hapis yatıyorum. Şimdi size neden o mail zincirinde bilgi kısmında (CC) olduğuma dair bazı örnekler ve açıklamalar sunacağım. Sayın Savcı da bunu sormuştu.
Bu GTR denilen şey, Google Analytics kodu; hepsi aslında aynı amaca hizmet ediyor. Şimdi bakın, elimde Cumhurbaşkanlığı'nın sayfa çıktısı var; orada bu kod var. Milli Savunma Bakanlığı'nın, BTK'nın, Adalet Bakanlığı'nın sayfalarında da bu kod var. Hatta şu an bulunduğumuz İstanbul Adliyesi'nin sayfasında da bu kod mevcut. Ben, İBB bünyesindeki bir mailleşmede bu kodun adı geçtiği için 6 aydır hapis yatıyorum.
Savcı Bey’e ifade verirken de söyledim; "Bu o kadar basit ve yaygın bir şeydir ki, her web sayfasına konur" dedim. Kendisi de "Biliyorum" dedi. Ben yazılımcı değilim ama bu kodun Türkiye'deki yüz binlerce sayfada olduğunu biliyorum. Tüm şirketler, iştirakler, üniversiteler bu kodu kullanır; çünkü herkes web sayfasının trafiğini görmek ister. Kaç kişi girdi, kaç kişi çıktı, hangi sayfa tıklandı? Bunu bilmek isterler. Sağlık Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği, AK Parti ve MHP'nin sayfalarında da bu kodlar var.
Peki, bu kodları koyanlar art niyetli mi? Veri sızdırmak için mi yapıyorlar? Hayır. Bu kodları, o sayfayı hazırlamak için emek verenler, emeklerinin karşılığını, yani sayfanın ne kadar izlendiğini anlamak için koyuyorlar.
Burada çokça dile getirilen önemli bir ayrımı netleştirmek istiyorum: İstatistiki veri ile kişisel veri farkı. Biz bu salona girerken jandarma bizi sayıyor; "Kaç kişi girdi, kaç kişi çıktı?" diyor. Bu istatistiki bir veridir. Ancak siz burada kimlik tespiti yapıyorsunuz; ismimizi, soy ismimizi, ana-baba adımızı, adresimizi alıyorsunuz. İşte bu bizi şahsileştirdiği için kişisel veridir. Şimdi şöyle düşünün; yani bu hukuk kodları anonim veriyi tutar, kişisel veri tutmaz. Ve bunlar sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin web sayfaları, yani o web işlemlerinin web sayfalarında olan şeyler. Şimdi Mecidiyeköy trafiğinde olduğunuzu düşünün. Orada trafik yoğunluklarını mesela Google Maps nereden bir trafik yoğunluğu şeklinde oluşturuyor? Sizin telefonlarınızdan oluşturuyor. Telefonunuzdan alıyor o veriyi; diyor ki "Burada çok sayıda telefon var, burada bir trafik var" diyor. Hatta bunu aldatabilirsiniz; yani bir sürü telefonu bir arabaya koyun, bir yerde devamlı dönün, orada bir trafik oluşturursunuz. Şimdi orada olan bir güvenlik kamerası düşünün. Zoom yapıp bir arabanın plakasını tanıdığını, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kameralarını düşünün; o bir plakayı tanıması ya da yüz tanımayla bir kişiyi tanıması kişisel veridir. Bir kişinin bilgilerine şahsi olarak ulaşıp kim olduğunu anlamak kişisel veridir; ancak diğeri tamamen istatistiki bir süreçtir. Siz sadece orada trafik oluşturmuş bir şeysiniz, bir karaktersiniz.
