İBB DAVASI'NDA 57. GÜN
Gürkan Akgün: Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım
*İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 59'u tutuklu 414 sanıklı davanın 57. duruşması Silivri'de yapıldı. 15 aydır tutuklu olan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunma yaptı. Akgün, 19 Mart 2025'te gözaltına alındığını ve ilk kez mahkemede savunma yapma imkanı bulduğunu belirtti.
*20 yıllık şehir plancısı olan Akgün, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek tüm işlemleri mevzuat çerçevesinde yürüttüğünü söyledi. Beşiktaş Ortaköy ve Eyüpsultan Kemerburgaz'daki parsellere ilişkin silüet onayı süreçlerinde keyfilik, bekletme ve para karşılığı onay iddialarını belgelerle çürüttüğünü ifade etti.
*Akgün, kararların kurumsal mekanizmalarla alındığını, kamu yararı ve şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket ettiğini vurguladı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının 57’nci günü Silivri’de başladı.
Duruşmayı Cumhuriyet gazetesi yazarlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda basın emekçisi, yazar ve izleyici takip etti.
Tutuk incelemeleri
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunmasına mahkeme heyetini, avukatları, basın emekçilerini ve salonda bulunan aileleri selamlayarak başladı ve 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasının ardından tutuklandığını, 15 aydır özgürlüğünden yoksun bırakıldığını söyledi. Bu süreçte dosyasının yeterince incelenmediğini, tutukluluk incelemelerinin yüzeysel yürütüldüğünü, iddialara karşı savunma yapma imkanını ilk kez mahkeme huzurunda bulduğunu belirtti.
Akgün, "Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım. Gecemizi gündüzümüze katarak başarmaya çalıştığımız demokratik ve halkçı belediyeciliği savunacağım ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için ekmek gibi, su gibi ihtiyaç olan adil yargılanma hakkını savunacağım" dedi.
Akgün, meslek hayatının şehir plancılığı ve kamu görevliliği üzerinden şekillendiğini, hiçbir aşamada kişisel çıkar gözetmediğini, görevini kamu yararı doğrultusunda yürüttüğünü söyledi. Kendisine yöneltilen suçlamaların hayatı boyunca yaptığı çalışmalarla örtüşmediğini, belediyecilik anlayışlarının bilimsel, şeffaf ve halk odaklı olduğunu vurguladı.
Savunmasında uzun bir biyografi ve mesleki geçmiş anlatımı yapan Akgün, Trabzon’da doğduğunu, İstanbul’a 17 yaşında üniversite eğitimi için geldiğini, 25 yıldır bu şehirde yaşadığını ve şehir plancısı olarak kamu hizmetinde bulunduğunu söyledi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladığını, 20 yıllık meslek hayatında hem özel sektörde hem kamu alanında farklı ölçeklerde planlama çalışmaları yürüttüğünü ifade etti.
Şehir Plancıları Odası’nda da görevler aldığını söyleyen Akgün, kentleşme süreçlerinde kamu yararını, çevreyi ve sosyal adaleti korumaya çalıştığını, imar planlarının rant üretme aracı haline gelmesine karşı mesleki mücadele yürüttüğünü belirtti. Planlama süreçlerinde yeşil alanların, afet toplanma bölgelerinin ve kamusal kullanım alanlarının korunması için çalıştığını söyledi.
İstanbul’a yeni kreşler açıldı
2012 yılında Beylikdüzü Belediyesi’nde başladığı yerel yönetim sürecine değinen Akgün, burada ve sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev yaptığı tüm süreçlerde onlarca denetimden geçtiğini, hakkında hiçbir disiplin cezası ya da olumsuz yargı kararı bulunmadığını söyledi. Görev basamaklarını liyakatle çıktığını, planlama şefliğinden daire başkanlığı ve genel sekreter yardımcılığına kadar farklı görevlerde bulunduğunu ifade etti.
2019 sonrası İstanbul’da imar ve planlama anlayışında köklü bir dönüşüm hedeflediklerini söyleyen Akgün, şehrin uzun yıllardır çözülmeyen ulaşım, deprem riski, mülkiyet ve kentsel dönüşüm sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Belediyecilik anlayışlarını bu sorunlara bilimsel ve kamusal çözümler üretmek üzerine kurduklarını, yeşil alanların artırılması, sosyal donatıların geliştirilmesi ve deprem riskine karşı dönüşümün hızlandırılması için çalıştıklarını söyledi.
