savunmam hazır halde bekliyoruz. Başkanım, bu süreçte mübaşir beyin emeğini rica edeceğim; çünkü hem size çeşitli belgeler vereceğim hem de çeşitli görseller göstereceğim. İnşallah tahliye olursak ve siz de izin verirseniz bir gün bir tepsi baklavayla gelir, emeklerinin karşılığını öderiz. Sayın Başkan, sayın iddia makamı; bugün 387 gün. Ben tam 387 gündür bugünü bekliyorum. Çünkü ilk defa kendimizi ifade edebileceğimiz bir ortamdayız.
Sabrınızı rica edeceğim, dikkatinizi rica edeceğim; çünkü çok yorgunsunuz biliyorum. Hem çok sayıda sanık var hem çok sayıda detay var ve herkes haklı olarak uzun uzun savunmasını yapıyor. Ben de bu yüzden biraz uzunca bir savunma yapacağım. Sabır ve metanetle, aslında adalete olan saygıyla bugünü bekliyorum ben. Ve bu 387 gündür suçsuz, günahsız, delilsiz ve ispatsız şekilde bugünü bekliyorum. Tam 387 gündür vatandaşlık haklarından mahrum bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendimi ifade edebilmek istiyorum. İşime, özgürlüğüme, aileme ve hayatıma yeniden kavuşabilmek adına aslında bugünü bekliyorum.
19 Mart günü başlayan operasyon ve bunlardan sonra anladığım kadarıyla soruşturmaya 800 insandan fazla —826 saydım ben— 826 kişi dâhil edilmiş. Bunlardan 450 kişi iddianame kapsamında sanık haline getirilmiş.
Bu 450 kişiden sadece 37 kişiyi tanıyorum. O yüzden de 13. eylem boyunca ifade veren herkese tek tek sordum ki mahkeme bu fotoğrafı en azından ben daha başlamadan önce görebilsin diye. Bu 37 kişiden üçünü, gazeteci olduğum için meslek hayatım boyunca Karadeniz'den dolayı tanıyorum. Beşini, seçilmiş siyasetçi oldukları için hayat boyu onları izlediğim ve takip ettiğim için tanıyorum. Altı kişiyi iş dünyasından dolayı tanıyorum. Geriye 23 kişi kalıyor; bu 23 kişi de İBB'nin ya üst yönetimindeler ya da iletişim birimindeler. Geri kalan hiç kimseyi hayatım boyunca tanımadım, görmedim. Telefon irtibatım ya da e-posta veya herhangi bir vasıtayla herhangi bir irtibatım olmadı. Bunun özellikle, bu verilerin altını çiziyorum; çünkü iddianamede çok sıkça bahsediliyor. Atılı suçların vasıf ve mahiyetine ilişkin konulardan bahsediyorum; ben de savunmamı aslında buradan kurmak istiyorum.
Biraz önce söylediğiniz gibi bana üç suç burada atılıyor: “Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”, “Rüşvete aracılık etmek” ve “Eylem 13'teki kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verilmesi ya da ele geçirilmesi.” Bu 3 konu. Ana savunmama başlamadan önce şu konunun altını özellikle çizmek istiyorum: Benim İBB'de herhangi bir kadrom, herhangi bir unvanım, herhangi bir sorumluluğum yok. Hiç olmadı. Beylikdüzü Belediyesi'nde de olmadı, İBB'nin iştirak şirketlerinde de olmadı. Ben bir kamu çalışanı değilim. En azından 1984'ten bu yana kamu çalışanı değilim; öncesinde kamu çalışanıydım, anlatacağım.
Dolayısıyla imza yetkim yok, herhangi bir ihaleye karışmışlığım yok. İleride de söyleyeceğim; tek bir ihalesine bile girmişliğim yok ne İBB'nin ne iştirak şirketlerinin ne de Beylikdüzü Belediyesi'nin. Benim yaptığım yegâne iş, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasına dışarıdan hizmet vermek; ona dışarıdan yardım etmek. Bunları durumu netleştirmek için söyledim. Yoksa burada bulunan ya da bulunmayan sanıkların İBB çalışanı olmasıyla doğrudan bir şey ilişkilendirebileceğimi ima etmek amacıyla söylemiyorum. Sadece kendi durumumu netleştirmek amacıyla size söylüyorum.
