Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen "Barış ve Demokratik Toplum" buluşmasına katıldı.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed'in Münih Güvenlik Konferansı’na katılmasına atıf yapan Hatimoğulları, "Çok önemli bir diplomatik adımdır bu Kürt halkı için. Münih'teki bu fotoğrafın Türkiye'de de verilmesini istiyoruz. Diplomasi masası sadece Münih'te kurulmamalı" dedi.

MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI NOTLARI
DEM Parti'li Ceylan Akça Cupolo: Avrupa ve ABD boşanmasına şahit olduk
"Öcalan'ın önemli mesajları olacak"
Burada konuşan Hatimoğulları, özetle şunları söyledi:
"Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat'ta başlatmış olduğu sürecin neredeyse bir yılını geride bırakacağız. Bu sürecin aslında 15 Şubat Komplosunu boşa düşürmeyi hedefleyen bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Sayın Öcalan'ın özgür yaşamı bu sürecin başarısı için son derece önemlidir ve şimdi devam etmekte olan sürecin ruhuna uygun olan da budur. Bu konuda önemli adımlar atılmasını bekliyoruz. İmralı Heyetimiz şu anda İmralı'da Sayın Öcalan'la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede çeşitli istişareler olacak, çeşitli güncel değerlendirmeler de olacak. Sürece ilişkin de eminiz ki Sayın Öcalan'ın çok önemli mesajları olacak.
30 Mart Anlaşmasının önemine değinen Hatimoğulları, devamla şunları söyledi:
"Rojava'daki kazanımlara dönük, 30 Ocak Antlaşmasına dönük kimi kesimlerin çok özel bir biçimde eleştirel yaklaşımlarına tanıklık ettik. Bu eleştiriler, doğru eleştiriler değil. Baştan şunu söylemek isterim ki bize dostlarımızdan ve mücadele yoldaşlarımızdan gelecek eleştirilerin, halkımızdan gelecek eleştirilerin hepsi baş göz üstüne. Bizlerin vereceği bir özeleştiri varsa onu da açıklıkla vermek konusunda da zerre bir çekincemiz olmaz. Ama 30 Ocak Mutabakatı ile sanki hiçbir şey kazanılmamış gibi ortaya fikirler atmaya kalkanlar oldu. 'Paradigma iflas etmiştir. Halkların kardeşliği diye bir şeye, özgürlükçü anlayışa, kadın özgürlükçü anlayışa artık inanmamalıyız' gibi bir anlayış bizim kabul edebileceğimiz bir anlayış değil.
"Uzunca bir süredir Kürt Özgürlük Hareketinin paradigmasına, DEM Parti’nin siyasi çizgisine ve Sayın Öcalan'ın binbir emekle ve bedelle ortaya koymuş olduğu mücadeleye dil uzatanlar var. Bu sosyal medya kullanıcılarından önemli bir bölümünün fake hesap, bot hesap olduğu biliniyor. Arkadaşlarımızın teknik olarak yaptığı bir çalışma bunu gösterdi. Elbette ki sahici ve dostane eleştiri ve öneriler sunanlar da var. Onların hepsi dediğim gibi baş göz üstüne. Rojava'daki 30 Ocak Mutabakatı tam anlamıyla oradaki özyönetimin bütün amaçlarını yerine getirmesi anlamına gelmeyebilir ama son derece önemli kazanımlar var. Son derece önemli adımlar atılmış. Bu mutabakat boğulmak istenen, saldırı altında olan Rojava için atılmış son derece önemli bir pratik adımdır.
"Rojavayı eleştirenler, Münih'e baksın"
"Benim de içinde olduğum bir heyet Rojava'ya gitti. Savaşın ve çatışmanın yoğun olduğu günlerde gittik. Gözlerimizle tanıklık ettik oradaki direnişe. Uluslararası bir komplo, uluslararası bir saldırı vardı. Ve bu saldırı karşısında özyönetimin aldığı karar son derece mantıklı, son derece akılcıydı. Dediler ki: 'Arapların yoğun olduğu bölgeden SDG olarak çekiliyoruz. Ama gücümüzü Kürt halkının yoğun yaşadığı Rojava topraklarında tahkim edeceğiz. Burada güçlü bir savunma hattı gerçekleştireceğiz'. Nitekim öyle de bir savunma hattı gerçekleştirmişlerdi. Şimdi 30 Ocak kendi mecrasında parça parça hayata geçiriliyor. Rojava’ya aşırı eleştirel yaklaşanlara dönüp Münih’teki konferansa bakmalarını tavsiye ediyorum. 120 ülkenin katıldığı uluslararası konferansta ana gündemi belirleyen Kürt halkı oldu, Rojava yönetimi oldu, Suriye'den giden heyet oldu. Bu büyük bir diplomasi başarısıdır. Bu büyük bir mücadele başarısıdır aynı zamanda. Diasporadaki Kürtlerin, Rojava'daki Kürtlerin, dört parça Kürdistan'daki Kürt halkının verdiği güçlü mücadelenin sonucudur Münih Konferansında ortaya çıkan manzara.
