İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri, "basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak" ve "basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak" suçlamalarıyla yargılandıkları davanın üçüncü duruşmasının ilk gününde İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Duruşma, Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan 1 no’lu salonda görüldü.
Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri, Kuzey ve Doğu Suriye’de SİHA saldırısıyla öldürülen gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan hakkında yaptıkları açıklamalar nedeniyle yargılanıyor.

İstanbul Barosu davası 5 Ocak'a ertelendi
83 ülkeden duruşmaya katılım
Duruşmayı, 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu temsilcileri bizzat gözlemci olarak takip etti.
Mahkeme salonunda bulunan uluslararası barolar şu şekilde:
Ayrıca duruşmada yer alan hukuk birlikleri ve dernekler de şu şekildeydi:
Saat 11:00’de başlayan duruşmada İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, Başkan Yardımcısı Av. Rukiye Leyla Süren, Genel Sekreteri Av. Hürrem Sönmez, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ahmet Ergin, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Metin İriz, Av. Mehmedali Barış Beşli, Av. Yelda Kocak Urfa, Av. Fırat Epözdemir, Av. Ezgi Şahin Yalvarıcı, Av. Ekim Bilen Selimoğlu ve Av. Bengisu Kadı Çavdar ile müdafileri hazır bulundu.
'Propaganda' suçundan ceza talebi
Duruşma savcısı, celse arasında verdiği esas hakkında mütalaasını tekrar ederek, Kaboğlu ve yönetim kurulu için sadece "basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak" suçundan hapis cezası istedi. Savcılık mütalaasında, "basın ve yayın yolu ile yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçunun da işlendiğini belirterek "suçların birlikte işlenmesi suretiyle birden fazla kanun maddesinin ihlal edilmesine rağmen, sanıkların eyleminin tek olması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü gereğince, sanıklar hakkında daha ağır cezayı gerektiren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği değerlendirilmiştir" ifadelerini kullandı.
Mütalaa
Mütalaada yer alan ifadelerin tamamı ise şu şekilde:
"Eylemlerinde Terörle Mücadele kapsamında güvenlik güçleri tarafından etkisiz hâle getirilen terör örgütü üyelerine yönelik faaliyeti savaş suçu olarak değerlendirdikleri, PKK/KCK/YPG/YDG-H silahlı terör örgütünün nihai amacı olan bölücülük faaliyetini bilinçli olarak hem meşru gösterme hem de yayma amacı taşıdıkları, öldürülen terör örgütü mensuplarından çatışma bölgesinde katledilen gazeteci olarak bahsedilmesinin örgüt üyeliğini özendirici mahiyette olduğu, bu suretle terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstererek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla propaganda yaptıkları, bu nedenle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 (1. ve 2. cümle) maddelerinde düzenlenen Basın ve Yayın Yoluyla Terör Örgütü Propagandası Yapma suçunu işledikleri; ayrıca toplumun genelini ilgilendiren ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen terörle mücadele faaliyetleriyle ilgili olarak, devletin kurum ve organları tarafından terör örgütü mensubu olmalarına rağmen gazeteci olarak tanıtılan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledildiği yönünde, ülkenin iç ve dış güvenliği ile kamu düzenine ilişkin gerçeğe aykırı bilgilerle halkı yanıltarak algı oluşturmaya, devletin kurum ve organlarına duyulan güveni zedelemeye ve halk arasında endişe yaratmaya yönelik saikle hareket ettikleri, bu itibarla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 217/A ve 218. maddelerinde düzenlenen Basın ve Yayın Yoluyla Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma suçunu da işledikleri anlaşılmıştır. Belirtilen suçların birlikte işlenmesi suretiyle birden fazla kanun maddesinin ihlal edilmesine rağmen, sanıkların eyleminin tek olması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü gereğince, sanıklar hakkında daha ağır cezayı gerektiren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle sanıklar İbrahim Özden Kaboğlu, Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekim Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın iştirak hâlinde gerçekleştirdikleri eylemlerine uyan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 (1. ve 2. cümle) maddesi gereğince cezalandırılmaları gerektiği…"
Kaboğlu itiraz etti
Duruşma, İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulunun mütalaaya karşı savunmalarıyla devam etti.