Şimdi sayın savcı işte tabletle ilgileniyor. Tablette herhangi bir program kullanıyor, siz orada bilgisayarlarınız var. Bu bilgisayarda girdiğiniz her yerde bir veri üretiyorsunuz. Bu veri girdiğiniz sayfanın özelliklerine göre anonim ya da kişisel veri olabilir. Eğer kişisel verinizi girdiğiniz bir hattaysanız, kişisel hatta doğru gidiyorsunuz. Öbür türlü sayfa hareketleriniz tamamen anonim. Yani nereye girdiğiniz, nereye baktığınız vesaire. Şimdi bunun da KVKK'da çok net bir düzenlemesi var. Google kodu konulduğu zaman İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sayfasında aydınlatma metinleri de var. Yani diyor ki "Ben bunu tutuyorum" diyor. Bilgi vermek zorunda. Şimdi buradaki bu iddianamedeki temel tutarsızlıkta, ya benimle ilgili olan kısmında şöyle bir şey var. Şimdi cümle öyle şey ki... Avukatlar kusura bakmasınlar çok dağınık konuştuğum bir şeyimiz yok da. Ben, benimle ilgili sevk cümlesi deniyor artık şeydeki; "İstanbul Senin uygulamasından hayata geçirilmesiyle elde ettiği birçok veriye, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'nda görevli Erol Naim Özgüner'e ve uygulamada yönetici olan örgüt üyesi suçlamasıyla yönetilen, örgüt yöneticisi suçlamasıyla yönetilen Emrah Yüksel ve Iraz Bayrak'a mail atmak suretiyle uygulama içerisinde işlenmesini sağladığım" iddia ediliyor. Yani cümle zaten anlaşılmıyor kimin ne yaptığı. Ben hiçbir yetkim, hiçbir erişimim olmayan İstanbul Senin uygulamasından bu verileri almışım, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'na vermişim, o da dönmüş işte Emrah Bey'le Iraz Hanım'a iletmiş, kodu app'e tekrar yüklemişler.
Yani ben İstanbul Senin projesinde, uygulamasında çalışmıyorum zaten. Hiçbir erişimim yok. Ben bu veriyi alıp niye Erol Bey'e ileteyim? Erol Bey zaten bu konudaki en yetkili kişi, veriye en rahat erişebilecek kişi ve KVKK yetkilisi bildiğim kadarıyla İBB'nin. Ve oradan Emrah Bey'e ve Iraz Hanım'a iletiyor. Dosyada benim Emrah Bey'e ya da Iraz Hanım'a ilettiğim bir şey var mı? Yok. Dosyada benim İstanbul Senin'le herhangi bir erişimim olduğuna dair bir şey var mı? Yok. Dosyada benimle ilgili olan tek kısım Google Tag Manager. Şimdi bu Google Tag Manager kısmıyla ilgili biraz daha bilgi vermek istiyorum. Şimdi İstanbul Senin uygulamasının içerisinde Google'ın G'si yok. USOM raporunda da bu çok sabit. USOM raporunda benim ismim bir hususu geçmediği gibi Google'ın G'si de geçmiyor. Bir yerlerden sızıntı olmuş, olmuş olabilir şeyi var, iddiası var. Bu Google Tag Manager, Analytics'ler de sadece web sayfalarına konur. Web sayfaları hangileri? İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sayfasına girin orası, Halk Ekmek'e girin orası konulmuştur tabii bilmiyorum, Spor İstanbul'a girin orası, İBB iştirakleri sayfalarına konulmuş. App'le hiçbir ilgisi yok. İstanbul Senin'le Google Tag Manager'ın hiçbir ilgisi yok.
İstanbul Senin'i ben burada duydum. Burada öğrendim. İstanbul Senin uygulamasında hiçbir yerde yetkili değilim, işim ve sorumluluğum da değil. Ben İBB'nin iletişim ekibinde çalışanlardan biriyim. Dijital alandaki içeriklerin kontrolünü sağlıyorum. Şimdi yani sayın heyet yani bazen okuyunca şeyi diyorum ki hani aklımızla, zihnimizle, varlığımızla dalga mı geçiliyor diye. Yani beni tutup tutuklamaya sevk eden, altı aydır cezaevinde tutulmama vesile olan aklın, benim sevk cümlemi bile doğru düzgün yazmasını beklerim. Biz insanız, biz eşya değiliz. Yani bilgisayar başında öyle tık yapınca biri cezaevine gidiyor ama cezaevi koşullarından gerçekten haberleri yok bence. Savcı Bey, Cihat Bey'e de söyledim ama kızıyor, ya gerçekten böyle bir şey tablo değil içerisi. Ya kolay, o tık kolay da içerideki tablo öyle değil. Ben yıllarca eğitim almışım, iyi bir aileyim, işimi çok düzgün yapan bir insanım, ben niye cezaevindeyim? Benim kamuya olan inancımı, benim ülkeye olan inancımı, benim devlete olan inancımı niye sarsıyor bu yaklaşım? Kimse sarsmamalı. Yani bir mailde CC'ye konulmuş diye bir suç olabilir mi? Ben iddia ediyorum KVKK'dan bu kadar çok yatan bir tek biziz Türkiye'de. Google Tag Manager'dan da dünyada yargılanan bir tek biziz. Dünyada!
