Paris Temyiz Mahkemesi, Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’in eski icra direktörü Fabrice Leggeri hakkında, insanlığa karşı suçlara ortaklık iddiasıyla adli soruşturma açılmasına karar verdi. Karar, Fransa İnsan Hakları Birliği (LDH) ile göçmen hakları alanında çalışan Utopia 56’nın başvurusu üzerine alındı.
Ağır hak ihllalleriyle dolu bir geri çevirme uygulaması
Dosya, Leggeri’nin Frontex’in başında bulunduğu dönemde, ajans personelini Libya ve Yunanistan makamlarının göçmen teknelerini durdurmalarına yardımcı olmaya teşvik ettiği iddiasına dayanıyor. Başvurucu kuruluşlara göre göçmenlerin Avrupa Birliği topraklarına ulaşmasını engellemeyi hedefleyen bu uygulamalar, yalnızca sınır yönetimi politikası tartışmasının konusu değil, ağır hak ihlalleri doğuran bir geri çevirme zincirinin parçasıydı.
Ege'ye kadar uzanan baskı zinciri
Leggeri Avrupa’nın dış sınırlarında göçmenlere kötü muamelede bulunduğu ve özellikle Ege başta olmak üzere çeşitli hatlarda hukuksuz “geri itme” uygulamalarına göz yumduğu ya da bunları kolaylaştırdığı yönündeki eleştirilerin gölgesinde nisan 2022’de görevinden ayrılmıştı. 2015’ten 2022’ye kadar Frontex’in başında bulunan Leggeri uzun süredir insan hakları örgütlerinin yönelttiği suçlamaların hedefinde.

EGE DENİZİ'NİN ADLİ MİMARLIK HARİTASI ÇIKTI
Miçotakis hükümetinin göçmenleri Ege'de sistematik sınır dışı ve geri itme uygulamaları ifşa oldu

AB SINIRINDA GİZLİ GÖÇMEN TUTUKEVLERİ
Frontex, Bulgaristan'da ortaya çıkarılan göçmen kafeslerini soruşturacak