Sayın Başkan; kollukta, savcılıkta ve sulh ceza hakimliğinde verdiğim ifadelerde bütün detayları anlattım. Ben Ekrem İmamoğlu'nun 30 Mart 2014 Beylikdüzü Belediye Başkanlığı seçimlerinin kampanyasını yürüttüm.
Arkasından 31 Mart 2019 seçim kampanyasını yürüttüm. Arkasından 23 Haziran 2019 seçim kampanyasını yürüttüm ve nihayetinde 31 Mart 2024 seçim kampanyasını yürüttüm. Sayın İmamoğlu cumhurbaşkanlığı için partisinin içerisinde bir yarışa girdiğinde o kampanya hazırlıklarına da biz başlamıştık; arkasından başımıza gelenleri biliyorsunuz. Bütün bu çalıştığım süre boyunca yaptığım işi Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi'ne yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi ile yaptığım sözleşmeleri ya da İstanbul İl Başkanlığı ile yaptığım sözleşmeleri dosyanıza ibraz ettim. İçeride tutukluyken verdiğim ilk dilekçe buydu. Şunu düşündüm; yani İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başı çok kalabalık, çok büyük bir operasyonla uğraşıyorlar, onlara yardımcı olayım. Meseleyi anlasınlar diye ben Kandıra 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nden itibaren neredeyse ayda bir dilekçe göndermeye başladım.
Sonradan bir televizyon kanalında Profesör Doktor Ersan Şen'i dinlerken —iki hafta önceydi— şöyle bir şey söyledi: "Ya," dedi, "sanıklar içerideyken otururlar, akıllarına bir şey gelir, yazarlar dilekçe. Kimse de ona bakmaz." O bunu söylediği için bugün aslında yanımda bazı şeyleri getirdim; bir kısmını size tekrar tekrar vereceğim Sayın Başkanım.
Bu davada 1+1 eylemden dolayı sorumlu tutuluyorum. Aslında 1+1 değil, yarım+0. 13. eylemin neden 0 olduğunu ayrıntılarıyla anlatacağım, zaten buna başladım. 4. eylemin neden yarım olduğunu da söyleyeceğim; çünkü 4. eylemde illiyet bağı diyebileceğimiz bir şey var, en azından etkin pişmanlıktan yararlanan 1 kişinin ifadesi mevcut. Onun dışında o da yok. Sayın savcılık ve iddia makamı, sonuç kısmında benden bir parça bahsediyor ancak dosyanın ortasında hiçbir yerde yokum. Bunlara geleceğim efendim.
Tarafıma isnat edilmiş olan iddiaların mesnetsizliği, soyutluğu ve delilden yoksunluğuna geçmeden önce; sayın mahkemenizin vereceği kararların tarih olacağını, tüm milletin ve dost düşman tüm dünyanın bu kararları beklediğini vurgulamak isterim. Umulan ve beklenen, kararlarınızın adalet dağıtımı yönünde olmasıdır.
Hem Türkiye'deki milyonlarca vatandaş hem de dünya buradan bir adalet bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti yargı sisteminin çok önemli ve istisnai bir organı olan bu mahkemenin; binlerce sayfadan oluşan iddianameyi, on binlerce sayfadan oluşan ekleri, bizlerin ek olarak sunduğu yeni belgeleri ve burada ifade veren yüzlerce insanın beyanlarını dikkatle dinlemesi çok kritiktir. Meseleyi detaylıca anlamanız ve ondan sonra bir hüküm kurmanız, 100. yılını geride bıraktığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünü ve geleceği için çok ama çok önemli olacaktır. 85 milyon vatandaş bu salondan adalet bekliyor.