Basit bir şey, web sayfası istatistiği. Sayın başkan, değerli heyet; iddianamenin kendisi benim masumiyetimi ispatlıyor zaten. Çünkü USOM raporunda ben yokum, İstanbul Senin uygulaması içerisinde Google'ın G'si yok ve sızıntı yapacak bir şey yok. Yani koca web sayfalarında bir sızıntı yok, söz konusu değil. Öyle bir iddia yok. Yani İBB'nin sayfasına biri girmiş de oradan veri sızmış, zaten veri girilen bir yer değil; insanlar orada bir şeye bakıyor, çıkıyor. Kişisel veri girilen bir alan değil web sayfaları. Soyut ve gerçek dışı ifade üzerine tutuklandım ben. Çok aşırı soyut bir ifade üzerine tutuklandım. Yıllarca kamuyu güçlendirmek için çalışan ben, kamuyu zayıflatacak bir eylem içinde bulunamam. Şimdi bu konuda Google Tag Manager'la ilgili de bilirkişi mütalaası aldık. Boğaziçi Üniversitesi'nden Bilgisayar Mühendisliği Fakültesi öğretim üyeleri Profesör Doktor Tuna Tuğcu ve Profesör Doktor Cem Ersoy tarafından yapılan inceleme konuyu çok etraflıca anlatıyor, size de bilgilendirici kaynak olabilecek bir metin var orada. Bu konunun neden böyle bir şeye yol açmayacağı ve birçok kamu kurumunda olmasını örneklerle açıklıyor. App ve web sayfaları ayrımını çok güzel ortaya koyuyor. Bu iddianamedeki sizi aydınlatacak metinlerden biridir, onu da avukatlarımız sunacaklar.
Ben Google Tag Manager'da da yönetici değilim bu arada. Yani ben raporlara bakarım oradan bir iletişim öneririm. Yani şunu derim: "Yani Halk Ekmek sayfasına çok insan giriyor, demek ki insanlar Halk Ekmek'le ilgileniyor. Hamidiye Su'yla ilgili bir sayfamız varsa insanlar onunla çok ilgileniyor, demek ki bununla ilgili iletişim yapmamız lazım." Şimdi burada şöyle bir durum söz konusu sayın heyet; kamu bu iletişimi yapmak zorunda. Sebebi de şu: Geçen aylarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 1 milyon konut kampanyasını tanıttı. Kampanyanın tanıtılması ve web sayfasının aktive olmasından iki gün sonra aynı sayfanın kopyası yapıldı ve yaklaşık 10 bin kişiye yakın kişi dolandırıldı. Ön ödemelerini vesaire falan filan da almışlar, başvuru bedellerini de almışlar. Şimdi bu Google'ın işlevlerinden biri de o. Aramalarda üst sıralara çıkarmak için. Yani biri aradığında hemen üst sıraya çıksın diye siz bu iletişimi yapmak zorundasınız, bu kodlar da aynı zamanda o işe yarıyor. Zaten savcılık da şeye koymuş bunu, eklere koymuş. Google Tag Manager'ın işlevlerinden biri; sadece istatistik ölçmüyorsunuz, aynı zamanda diyor ki "Şu tagleri koyarsanız sayfanız ön plana çıkar." Yani insanlar Google'a giriyor bir şey arıyor ama bambaşka bir sayfayla karşılaşıyorlar. Şimdi biz altı aydır tutukluyuz, yani birçok iletişimci vesaire İBB yöneticileri de burada.
Biz yıllarca dolandırıcılıkla mücadele ettik
Biz yıllarca dolandırıcılıkla mücadele ettik. Sebebi de şu; bir yönetim değişiyor, o yönetim değiştikten sonra o kişilerle ilgili ya da kurumun yeni politikalarıyla ilgili hemen bir şey tespit edip hemen dolandırıcılığını yapıyorlar. Halk Süt projesi mi hayata geçmiş, hemen dolandırıcılığını yapıyorlar. Sahte hesaplar açılıyor, sahte hesaplar üzerinden "Halk Süt'ten iki yıl faydalanmak istiyorsanız şuraya 3 bin lira atın, 2 bin lira atın" deniyor. Sahte Twitter hesapları, X hesapları açılıyor, sahte Facebook hesapları açılıyor. Bizim vaktimizin büyük bir çoğunluğu bu sahte hesapları kapatmak üzerinedir. İletişimde de temel şeyimiz bu oldu. Vatandaş önce kamunun sayfasına ulaşsın ve buradan bilgi alsın. Bu mecralarla iletişim kurmamızın, yoğun bir şekilde trafik yürütmemizin sebebi de budur. Google'la da yürüttük. Lokasyonların çoğu hatalıydı. Google'la iletişime geçtik, lokasyonda özel. Çünkü o haritadan gittiği İBB birimi orada değil Biri girmiş. Bunların hepsini yazışmalarla düzenli olarak düzenlettirdik. Bizim bu mecralara iletişimimizin kamusal faydası çok daha büyük.
