Dağlık bölgelerde meydana gelen heyelanlar çoğu zaman şiddetli yağışlar, dik yamaçlar ve zayıf jeolojik yapı gibi doğal süreçlerin bir sonucu olarak değerlendirilir. Ancak Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu yaygın algıyı önemli ölçüde değiştirecek nitelikte: Ölümcül heyelanların büyük bölümü, insan tarafından dönüştürülmüş çevrelerde meydana geliyor.
46 ülkede yaklaşık 60 yıllık arazi kullanımını ve 45 yıllık nüfus verilerinin analiz edildiği çalışmaya göre; ormansızlaşma, tarımsal genişleme ve altyapı inşaatı gibi insan kaynaklı değişimlerin heyelan kaynaklı ölümler üzerindeki etkisi, topografya ve yağış gibi fiziksel faktörlerden daha güçlü olabiliyor. Üstelik bu etki, küresel olarak eşit dağılmıyor: Dağlık alanlara yönelik insan müdahalesi, düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 50’ye kadar çıkarken, yüksek gelirli ülkelerde yaklaşık yüzde 7 seviyesinde. Bu fark, heyelanların ne denli ölümcül olduğu üzerinde kritik bir rol oynuyor.
Türkiye ise insan kaynaklı arazi örtüsü değişiminde, üst-orta gelirli ülkeler ortalamasının belirgin şekilde üzerinde yer alıyor. Aynı zaman Avrupa’da heyelan kaynaklı ölümlerin en fazla görüldüğü ülke konumunda.

Avrupa’daki en kirli 10 yerin beşi Türkiye’de
Dağlık alanlara insan müdahalesi, ortalamanın çok üzerinde
Yüksek Anadolu Platosu üzerinde yer alan Türkiye, ölümle sonuçlanan heyelanlar söz konusu olduğunda Avrupa’da birinci sırada yer alıyor.
Çalışmaya göre Türkiye’de dağlık alanlardaki toplam insan kaynaklı arazi kullanımı ve arazi örtüsü değişimi yüzde 32 düzeyinde. Bu oran, Türkiye’nin yer aldığı üst-orta gelirli ülkeler grubunun ortalaması yüzde 13’ün belirgin biçimde üzerinde. Başka bir deyişle, Türkiye’nin dağlık peyzajı yalnızca doğal süreçlerle değil, uzun dönemli insan müdahaleleriyle de güçlü biçimde yeniden şekillenmiş durumda.
Ülkede yaşanan heyelan ölümlerinin ağırlığı da dikkat çekiyor. Araştırmanın da yazarları arasında bulunan Prof. Dr. Tolga Görüm ve Dr. Seçkin Fidan’ın 2020 yılında geliştirdikleri ve Türkiye’deki ölümle sonuçlanan heyelan verilerinin toplandığı veri tabanına göre, ülkede 1929–2019 arasında 389 ölümcül heyelan olayı meydana geldi ve 1,343 kişi yaşamını yitirdi.
Ayrıca 1995–2014 döneminde Avrupa’da kaydedilen 1,375 heyelan ölümünün 335’i Türkiye’de gerçekleşti. Bu veriler, Türkiye’nin Avrupa’da heyelan kaynaklı can kayıpları açısından en dikkat çekici ülkelerden biri olduğunu gösteriyor.
Bu can kayıplarında önemli rol oynayan arazi değişimine dair makalede yayınlanan arazi değişim verileri ise oldukça çarpıcı.
Veriler, Türkiye’de 1960-2019 yılları arasında dağlık alanlarda orman payının yüzde 13.6’dan yüzde 18.0’e yükseldiğini, ancak aynı dönemde kentsel alan payının yaklaşık 6.5 kat arttığını gösteriyor. En belirgin diğer bir dönüşüm ise biyoçeşitlilik açısından önemli bir yer tutan otluk ve makilik alanlardan meraya ve tarım alanına geçişlerde görülüyor. Başka bir deyişle, Türkiye’nin dağlık alanları yalnızca orman artışıyla değil, aynı zamanda güçlü ve çok yönlü insan baskısıyla yeniden şekilleniyor.
Önlenebilir kayıplar
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli mesajlardan biri ise heyelanların tamamen “kaçınılmaz” olmaması. Doğa kaynaklı tehlikeler varlığını sürdürse de, bu tehlikelerin afete dönüşüp dönüşmemesi büyük ölçüde arazi kullanımı, planlama süreçleri ve risk yönetimi politikaları gibi süreçlerde alınan kararlara bağlı. Bu noktada da politika yapıcılar, yerel yönetimler, planlamacılar ve altyapı geliştiriciler kritik bir rol üstleniyor.
Arazi kullanımının sürdürülebilir şekilde planlanması, ormansızlaşmanın sınırlandırılması, riskli alanlarda yapılaşmanın kontrol altına alınması ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gibi önlemler, heyelan kaynaklı can kayıplarını önemli ölçüde azaltacağı gibi, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizliklere karşı riskleri de önemli ölçüde azaltacaktır.
Sonuç olarak, bu yeni çalışma özellikle kırılgan bölgelerde yaşayan milyonlarca insan için hayati bir gerçeği ortaya koymakta: Heyelan riskini belirleyen yalnızca doğa değil, aynı zamanda insanların doğayla kurduğu ilişki ve bu ilişkinin nasıl yönetildiği.