Ancak mahkeme kararları tek başına adaleti tesis edemezler. Çünkü adalet dediğimiz kavram, sürecin tamamıyla ilgilidir. Daha yargılama başlamadan, soruşturma evresinden itibaren işler doğru, düzgün ve hukuka uygun yapılıyorsa orada adaletten bahsedebiliriz. Bu da yetmez Sayın Başkanım; toplumun büyük çoğunluğunun orada adalet olduğuna ikna olması lazım. Adil soruşturma ve yargılamaya tam riayet edilmelidir. İlk gün bu mahkeme salonunda her iki tarafta bulunan avukatlar özellikle usul meselesini gündeme getirdiler. Siz tabii kendi bildiğiniz gibi davrandınız ki bu sizin hakkınız; ama bunun söylenme nedenini gittikçe daha iyi anlıyorum: Usul, adaletin temelidir. Hukukta "Usul esastan gelir" derken tam da bu kastedilir. Sağlık Bakanlığımızın da en temel birinci prensiplerinden biri budur.
Sayın Başkanım, ne yazık ki geride bıraktığımız 1 yıldan uzun süre boyunca bu davada usul adaletinin gereği olan pek çok konuya riayet edilmedi. Dosya size gelmeden önce, şahsen ben bütün bu süreçte hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muameleye maruz kaldım. Bunlardan bazı örnekler göstermek istiyorum. Mümkünse 1. ve 2. görseli sırayla gösterelim; dün verilmişti. Bu birinci örnek Sayın Başkanım. Toplam 11 tane örnek göstereceğim ya da söyleyeceğim.
Görsel dil bu Sayın Başkanım. Twitter'da kendisine gazeteci diyen bir beyefendi var; Emre Erciş. Tarihe dikkatinizi çekiyorum, en altta yazıyor: 29 Ocak 2025. Beyefendi bir liste yayınlıyor. Anladığım kadarıyla Ekrem İmamoğlu ile ya da onun hesaplarını kullanan birileriyle bir atışma yaşıyor ve bir liste paylaşıyor: Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Murat Ongun, Tuncay Yılmaz vesaire... Bu davadaki hemen her tutuklu —ya da o an tutuklu olmayan bir kişi— o listede var. Sayın Başkanım, bu tek bir örnek değil. Bu, Kasım 2024 tarihinden itibaren gördüğümüz yüzlerce trol tweetinden sadece biri. Sadece Twitter'da da değil, hemen her platformda buna benzer pek çok içerik gördük.
Şimdi, sosyal medyada başlatılan bu saldırıyla ve yaklaşmakta olan bir operasyonda tutuklanacağımıza dair iddialarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurduk. 2 numaralı görseli de gösterelim lütfen. Görsel 2'de "Heybedeki turplar" deniliyor. Tarihe bakın; bu, Ekrem Bey ile Beylikdüzü Belediyesi'nde yaptığımız bir toplantı fotoğrafı. O toplantıyı Ekrem Bey kendi sosyal medyasında paylaşmıştı. O tarihten beri bu fotoğraf, troller tarafından defalarca kullanıldı.
Operasyona yaklaşıldığı günlerde, yani 29 Ocak tarihinde, bu arkadaşımız "Heybedeki turplar" diye yeniden ilan yapıyor. İkinci örnek; Sayın Başkanım, 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alınırken gerekçe gösterilen suçların hiçbirisi katalog suç değil. Dolayısıyla katalog suç olmayan durumlarda devlet ve yargı sistemi; bir mahkeme kararı yoksa malınıza mülkünüze el koyamaz, çünkü henüz suçlu değilsiniz. Ancak terör suçu gibi katalog suçlarda bu olabilir. Bizimle ilgili ise sadece bir mali suç şüphesinden bahsediliyor.
19 Mart 2025 tarihinden 2 hafta önce cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj Beşiktaş İmar Müdürlüğü'nden geliyor ve "Mülkünüze ilişkin işlem yapılmaktadır" diyor ancak nedenini söylemiyor. Önce bir sahtekarlık durumu olduğunu düşünüp inanamadım. Avukatım Sayın Altan Demir'e "Altan, şuna bir bakar mısın?