"Münih'teki masa Ankara'da da kurulmalı"
"Münih Konferansında Mazlum Abdi ve İlham Ahmed dünya liderlerinden birçoğuyla bir araya geldi. Çok önemli bir diplomatik adımdır bu Kürt halkı için. Münih'teki bu fotoğrafın Türkiye'de de verilmesini istiyoruz. Diplomasi masası sadece Münih'te kurulmamalı. Kürtlerle diplomasi masası, Suriye'deki özyönetimin de dahil olduğu bir diplomasi masası Ankara'da mutlaka ama mutlaka kurulmalıdır. Suriye konusunda yapılan kimi hatalar oldu, kimi açıklamalar oldu. Ümit ediyoruz ki bu yanlış açıklamalardan ciddi olarak geri dönülmüştür. Aynı hatalar Irak için yapılmamalıdır. Mahmura, Şengal'e parmak sallanmamalı. Oralar tehdit edilmemeli. Bölge barışı için inisiyatif alınacaksa Kürt halkıyla dört parça Kürdistan'da stratejik bir barış antlaşmasının sağlanması lazım. Kürt halkıyla barış taktiksel değil stratejik bir şekilde yürütülmelidir. Suriye'de de Türkiye'de de Irak'ta da İran'da da Kürt halkıyla aynı çerçevede olmalıdır.
"Kürt sorunu bir terör sorunu değil"
"Bir yılı aşkındır parlamentoda devam eden komisyon çalışmalarının artık nihai bir evreye geldiğini biliyoruz ama henüz ortak olan komisyon raporu açıklanmış değil. Bugün raporun son halinin verilmesini bekliyoruz. Komisyonun bu raporunu son derece önemsiyoruz. Ancak şunu da belirtmeliyim ki komisyonun raporu her şeyi bir sihirli değnekmişçesine çözmeyecek. 100 yıllık Kürt sorununu bir dakikada çözmeyecek. Hepimiz bunun farkındayız. Ama atılacak çeşitli somut adımlar için bu raporun sağlıklı bir şekilde çıkması da son derece önemlidir, tarihidir. Raporun basına sızan şekline baktığımızda özellikle terör kavramının çok kullanıldığını gördük. Ümit ediyoruz ki bugün yapılacak olan toplantıda Kürt sorununu artık bir terör parantezi içinde tanımlamaktan vazgeçerler. Çünkü Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Kürt sorunu; sosyolojik, iktisadi, toplumsal ve siyasi bir sorundur. Bu çerçevede ele alınmalı, bu çerçevede çözülmelidir. Dolayısıyla bu raporun yine terörörüyü devam ettirme, bu koroyu sürdürme anlamıyla çıkmamasını ümit ediyoruz.
"Yasanın kapsamlı çıkması gerekiyor"
"PKK'lileri kapsayacak özel yasanın nasıl bir kapsamda çıkacağına dair bize bir ön bilgi verecek bu rapor. O yüzden bu yasanın kapsamlı çıkması gerekiyor. Gerçekten Kürt halkının ihtiyaçlarına cevap verebileceği duygusunu yaratması gerekiyor. Yine bizim bu komisyondan beklediğimiz en önemli adımlar TMK, TCK ve İnfaz Yasasındaki değişikliklerdir. Bugün Amed’de, Urfa’da, Serhat’ta ve çeşitli yerlerde sokak röportajları yapıldığında insanlar, 'Bizim çocuklarımız hala tutuklu, hala 30 yıllıkların infazı yanıyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ AİHM kararına rağmen hala serbest bırakılmadı. AYM kararları hayata geçmiyor. Özel yasa çıkacakmış, kategoriler olacakmış. Peki bizim çocuklarımız ne olacak?' diye sorular soruluyor. İşte çıkacak olan yasanın Kürt halkının bütün bu sorularını yanıtlayabilen bir yasa olması bu sürecin doğası gereğidir.
"Rapor son derece önemli"
"Bu komisyondan elbette ki beklentimiz bu süreçteki beklentimizle örtüşmektedir. O da nedir? Bunun üç sacayağı olmalı: Hukuk, özgürlükler ve demokrasi. Bunları mutlaka ve mutlaka içermelidir. Bu sürecin başarısının söylemden çıkması ve eyleme dönmesi gerekiyor. Bu nedenle de umut hakkı son derece önemlidir. Umut hakkı başta Sayın Abdullah Öcalan için olmak üzere birçok mahpus için önemli bir haktır ve çıkmalıdır. Türkiye'de sürecin başarısı için sadece söylemle değil eylemle de yüzümüzü İmralı'ya dönmeliyiz. Bu nedenle komisyonun çıkaracağı rapor son derece önemlidir değerli arkadaşlar.
"Kürtler için çözüm yılı olmalı"
"Barış bize altın bir tepsiyle sunulmayacak. Barış Ankara'da yapılan görüşmelerden, İran'da yapılan görüşmelerden ibaret değildir. Masada diyaloğun başarısının yolu alanlarda, meydanlarda güçlü bir mücadeledir. Güçlü bir mücadele yürütürsek, güçlü bir örgütlükle ortaya çıkarsak bilin ki müzakeredeki elimizi güçlendiririz. Bugüne kadar Kürt halkı inkar edilmiştir, farklı halklar ve inançlar bu topraklarda inkar edilmiştir. Yeni yüzyıl Kürt halkının çözüm yüzyılı olmalıdır. DEM Parti olarak başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye'de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların kendini eşit bir yurttaş olarak hissedebildiği bir demokratik Türkiye'nin inşası için çalışmalarımız devam edecek."
(AB)