Şimdi analiz verileri kısmını açıklayabildiğimi düşünüyorum. Google teknolojinin işleriyle ilgili açıklamaların sizi aydınlattığını düşünüyoruz; bilimsel rapor da sunacağız. İstanbul Hanem'le hiçbir ilgim yok, burada öğrendim. İstanbul Senin'in herhangi bir yerinde yer almadım. Yani geliştirme, yazılım aşamasında hiçbir yerde yer almadım. İBB'lerin ondan sonra kalan birimlere ne kadar iletişim kurduysa o kadar İstanbul Senin'le şu kot konsun diye hiçbir şey yapmadım. Attığıma dair bir şey yok. Uygulamanın içerisinde yazılsın konsolu denilen herhangi bir şey söz konusu değil. Şeyden bahsettiler; yani sızıntı var mıdır yok mudur, gerçekten doğru mudur? Çünkü USOM burada diyor ki, siber saldırganlar girmişler, bir şey çalmışlar. Hırsızın hiçbir suçu yok burada, ev sahiplerinin hepsi burada. Ya birileri girmiş bir şey çalmış, çaldığını iddia ediyor, onu da bilmiyoruz gerçek mi değil mi; ev sahipleri hepsi burada. Bu anlamsız, bu tutarsız en son yazılan... Yani diğer şeyleri çok okumadım ben eylemleri. En son yazılan eylem, en anlamsız, en tutarsız şeylerle doldurulmuş. Bol bol fotokopi var ama şey yok, yok, anlam yok, bütünlük yok. Hakkımdaki örgüt üyeliğiyse… Yani neden örgüt üyesi olduğuma dair de herhangi bir şey yok. Neden örgüt üyesiyim ben? Ya neden? Herhangi bir kamu çalışanı değilim, ne örgüt üyesi. Şimdi bu yaptığım anlattığım çalışmayı Kadıköy Belediyesi'nde yaptığımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin parçası olduğum hikaye. Ben buradan ayrılsam, yarın öbür gün başka birimdeysem aynı çalışmayı burada da yapacağım. Diyeceğim ki; 'Web sayfanıza bir bakalım, vatandaş nereye gidiyor, buraları iyileştirin, buradaki bilgileri doğru yapın.' Örgüt bunun neresinde? Bir yerde sadece şey söyleniyor; işte odasına yakınmışım kullandığım oda. Oda yakınlığından örgüt üyeliği mi olur?
Özgürlüğümden mahrum bırakılmanın tek nedeni özensiz bir soruşturma
Sayın Heyet, benim burada olmam, 6 aya yakındır hapiste olmam hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmanın tek nedeni özensiz bir soruşturma. Gerçekten çok özensiz. Ben Savcı Bey'e de uzun uzun anlattım. Yani mesela o kadar işlevini anlattım, yaptığımızı anlattım. İkna olmuş gibi görünüyordu ama ikna olmamış. Zaten odadan çıkar çıkmaz tutuklanır haberi gördüm. Nasıl nasıl şey oluyorsa; ailemden, sevdiklerimden, 2.5 yaşındaki kızımdan uzak bırakılmak ve vicdanlara sığmamak. Kızım beni şeyde sanıyor, yani iş yeri burası sanıyor. Gardiyanları da iş yerinden arkadaşlarım sanıyor. Zaten bu 10 dakika görüşme oluyor. Öyle saçma; yani örgüt lideri ve üyeleriyle beraber burada saatlerce birlikteyiz, aşağıda birlikteyiz ama ben kızımla 10 dakika konuşamıyorum. Ya bu ceza bana değil ki, bu kızıma, eşime. Ya tamam, kiminle görüşeceğiz? Mesela niye 10 dakika? Zaten her hafta mutlaka da bir sorun çıkıyor. Böyle sistem kilitleniyor. O gün konuşamadınız konuşamadınız, gitti. Dilekçe veriyorsun, 'Bugün ben konuşamam' diye konuşamıyorsunuz. Kapalı görüşlere getirmiyoruz çünkü cam rahatsızlık verici çocuk açısından. Yani psikolojisi de etkilendi. Yani ne kadar konuşabiliyorsanız orada. Bu ceza çocuklara, bu ceza eşlere.
