Dünyanın dört bir yanından üst düzey devlet ve hükümet yetkililerini bir araya getiren 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) dün (15 Şubat) sona erdi. "Yıkım Altında" temasıyla düzenlenen konferansı Türkiye'den siyasetçiler de takip etti.
Münih'te konferansı takip eden isimlerden TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi ve DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, öne çıkan başlıklar ve gözlemlerini bianet'e anlattı. Cupolo, konferansda her siyasi tartışmanın enerji, ticaret ve savunma başlıklarının etrafında döndüğüne dikkat çekti.
"Adem-i Merkeziyetçilik Münih'te tanındı"
Akça Cupolo, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed'in konferansta temsiline ilişkin; "Suriye heyeti olarak gelseler de Abdi ve Ahmed, konferansın aplikasyonda SDG komutanı ve dış işlerinden sorumlu sözcüsü olarak yer aldı. Suriye için bizim de hep bahsettiğimiz ve savunduğumuz Adem-i Merkeziyetçilik talebinin Münih'teki bu konferansın organizatörleri tarafından da tanındığı anlamına geliyor" yorumunu yaptı.
"Katliamlar için 'küçük hatalar' denildi"
Cupolo, Suriye'ye ilişkin geçiş hükümetinin atadığı Dışişleri Bakanı Şeybani ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat ile ABD'li sanatörlerin de bulunduğu oturumda yapılan tartışmaların katılımcılar açısından "şoke edici" olduğunu aktardı:
"Hem ABD'li demokrat bir senatör, hem de Suriyeli iki bakanı Lazkiye, Tartus ve Rojava çevresinde gerçekleşen katliamlara dair 'bazı küçük hatalar' diye nitelendirdiklerini, sorumluluk almayı reddettiklerini gördük. Hatta doğrudan alıntı yapıyorum. 'Böyle süreçlerde bu katliamların olması normal' gibi sözler kullandılar. O salonu şoke etti.
"Türkiye'nin Suriye'deki rolü soruldu"
"Soru cevap kısmında onlara Türkiye'nin rolü soruldu. İsrail'in işgalinden bahsettiler, Suriye'nin topraklarının bir kısmını işgal etmesinden bahsettiler. Ancak Türkiye ile ilgili soru gelince donup kaldılar cevap veremediler. O yüzden Türkiye'nin buradaki rolünü yapıcı olarak bu aşamada nitelendirmek mümkün değil. Ama zaten siyasi perspektifte açık oturumlarda Türkiye'ye ilişkin Mehmet Şimşek konuştu. Ekonomiye dair konuştu, siyasi herhangi bir değerlendirme yapmadı. Finansal yatırımlardan, yeni enerji ve ticaret koridorlarından bahsetti. Türkiye'ye ilişkin tartışmalar hep pragmatik ilişkiler üzerinden gerçekleşti."
"Bir Avrupa ve ABD boşanmasıydı"
Konferansa önceki yıllara göre geniş bir ABD delegasyonu katılımı olduğunu belirten Akça Cupolo, "Bir Avrupa ve ABD boşanmasına şahit olduk" dedi. Cupolo, Avrupa ve ABD ekseninde yapılan tartışmalarda katılımcıların verdiği mesajları şöyle değerlendirdi:
"Kullanılan metaforlardan, söylemlerden, konuşmalardaki 'sana ihtiyacın yok, kendi kendime yeterim' mesajından bunu anlıyoruz. AB, güvenliğini ABD'ye, enerjisini Rusya'ya, teknolojisini Çin'e, göçü Türkiye'ye bütün işlerini başka ülkelere ihale eden bir oluşumdu. Ama artık birçok noktada kendi göbeğini kesme mecburiyetinde. Ukrayna'daki savaşla yeni enerji arayışlarını, Trump yönetimi ile sarsılan NATO sebebiyle yeni bir güvenlik oluşumunu, göç meselesinde Türkiye'nin bunu bir şantaj kartı olarak kullanması sebebiyle yeni bir göç anlayışını, teknoloji bağlamında Çin'e olan bağımlılığından çıkıp 'Made in Europe' diye Avrupalı teknoloji firmalarını öne çıkaracak girişimleri başlatan bir atılım, bir hamle yapıyor şu anda. Tekrar dünya sahnesinde kendi göbeğini kesen bir yapı olmaya çalışıyor. Konferansın bence en can alıcı kısımlarından birisi buydu.
"Siyasi söylemin en yalın hali"
"ABD açısından ise 'hepinizle transaksiyonel, al-ver ilişkisi kuracağım' mesajı hakimdi. ABD heyetinden katılan kişilerden öne çıkanlardan birisi ABD’li senatör Lindsey Graham'dı. İran üzerine olan oturumda bazı konuşmalar yaptı. Argo kelimelerle Suudi Arabistan'a ve İran'a önemli mesajlar verdi. Rıza Pehlevi'nin olduğu oturumda açık bir şekilde onu gözü kapalı desteklemeyeceğini söyledi. Bir rejim değişikliğini savunduğunu söyledi. Bu bağlamda bütün siyasi söylemin, siyasi perspektifin en yalın, en filtrelenmemiş halini izledik."
"Avrupa'nın bölünmüşlüğünü gördük"
Cupolo, kendisinin de takip ettiği Polonya Dışişleri Bakanı ve Çek Dışişleri Bakanı arasında gerilimin yaşandığı toplantıyı da aktardı: "Orada Avrupa'nın kendi içindeki çatışmasını gördük. Polonya Dışişleri Bakanı, Çekya Dışişleri Bakanı ile 'Avrupa'da faşistler var' diyerek dalga geçerken; Çekya da 'Siz daha bunlarla uğraşadurun, daha büyük sorunlarımız var' diye çıkıştı. Bu diyaloglar Avrupa'nın kendi içindeki bölünmüşlüğün göstergesiydi."
Hillary Clinton da aynı toplantıda konuştuğunu söyleyen Cupolo, Amerika'nın Ukrayna'ya gönderdiği silahların yeni yönetimle birlikte azaltılması ve koşula bağlanmasını hatırlattı. Cupolo, Hillary Clinton'ın buradaki 'kuralsızlığı' açık bir şekilde eleştirdiğini belirtti.
Cupolo, konferans boyunca dünyanın her yerinde egemenlerin, mevcut sistem kurallarının kendine karşı dönmesiyle yaşadıkları şok ve bunu sübvanse etme, kontrol altına alma çabalarının tartışmalarda gündem olduğunu söyledi.
"Gemideki arkadaşlarınızı dinleyin"
Son olarak Avrupa Parlamentosu'nun 'Rojava' kararına ilişkin Türkiye Dışişleri Bakanlığının verdiği tepkiye yanıt veren Cupolo, "Avrupa Parlamentosu, malumun ilanını yapmış" dedi. Türkiye'nin çıkışını ise 2015'ten bu yana süren 'direkt reddetme' yaklaşımı ile ilişkilendirdi:
"Avrupa Parlamentosu'ndan Avrupa Konseyi'nden gelen dostane ve yapıcı eleştirileri direkt reddeden yaklaşımın bir devamı niteliğinde. Acıklı bir durum. Net bir şekilde teyit edilmiş ihlalleri detaylandıran bir yapının eleştiren bir raporunu reddetmek, Avrupa'nın bir parçası olmayı isteyen bir ülkenin takındığı bir tavır olmamalı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bir toplantıda 'biz Avrupalılar hepimiz aynı gemideyiz' demişti. Aynı gemideyseniz gemideki arkadaşlarınızın size eleştirilerini daha dikkatli dinlemeniz gerekir."
(AB)