Baro Başkanı Kaboğlu, iki ayrı itirazından ilkinde, kendilerine yöneltilen suçlamalardan biri olan Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin kamuoyunda "sansür yasası" olarak bilinen Dezenformasyonla Mücadele Düzenlemesinin Anayasa’nın 2. (hukuk devleti), 25. (düşünce ve kanaat özgürlüğü), 26. (ifade özgürlüğü) ve 90. (uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü) maddelerine aykırı olduğunu belirterek iptal edilmesi gerektiğini söyledi.
Kaboğlu, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin unsurlarını sıralayarak, "Anayasa’ya göre, bir bilginin gerçeğe aykırı olması tek başına suç sayılmaz; bunun suç kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu barışını bozması gerekir. Bu ise toplumu oluşturan farklılıklar arasındaki ahengin bozulması anlamına gelir" dedi. Kaboğlu, ayrıca maddeyi iptal talebiyle inceleyen dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın karşı oy gerekçesini duruşmada okudu.
"Somut tehlike yok"
Baro Başkanı Kaboğlu, "Somut suç", "somut tehlike" ve "yakın tehlike" koşullarının oluşmadığını belirtti. Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun bu gerekçeyle yargılanmasını eleştirerek, "Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi, savaş hali için öngörülmüş bir düzenlemedir; ancak olağan hukuk koşullarına uyarlanarak yürürlüğe sokulmuştur. Esasen bu madde, Anayasa’nın 15. maddesinde tanımlanan olağanüstü durumlar için kurgulanmış bir suç tipidir. Türkiye savaş halinde olsaydı geçerli olabilecek bu maddenin, olağan bir dönemde uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle suçun kanuniliği ilkesine aykırıdır. Bu madde bir dayatma haline gelmiştir; Meclis’te çoğunluk kimdeyse, o çoğunluğun oylarıyla kabul edilmiştir" dedi.
"Açıkça Anayasa’ya aykırı"
"Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çok önemli bir ayrım var" diyen Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Sayın heyetin, benim ve yönetim kurulumun niyetini nasıl okuduğunu bilmiyorum. Niyet okumak benim uzmanlık alanım değil. Ama heyetin Anayasa’nın 25. maddesini okumasını öneriyorum. Bu maddeye göre herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz, düşüncelerinden dolayı kınanamaz veya suçlanamaz. Savaş halinde bile bu hak geçerlidir. Anayasa’nın bu açık güvencesine rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bizim niyetimizi okuyarak nasıl dava açabiliyor? Yargılamadaki diğer usulsüzlüklere girmeden önce, bu temel Anayasa ihlaline dikkat çekmek istiyorum. Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi açıkça Anayasa’ya aykırıdır ve bu nedenle yürürlükten kaldırılmalıdır."
Yemek ve ihtiyaç molası için duruşmaya saat 12.30’da ara verildi. İstanbul Barosu davasında savcılığın duruşma arasında sunduğu esas hakkındaki mütalaasında, Baro yönetiminin "Uluslararası İnsancıl Hukuk Uygulansın" başlıklı X açıklaması suçlama konusu yapıldı.
Kaboğlu’nun sözlerini tamamlamasının ardından, avukatı Duygu Köksal savunmaya başladı. Köksal, iddianamede yöneltilen Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin neden Anayasa’ya aykırı olduğunu ve bu nedenle davanın hukuki temelden yoksun olduğunu ayrıntılı şekilde anlattı.
Ne olmuştu?
İstanbul Barosu, Suriye’de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin ile ilgili sosyal medyadan paylaşım yapmıştı. Paylaşımın ardından İstanbul Barosu hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Daştan ve Bilgin'e "Silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan açılan soruşturmalara atıf yapılarak "terör soruşturması" başlatılmıştı.
İddianamede, baro başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin faaliyetlerini kendilerine verilen yetkiler ve görevler dışında kullandığı öne sürülmüştü.
İddianamede, İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. İddianamede siyasi yasak da istendi.
(AB)

