"Terör"ün tanımı yok ama 175 yerde bürosu açılacak
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in talimatıyla 81 ilde özel terör soruşturma büroları kuruluyor. Yalnızca terör dosyalarına bakacak savcılar, kollukla aylık koordinasyon toplantıları yapacak. Bakanlık, soruşturmaların daha hızlı ve standart yürütülmesini amaçladığını belirtiyor. Ancak Türkiye'de terör tanımının çok geniş olması ve şiddet içermeyen siyasal söz, gazetecilik, hak savunuculuğuna kadar uygulanabilmesi kaygı yaratıyor. Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, terör mevzuatının şiddete teşvik etmeyen ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere uygulandığını, bunun insan hakları ihlali oluşturduğunu vurguluyor. Hukukçular, terör suçunun sınırları daraltılmadan uzmanlaşmanın geniş yorumun ülke geneline yayılması sonucunu doğuracağı uyarısında bulunuyor. Avrupa Parlamentosu, terör mevzuatının "aşırı geniş ve keyfi" uygulandığını belirtiyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in talimatıyla hazırlanan ve Bakan Yardımcısı Can Tuncay’ın imzasıyla savcılıklara gönderilen yazıya göre, bürolarda görevlendirilen savcılara terör soruşturmaları dışında dosya verilmeyecek. Savcılar kolluk birimleriyle her ay koordinasyon toplantısı yapacak; örgütlerin ülke çapındaki yapılanmaları, güncel faaliyetleri ve soruşturmalar arasındaki bağlantılar düzenli biçimde izlenecek.
Bakanlık, böylece soruşturmaların uzman savcılar eliyle daha hızlı, koordineli ve ülke çapında aynı standartta yürütüleceğini ileri sürüyor. Ancak Türkiye’de terör ve örgüt suçlarının şiddet içermeyen siyasal açıklamalara, haberlere, toplantılara ve hak savunuculuğuna uygulanabilmesi, girişimin çatışma çözümü sürecinin ihtiyaç duyduğu demokratik alanı daraltabileceği kaygısını doğuruyor.
Karar nereden çıktı?
Karar bir yasa değişikliği değil, başsavcılıkların iş bölümünü düzenleyen idarî talimat niteliğinde. Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Van ve başka büyük adliyelerde terör soruşturma büroları zaten bulunuyor. Yeni düzenleme bu modeli bütün ağır ceza merkezlerine yayıyor ve bürolardaki savcıların yalnızca terör dosyalarına bakmasını öngörüyor.
Uzmanlaşma ihtiyacından söz ediliyor
Terör ve örgütlü suç soruşturmaları farklı illerdeki dosyaların, dijital delillerin, para hareketlerinin, iletişim kayıtlarının ve örgütsel hiyerarşi iddialarının birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Savcıların bu dosyalar yanında çok sayıda adli suça bakması soruşturmaları geciktirebiliyor; benzer eylemler farklı illerde farklı suçlamalara konu olabiliyor.
Ancak asıl sorun, uzman savcıların hangi eylemleri “terör” sayacağı. Terörle Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nun örgüt suçlarına ilişkin hükümleri uzun süredir şiddet içermeyen açıklamalara, toplantılara, haberlere, sosyal medya paylaşımlarına ve siyasal faaliyetlere uygulanıyor.
Bu nedenle suçun sınırları daraltılmadan kurulacak bürolar, soruşturma kalitesini yükseltmekten çok uygulamadaki geniş yorumun bütün ülkeye aynı biçimde yayılmasına yol açabilir.
Hukukçular ne diyor?
Ceza ve medya hukukçusu Fikret İlkiz, terör propagandası suçunda söz veya davranışın şiddeti teşvik edip etmediğinin, şiddet yöntemlerini övüp meşrulaştırıp meşrulaştırmadığının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguluyor.
İlkiz, Abdullah Öcalan’ın doğum günü dolayısıyla pasta kesip dağıtmanın terör propagandası sayıldığı bir davayı incelerken, şiddet bağlantısı kurulamayan sembolik davranışların cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtti. AİHM de söz konusu eylemin şiddet, silahlı direniş, ayaklanma çağrısı veya nefret söylemi içermediğine hükmetti.