Akgün, 2019’dan bu yana hazırlanan imar planlarının milyonlarca kişiyi doğrudan etkilediğini, çok geniş alanlarda planlama çalışmaları yürütüldüğünü, bu süreçte İstanbul’a yeni kreşler, öğrenci yurtları, parklar ve yaşam alanları kazandırıldığını ifade etti. Kentte sosyal belediyecilik anlayışının güçlendiğini, kaynakların kamu yararına kullanıldığını söyledi.
Savunmasının önemli bölümünü Beşiktaş Ortaköy’deki 1799 ada 1 parsel ile Eyüpsultan Kemerburgaz’daki 246 ada 5 ve 244 ada 1 parsellerine ilişkin silüet onayı süreçlerine ayıran Akgün, bu projelerde tüm işlemlerin mevzuat çerçevesinde yürütüldüğünü söyledi.
Beşiktaş’taki proje hakkında konuşan Akgün, silüet onayının İstanbul’un tarihi dokusunu korumak için zorunlu bir uygulama olduğunu, belirli büyüklüğün üzerindeki projelerde bu onayın alınmasının yasal bir gereklilik olduğunu söyledi. Söz konusu projede de bu kapsamın bulunduğunu, bu nedenle işlemin hukuki zorunluluk doğrultusunda yürütüldüğünü ifade etti.
Projeye ilişkin “belgelerin keyfi istendiği” iddiasının doğru olmadığını söyleyen Akgün, başvurunun ilgili yönetmelik gereği incelendiğini, teknik şartları taşımayan ilk başvurunun reddedildiğini, eksikliklerin giderilmesinin ardından yapılan ikinci başvurunun ise kısa sürede onaylandığını belirtti.
“8-10 ay bekletildi” iddiasına da karşı çıkan Akgün, sürecin iddia edildiği gibi keyfi bir bekletme değil, ilk başvurunun mevzuata aykırılıklar nedeniyle değerlendirme süreci olduğunu, revizyon sonrası sürecin hızlandığını söyledi.
Akgün, kendisiyle yapılan görüşmeye de değinerek, proje temsilcileriyle yapılan toplantıda yalnızca mevzuata uygunluk şartlarının aktarıldığını, herhangi bir baskı, yönlendirme ya da çıkar ilişkisi olmadığını söyledi.
Çevresel riskler
“Para karşılığı onay verildi” iddiasını da reddeden Akgün, silüet onay tarihi ile banka dekontu tarihi arasında yaklaşık 19 gün bulunduğunu, bu nedenle iddia edilen zamanlamanın gerçek dışı olduğunu, süreçlerin birbirinden bağımsız ilerlediğini söyledi.
Eyüpsultan’daki projelere ilişkin bölümde ise Akgün, bazı alanlarda silüet onayı alınmadan ruhsat verildiğini, hatta bazı parsellerde imar planı bulunmadan işlem yapıldığını söyledi. Bu durumun ilçe belediyesi tarafından yapılan hatalı idari işlemler olduğunu, İBB’nin ise bu süreçlere karşı resmi yazılarla uyarılarda bulunduğunu ifade etti.
Akgün, söz konusu bölgelerin daha geniş ölçekte planlama hataları ve çevresel riskler içerdiğini, kuzey ormanları, su havzaları ve tarım alanlarının yapılaşma baskısı altında bırakıldığını söyledi. İstanbul’un ekolojik dengesi açısından kritik olan alanların plan değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığını, buna karşı İBB’nin itiraz ettiğini ve bazı planların mahkeme tarafından iptal edildiğini belirtti.
Savunmasının genelinde Akgün, tüm işlemlerin teknik komisyonlar, mevzuat hükümleri ve belediye prosedürleri çerçevesinde yürütüldüğünü, kararların bireysel değil kurumsal mekanizmalarla alındığını söyledi. Kendisine yöneltilen suçlamaların belge ve teknik raporlarla çeliştiğini, iddiaların hukuki ve fiili karşılığının bulunmadığını ifade etti.
Akgün, savunmasının sonunda ise tüm sürecin aslında İstanbul’un planlama anlayışına ilişkin bir tartışma olduğunu, kendisinin ise kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve kentin geleceğini koruma sorumluluğu çerçevesinde hareket ettiğini söyledi.
6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN 6. AYI
Gürkan Akgün ile Hatay Planlama Merkezi üzerine söyleşi
Gürkan Akgün’ün avukatı Sinem Keleş: Tutukluluk ‘Kara Kutuda’ delil yığınına mahkum edildi
BELEDİYE TAKSİM DAYANIŞMASI ÜYESİNİ İŞTEN ÇIKARDI
"Gezi Direnişi Nedeniyle Kovuldum"
(EMK)