Galiba bir sahtekarlık işi, bir araştırır mısın?" dedim. Araştırdı ve "Evet, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir operasyon başlatmış, bu yüzden şerh koymuşlar" dedi. Ben iletişimciyim Sayın Başkanım. Dedim ki: "O zaman hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidelim, konu neyse anlayalım ve ifademizi verelim." Gittik ama 7. kat kapı duvar, geçemiyorsunuz. Bununla ilgili zaten 3 kez dilekçe verdik. "Ben buradayım, ifade vermek istiyorum, lütfen bizi içeri alın" dedim ama alınmadık. Arkasından sabah operasyonuyla gözaltına alındık. Vatan Emniyet'e gittiğimde saat henüz 06:00 olmamıştı ama televizyonlar "Necati Özkan tutuklandı" diye yazmaya başlamıştı bile. Dolayısıyla bu, daha iş başlarken bizim için yapılan bir başka usulsüzlük örneğiydi.
Tüm banka hesaplarıma ve tüm gayrimenkullerime el konuldu. Şimdi size tapu kaydından çıkarılan listeyi vereceğim Sayın Mübaşir. Efendim, orada 20 tane gayrimenkul var. Bu 20 gayrimenkulün 17'si dedelerimin dedesinden kalma mirastır; yani nesiller boyu bize intikal etmiştir. Ayrıca MASAK raporu var; rapor diyor ki: "Necati Özkan'ın bu tarlalardaki hissesi %2,85'tir." Yani o tarlalarda benim mülküm sadece %2,85 oranındadır.
Geri kalan kısımlar 100'e yakın akrabamla ortak olduğum köy tarlalarıdır. Ekonomik bir değerleri yok. Bugün benim buradaki bu 17 tarlanın tamamını, eğer sayın iddia makamından herhangi biri ya da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı satın almak isterse, her birini 5.000 liradan satabilirim; satışa hazırım. Hikaye bu. Orada babamdan kalma 2 tane daha mülk var; Ankara'daki 2 küçük arsa. Biri 300 metrekare, diğeri 150 küsur metrekare. Orada da benim hisselerim %14 ve %12'dir. Gerçekten tek bir mülk var, o da Akmerkez’deki ofisim. Akmerkez E Blok 6. katta bulunuyor. Bu ofisi 2006'da şirketim adına satın aldım. Emin olun, kimden satın aldım? Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nden satın aldım.
Dolayısıyla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiğim ilk dilekçede de bunu bütün belgelerle beraber anlatıyorum. Diyorum ki: "Ben Sayın Ekrem İmamoğlu ile tanışmadan 12 yıl önce, buradaki tek gayrimenkulümü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nden satın aldım." Bütün evrakını da koydum; nasıl teklif vermişiz, süreç nasıl ilerlemiş, bankadan nasıl ödemişiz, hepsi mevcut. Bunun dışında başka hiçbir gayrimenkulüm yok. 2006'dan bu yana aldığım başka gayrimenkuller oldu ama onları aldım ve sattım. Çünkü Türkiye ekonomisi, özellikle reklam sektörü için çok zor bir ekonomidir. Ekonomi nezle olsa, reklam sektörü beyin ameliyatı geçirir; öyle bir durumdur. Dolayısıyla işi nakit olarak sürdürebilmeniz için bir şekilde sağlam olmanız lazım. Elinizdeki belgede, Akmerkez'deki ofisin 2009'da şahsıma geçtiğini göreceksiniz. Bunun sebebi şudur: 2006'da şirket adına satın almıştım ancak 2008'de büyük bir dünya krizi oldu. Şirketin finansmana ihtiyacı olunca, mülkü şirketten şahsım adına satın aldım ve böylece şirketin içine finansman eklemiş oldum.
Üçüncü örnek Sayın Başkanım: Defalarca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidip "Biz buradayız, meseleyi öğrenelim, size yardım edelim" diyoruz; ancak kalemi dahi geçemiyorsunuz. Bize sadece "Gizlilik kararı var, bekleyeceksiniz" diyorlar. Dördüncü örnek; bu durumu öğrendikten sonra Başsavcılığın bizi belli bir gün sonra çağıracağını ya da gazetelerde ısrarla bahsedilen o operasyon ihtimalinin gerçekleşeceğini beklemeye başladık. Bu süreçte, eşim ve oğlumdan habersiz şekilde oturduğum sitenin güvenliğine gittim. Dedim ki: "Arkadaşlar böyle bir operasyon beklentisi var. Eğer emniyet görevlileri gelirse onları doğrudan bana getirin, vakit kaybetmesinler; beni aramakla uğraşmasınlar, doğrudan buraya getirin." Ve bekledik. Hakikaten bir sabah, biraz önce söylediğim gibi saat 05.00'e doğru gözaltına alındık ve Vatan Emniyet'e götürüldük.