Pasta kesmek ve dağıtmak terör propagandasıdır
İlkiz’in temel eleştirisi, Kürt sorunu hakkında konuşmanın, devletin güvenlik politikasını eleştirmenin veya siyasal çözüm önermenin kendiliğinden örgütsel faaliyet sayılamayacağı yönünde. Şiddetle bağı kurulmayan söz ve davranışların terör suçlamasına konu edilmesi, yalnızca bireysel hakları değil, seçmenlerin farklı siyasal programlar arasında tercih yapabilmesini de sınırlıyor.
İstanbul Barosu dosyası somut örnek
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan dava, terör suçlamasının ne kadar genişletilebildiğinin güncel örneklerinden biri oldu.
Baro, Kuzey Suriye’de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin hakkında etkin soruşturma yürütülmesini ve çatışma bölgelerindeki gazetecilerin korunmasını isteyen bir açıklama yaptı. Savcılık, bu açıklama nedeniyle baro yöneticilerinin “terör örgütü propagandası” suçundan cezalandırılmasını istedi.
İstanbul Barosu, Daştan ve Bilgin için yaptığı açıklama nedeniyle ifade verecek
Kaboğlu, açıklamayla isnat edilen suç arasında maddi bir ilişki bulunmadığını, soruşturmanın esas ve usul bakımından hukuka aykırı olduğunu söyledi. Baro yönetiminin görevden alınması amacıyla ayrıca dava açılmasını da baroların anayasal ve demokratik özerkliğine müdahale olarak değerlendirdi.
Otuz iki uluslararası hukuk ve insan hakları örgütü, savcılığın yaklaşımını “ceza hukukunun kötüye kullanılması ve yargı tacizi” olarak niteledi. İstanbul Barosu yöneticileri daha sonra terör propagandası ve dezenformasyon suçlamalarından beraat etti.
İstanbul Barosu beraat etti
Venedik Komisyonu, Türkiye’deki sorunun yalnızca kanun metinlerinden değil, savcılık ve mahkemelerin hükümleri geniş yorumlamasından kaynaklandığını belirledi. Komisyon, silahlı örgüt üyeliğinin zayıf delillerle kurulmasının kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal edebileceğini; örgütsel hiyerarşi içinde bilerek ve isteyerek hareket edildiğinin somut delillerle gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Görüş açıklamak örgüt üyeliğinin kanıtı olamaz
Komisyona göre bir görüşün açıklanması tek başına silahlı örgüt üyeliğinin delili sayılamaz. Söz ve yayınlar ancak şiddete teşvik içerip içermediği incelenerek cezai değerlendirmeye konu edilebilir.
Venedik Komisyonu, ifade ve toplantı özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin örgüt üyeliği cezasına dönüştürülmesine imkân veren hükümlerin kaldırılmasını veya bu hakların kullanıldığı olaylarda uygulanmamasını tavsiye etti. Yıllar süren yargılamaların sonunda verilen beraat kararlarının yeterli güvence oluşturmadığını; ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratan soruşturmaların baştan önlenmesi gerektiğini belirtti.
O’Flaherty: Süreç mevzuatı AİHM içtihadıyla uyumlaştırma fırsatı
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, Terörle Mücadele Kanunu’nun insan hakları savunucuları, muhalefet siyasetçileri, gazeteciler ve öğrenciler hakkında kullanılmasının kamusal tartışma üzerinde caydırıcı etki yarattığını açıkladı.
O’Flaherty, “Terörsüz Türkiye” sürecinin terör mevzuatını ve uygulamasını AİHM içtihadı ile Venedik Komisyonu görüşlerine uyumlu hale getirmek için önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
Avrupa Parlamentosu da 17 Haziran 2026 tarihli Türkiye raporunda terör mevzuatının “aşırı geniş ve keyfî” uygulanmasının muhalefeti, sivil toplumu ve bağımsız gazeteciliği sınırladığını, yerel demokrasiyi zayıflattığını belirtti. İstanbul Barosu soruşturmasının hiç açılmaması gerektiğini kayda geçiren Parlamento, çözüm sürecinde güvenlikçi yaklaşımın geride bırakılması ve terör mevzuatının Avrupa insan hakları standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi çağrısı yaptı.
(AEK)