Ben iki aydan fazla yerde yattım
Ya CC’ye konmak suç mu olur? Yani Savcı Bey kızmayın da şimdi bana ceza koşullarından bahsedeceğim. Şimdi biz Vatan Emniyeti zaten pisliği çok meşhur; burada geçici koğuşta kalıyorsunuz. Ben 4 gün kaldım. 25-30 kişi 8 tane yatılacak yerde duruyor. Ben bir çeteyle beraber kaldım. Tek derdiniz ne biliyor musunuz?
Tahtakuruları başınız, gözünüz, her tarafın her tarafını ısırıyor. 4 günde sizi kırmızı bir varlığa dönüştürüyor. Sonra hücrelerinize şeyiniz biliyorsunuz asıl koğuşunuza gidiyorsunuz. Geçici koğuşu olduğu için iki tane tabak 25 kişiyi bekliyor. Sabun yok, kaşık yok, hiçbir şey yok. Sonra asıl koğuşunuza geçiyorsunuz. Tamam. Ben iki aydan fazla yerde yattım. Ya bu meşhur bir şey, ya sıradan bir şey. Ya bize özel bir şey değil bu. Yani İBB tutuklularına kötü davranalım diye bir şey değil, burada rutin bir şey bu; çünkü haddinden fazla mahkum var. Direkt yerde yatıyorsunuz. Ve şurayı görebiliyor musunuz? Burada biz 10 kişi yattık, iki aydan fazla. 10 kişi. Ve bütün eşyanız çöp poşetinde. Her şeyimiz; kıyafetiniz, kağıdınız, kaleminiz derseniz çöp o şekilde.
Bu çöp poşeti bende bir travmaya yol açtı. Onun sebebi de şu; ben bizim bölgeye girdiğimden beri bizim bölümden iki kişi öldü. İyi ki ben geldiğimde götürülmüştü, soğuk algınlığından.
Sonra da bir gün geldiler, 'Eşyasını teslim edin' dediler. Koğuşun kapısına çöp poşetiyle eşyaları konuluyor. Diğer kişi benim elimde öldü; kalp krizi geçirdi, dilini yuttu, morardı, damarları şişti. Şimdi yapabileceğimiz şey dilini çıkarmak, çıkarmaya çalışmak. Butona hızla basıp kapıyı yumruklayarak bu demir kapının ardından birilerinin gelmesini istemek. Önümüzde öldü adam. Götürdüler. Çok cazip şunlar bunlar... Bir süre sonra çöp poşetiyle eşyaları kapıya koyduk.
Biz bunları niye yaşıyoruz? Bu bana ne öğretecek? Sayın Savcım, bu bize neyi öğretiyor? Ben niye gittim bu kadar kamuyla ilgili şeyi öğrendim? Ben niye bu kadar konuyla ilgili şeyler çalıştım, ettim? Ne öğretecek bize bu? İBB çalışanlarına ne öğretecek? Allah kimseyi düşürmesin. İki ay sonra şey oldu. Bu çok rencide edici, çok kırıcı bir şey. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin bu muameleyi hak ettiğini düşünmüyorum. 10 kişi şurada yatar mı? Ve çoğu hasta. Yaşlıları biz koruyoruz cezaevinde. Duşlarını yapamıyorlar, ilaçlarını alamıyorlar.
6 aya yaklaşan esaretin telafisinin mümkün olmadığını biliyorum
İçinde bulunduğumuz durumda, bu soruların hiçbirinin yanıtı yok. Yanıtı yok gerçekten. Yani olmadığını biliyorum. 6 aya yaklaşan esaretin telafisinin mümkün olmadığını da biliyorum.
Yani ben kızımın en iyi zamanlarında onunla değilim. Hakkımdaki mesnetsiz iddialara, isnatlara karşı yaptığım savunmalar göz önüne alınarak; adaletin tecelli etmesini, adil yargılanma hakkının, hukuk devleti ilkesinin bu kitaplarda yazılı kavramlardan ibaret kalmamasını diliyorum. Aileme ve işime kavuşmak istiyorum, kızıma kavuşmak istiyorum, eşime kavuşmak istiyorum, sevdiklerime kavuşmak istiyorum. Bu çerçevede tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum. Bilmiyorum atladığım bir şey olduğunu sanmıyorum.
Geniş kapsamlı açıkladığımı düşünüyorum. Yani İBB Hanem ifadesi de zaten kamuda her yerde olan bir koddan bahsediyoruz. Benim neyle ilgili olmadığını çok iyi anlatabildiğimi düşünüyorum. Ama gerçekten çok ağrıma gidiyor. Yani bunun sizin de başınıza gelmesin.

İBB davasında 18. gün sona erdi
(EMK)