Beşinci örnek Sayın Başkanım: Sosyal medyada hakkınızda defalarca kampanya yapılıyor; "Geldi, geliyor, gelecek", "Silivri soğuktur" gibi aklınıza gelen her türlü şey yazılıyor. On binlerce tweet atılıyor. Öylesi bir ortamda, ben normalde her ay en az 2 kez yurt dışına gidip gelen bir insanım; istesem pekala yurt dışında kalabilirdim. Lütfen şu belgeleri de size sunayım: 24-26 Ocak tarihlerinde Berlin'de bir siyasi iletişim konferansının açılış konuşmasını yapmaya gittim. Ardından 11-14 Şubat tarihlerinde Riyad'da bir konferansa, 20 Şubat - 3 Mart tarihlerinde ise Londra'da bir iş toplantısına gittim. Yani hakkımdaki el koyma kararından sadece 3 gün önce Türkiye'ye döndüm. Buna rağmen hakkımda "yurt dışına kaçma riski" gerekçesiyle tutuklama kararı verildi.
Altıncı örnek; el koyma ve gözaltına alma kararlarında tarafıma isnat edilen suçlar; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılıktı. Hem gözaltı kararında hem de tedbir kararında bunların hepsi yazılıydı. Ancak tutuklama kararına geçince, bu suçlar birdenbire "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" ve "rüşvet vermek" olarak değiştirildi. Peki, neden "rüşvet vermek"? Çünkü iddia makamı o sırada şunu düşünüyordu: "Burada bir reklam ajansı var, öte tarafta da Kültür AŞ ve Medya AŞ var. Bu şirketlerin yıllar içinde yüzlerce ihalesi var; bu ajansın sahibi de bu ihalelere girmiş, muhakkak bir şeyler almıştır ve fesat karıştırmışlardır." Oysa ilerleyen süreçte görüldü ki aslında böyle bir şey yok. Üstelik rüşvet suçu bakımından Eylem 4'e dayanak alınan Adem Kameroğlu'nun iftirası henüz ortada bile yokken, Sayın Başkanım, ben peşinen tutuklanıyorum ve arkasından bir gerekçe ihdas ediliyor. Sonra iddianame çıktı ve isnatlar bir kez daha değişti. Bu kez "rüşvet verme" suçlaması da gitti, yerine "rüşvete aracılık etme" isnadı geldi. Ayrıca sürpriz bir şekilde TCK Madde 135 (kişisel verilerin kaydedilmesi) ve Madde 136 (verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme) suçlamaları eklendi.
Esasa ilişkin savunmama geldiğimde; Eylem 13 ve hatta Eylem 4 ile ilgili bana hiçbir soru sorulmadığını, Eylem 4 hakkındaki sorunun ancak benim ısrarla iki dilekçe vermemden sonra sorulduğunu ayrıca anlatacağım Başkanım. Gelelim yedinci örneğe: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine 23 Mart 2025 günü gönderdiği tutuklama talepli bir müzekkere var. Hem o müzekkerede hem de İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararında gerekçe olarak şunlar yazılıdır Sayın Başkanım: "Murat Ongun’a bağlı hareket eden örgüt üyesi." Ben buyum yani, anlatıldığı kadarıyla. Örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun yönettiği; Murat Ongun ve diğer suç örgütü üyeleriyle gizli toplantılara iştirak ettiğim ileri sürüldü. Aynı zamanda bazı toplantılara Akmerkez’de bulunan ofisimde ev sahipliği yaptığım, buraları yönettiğim ya da katıldığım; Tevdi Raporu'nda belirtilen usulsüz ihaleler, hizmet alımları ve haksız olarak kazanılan paranın aklanması suretiyle örgüte haksız kazanç sağlandığı iddia edildi.
Sonra iddianame aşamasına gelindi. İddianamede şunu gördük: Paraşütle bu davaya indirilen Hüseyin Gün diye bir şahıs var. Bu sefer suçlama şuna dönüştü: "Hüseyin Gün’e bağlı olarak hareket eden özel vasıflı üye." Ancak bunlar yapılırken; o gizli toplantılar, usulsüz ihaleler, usulsüz hizmet alımları ve sahte fatura gibi iddiaların hiçbirisi kalmadı. Bunlarla ilgili herhangi bir somut eylem ya da isnat da bulunmuyor; hepsi yok olup gittiler. Dolayısıyla sormak istiyorum: İddianamede yer verilmeyen bu iddialar, eğer benim tutuklanmamı gerektirecek ağırlıktaysa neden dava konusu yapılmadı? Neden herhangi bir aşamada bana bunlarla ilgili tek bir soru bile sorulmadı?
Burada lütfen Görsel 3 ve arkasından Görsel 4’ü gösterelim. Aleyhimde verilen tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında; tarafıma isnat edilen suçların yasal unsurlarının oluştuğu ve kuvvetli suç şüphesinin varlığını ortaya koyan somut tek bir delil ya da olgu olmadığı halde, 387 gündür bir istisna olması gereken tutukluluk hali cezalandırılmaya dönüştü ve her seferinde tahliye talebim reddedildi. Bu örnekte, yani Örnek 8'de; gizli kalması gereken soruşturma evrakının parçaları... Önce ilkine bakalım lütfen, 3'e bakalım. Şimdi burayı lütfen dikkatli okuyalım; gizli kalması gereken soruşturma evrakı. Diyor ki Sayın Emre Erciş: 'Bu tweetim burada kalsın. Ekrem İmamoğlu’nun kendi kadrosunu yerleştirdiği ilçe belediyelerine yapmış olduğu tüm illegal faaliyetler... Bireysel zenginleşme için değil, İmamoğlu, belki de ileride, Ekrem İmamoğlu suç örgütü olarak anılacak bu network’ü önce CHP’yi ele geçirmek, ardından da kendisini Cumhurbaşkanı yaptırmaya çalışarak Türkiye’yi ele geçirmek için kullanıyor.' Şimdi bu ifade iddianamenin girişinde yazıyor. Bunun tarihi 27 Şubat 2025. İddianame Kasım başında çıkıyor. İddianameyi yazan kim? Bu beyefendi yazıyor olamaz herhalde. Eğer bu beyefendi yazmıyorsa, bu beyefendi süper akıllı, süper zekâ; ya da bu beyefendiye birileri bir şekilde bunu servis ediyor.
Bir sonrakine geçelim lütfen. Bakın, bu en vahimlerinden bir tanesi: 'Murat Ongun, Fatih Keleş ve İlbakların eş zamanlı şekilde Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. ihalelerini organize etmek için Necati Özkan’ın Akmerkez’deki ofisinde düzenli olarak buluştukları belirtildi. İlbaklar falan filan...' Şimdi bu o kadar enteresan bir konu ki Sayın Başkan... Şimdi size vereceğim. Ben bunu görünce bana tabii ailem, avukatlarım -biz o sırada tutukluyuz-... Bunları getirince 'Ya biz temayülle para veriyoruz Akmerkez’in yönetimine. Demek ki şunlara bir şey çekin, bir ihtarname çekin. Nasıl oluyor da Akmerkez güvenliğinin kamerasını bir tane trolle sızdırıyorlar? Böyle bir şey olabilir mi?' Bakın Sayın Başkan; 5 Mayıs 2025’te avukatım Sayın Ahu Üstü Yılmaz ve Başar Kaya, Akmerkez yönetimine bir ihtarname çekti. Akmerkez yönetimine dedi ki: 'Sen bunu hangi hakla yapıyorsun? Bu KVKK meselesinde en azından 5 yıllık bir suç.'
Akmerkez yönetimi bana 8 Mayıs 2025’te, yani avukatıma karşı ihtarname çekti. Ve dedi ki: 'Sayın Başkanım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bizden bunları Ocak ayında talep etti. Biz de Akmerkez’in bütün güvenliğinden aldığımız görüntüleri, bankodaki kayıtları, bir yıllık bütün kayıtları tamamını tutanakla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettik.' Ne zaman? Ocak'ta. Bunun üzerine yine avukatım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bu sefer suç duyurusunda bulundu. Ne zaman? O da işte yine Mayıs ayı içerisinde. Dedi ki: 'Verilerin hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme... Eylem 13'te benim yargılandığım konu. Ve Türk Ceza Kanunu’nun işte ilgili maddeleri falan; bunlar suçtur, bu suçun karşılığı 5 yıllık cezadır. Ama bunu kamuda çalışan birileri yaparsa %50 artırılır, yani 7,5 yıldır. Yani bunu nasıl yapıyorsunuz?' diye sordu. Şu ana kadar bunlara herhangi bir cevap alabilmiş durumda değiliz.
Şimdi tabii Sayın Emre Erciş; yetenekli bay Emre Erciş... Yani gazeteci diye tanımlıyor kendisini. Bir sürü şey var hakkında ama benim konum olmadığı için çok dallandırıp budaklandırmak istemiyorum. Ama şunu anlıyoruz Sayın Başkan; bu beyefendi 26 Mart 2026'da, yani bütün bu olaylardan bir yıl sonra tanık olmaya karar vermiş. Bu davanın tanıklarından biri olmaya karar vermiş. Ve orada diyor ki -bunları da vereceğim size, bu yakışıklı beyefendiyi Sayın Başkanımız da görsün-: 'Ben 5 Ocak 2025 tarihinde -biz bütün bu şeyleri veriyoruz ya belgeleri veriyoruz ya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına- ben 5 Ocak 2025 tarihinde Havadis Durum Paylaşımları diye bir İnstagram hesabından buldum Akmerkez’deki ofisle ilgili. Bu kişinin de adını soyadını da bilmem.' Kimi kurtarıyor, niçin bunu yapıyor? Bunu anlamak imkansız.
Evet... Şimdi Örnek 9 Sayın Başkan. Usul adaletine ilişkin karşılaştığım muamelelere ilişkin Örnek 9. Tabii hakikatin ortaya çıkması ve soruşturma makamının iş yüküne yardım etmek dedim ya biraz önce Başkanım; ben bu maksatla oturduğum yerden, cezaevinden, tek kişilik hücremden ailemi zorluyorum, ofiste çalışan arkadaşları zorluyorum, avukatlarımı zorluyorum, belge istiyorum. Bana 'şunların şunların belgesini getirin' diyorum.
Neticede 8 Haziran 2025 tarihinde, 21 Ağustos 2025’te, 5 Eylül 2025’te ve 22 Eylül 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile Sulh Ceza Hakimliklerine -tam Profesör Doktor Erşan Hoca'nın dediği gibi- gönderiyorum dilekçelerimi. Ve diyorum ki 'Bunlara bakılır, hakikat ortaya çıkar.' Bu dilekçelere Sayın Başkanım, 200’e yakın delil ekledim. 200 adet! Bu dilekçelerin ekinde, bunların hepsi dosyanızda mevcut. Fakat bunların hiçbirisi iddianamede hiçbir şekilde konu edilmedi. Görülmemiş! Bu dilekçeler yok. Bu dilekçelerin ekleri de yok. Dolayısıyla hani bütün bunlar bize şunu söylüyor: Ya Sayın İddia Makamı, sizin tarafsız olmanız gerekiyor. Aynen Sayın Mahkeme gibi, Sayın İddia Makamı da Türk milleti adına karar veriyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti adına değil bakın, Türk milleti adına. Keza Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına da değil, Türk milleti adına. Dolayısıyla her şeyden önce Sayın İddia Makamının her şeye tarafsız başlaması ve tarafsız yürütmesi lazım. Adalet dediğimiz hani adaletin sembolü dediğimiz o kadının gözleri niye kapalı? Senin kim olduğunu bilmeden karar verecek. Senin kökenine, soyuna sopuna bakmadan 'Bir suç var mı, bir eylem var mı, bunun kanıtı var mı?' ona göre karar verecek.

İBB davasında 19. gün: Mahkemede “rüşvet” iddialarına uygulamalı anlatım
(EMK)