Frontex'in Göçmenleri Geri Gönderme Operasyonlarına Soruşturma
Protofaşist partiden Avrupa Parlamentosuna
Bugün Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Partisi’nden Avrupa Parlamentosu üyesi olan Leggeri, hakkındaki bütün suçlamaları reddediyor. Ancak Fransa’da açılan bu yeni adli süreç, daha önce çoğunlukla idari sorumluluk, kurumsal ihmal ya da temel hak ihlallerinin gizlenmesi ekseninde tartışılan dosyayı, bu kez daha ağır bir hukuki kategori olan insanlığa karşı suçlara ortaklık çerçevesine taşıyor.
Paris Temyiz Mahkemesinin 18 Mart’taki kararı, daha önce bir Sulh Ceza yargıcının Leggeri hakkındaki başvuruyu reddetmesine karşı yapılan itirazın kabulüyle verildi. Mahkeme, adli soruşturma açılması için yeterli gerekçe bulunduğu sonucuna vardı ve başvuruyu kısmen haklı buldu.
Dokunulmazlık oylaması gündeme gelebilir
Açıklanan soruşturma bu aşamada, Leggeri’nin suçluluğunun sabit olduğu anlamına gelmemekle birlikte iddiaların yargısal denetime değer bulunduğunu ve artık yalnızca kamuoyundaki tartışmaların konusu olmakla kalmayıp, ceza hukuku kapsamında da ele alınacağını gösteriyor. Savcılık ileride resmî suçlama yönünde adım atarsa, Leggeri’nin Avrupa Parlamentosu üyeliğinden gelen dokunulmazlığının kaldırılması gerekecek. Bunun için de Avrupa Parlamentosunda ayrı bir süreç işletilmesi ve oylama yapılması gerekiyor.
Dosyayı önemli kılan yalnızca bir eski Frontex başkanının mahkeme önüne çıkarılabilecek olması değil. Aynı zamanda Avrupa Birliği sınır yönetimi rejiminin, uzun süredir insan hakları örgütleri, gazeteciler ve bazı Avrupa kurumlarınca dile getirilen eleştiriler ışığında, ilk kez bu denli ağır bir suçlamayla ceza hukuku merceği altına girmesi. Böylece göçü caydırma ve sınır kapatma politikalarının, yalnızca siyaseten tartışmalı tercihler değil, belirli koşullarda ağır uluslararası suç tartışmalarına da konu olabileceği yönündeki görüş güç kazanmış oldu.
Bilgi kutusu | Fabrice Leggeri kimdir?
Fabrice Leggeri, 2015-2022 arasında Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’in icra direktörlüğünü yürüttü. Fransa kökenli bir üst düzey bürokrat olan Leggeri, AB’nin sınır güvenliği, Schengen alanı ve göç politikaları konusunda görev yaptı. Ancak görev dönemi, Frontex’in yalnızca sınır koruma kapasitesiyle değil, özellikle göçmenlere dönük muamele, geri itme uygulamaları ve temel hak ihlallerine karşı tutumuyla anıldı.
Arka plan | Leggeri dönemine ilişkin önceki iddialar
Leggeri hakkındaki son soruşturma, boşlukta ortaya çıkmış yeni bir dosya değil. Tersine, yıllardır biriken eleştirilerin ve suçlamaların daha ileri bir hukuki aşamaya taşınması niteliğinde.
Geri itme iddiaları. Leggeri döneminde Frontex’e yöneltilen en temel suçlamalardan biri, Avrupa Birliğine ulaşmaya çalışan sığınmacıların sınırda durdurulup iltica prosedürlerine erişim sağlanmadan geri çevrilmesi, yani “pushback” uygulamalarıydı. Özellikle Yunanistan-Türkiye hattında, göçmen botlarının durdurulması, motorlarının etkisiz bırakılması, can salına terk edilmeleri ya da Türkiye sularına doğru zorlanmaları gibi uygulamalar uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarına konu oldu.
Bu çerçevede asıl soru şuydu: Frontex bu uygulamalara doğrudan mı katıldı, yoksa bunları görüp kayda geçirmeyerek ya da müdahale etmeyerek fiilen mümkün mü kıldı? Leggeri eleştirilerin odağına tam da bu nedenle yerleşti.
Örtbas ve denetim mekanizmalarının devre dışı bırakılması. Leggeri dönemine ilişkin ikinci büyük eleştiri, yalnızca sınırdaki fiili uygulamalar değil, bunların kurum içinde nasıl ele alındığıyla ilgiliydi. İddialara göre Frontex’in temel hak ihlallerini izlemekle görevli mekanizmaları etkisiz bırakıldı; ihlal şüphesi doğuran olaylar gereği gibi soruşturulmadı; bazı raporlar ya hiç kayda geçmedi ya da önemsizleştirildi.
Bu tablo, AB’nin dolandırıcılıkla mücadele kurumu OLAF’ın soruşturmasıyla daha da görünür hale geldi. Sonrasında ortaya çıkan bulgular, Frontex içindeki denetim süreçlerinde ciddi sorunlar bulunduğunu, temel hak ihlallerine ilişkin uyarıların yeterince dikkate alınmadığını ve kurumun şeffaflık bakımından ağır zaaflar yaşadığını gösterdi. Leggeri’nin 2022’deki istifası da bu atmosfer içinde geldi.
Libya bağlantısı. Fransa'daki süregelen soruşturmayı önceki tartışmalardan ayıran noktalardan biri, dosyanın Libya boyutunu daha açık biçimde merkeze alması. İnsan hakları örgütleri uzun süredir, Akdeniz’de durdurulan göçmenlerin Libya’ya geri gönderilmesine yol açan zincirin, yalnızca denizdeki bir “arama-kurtarma eşgüdümü” meselesi olarak görülemeyeceğini savunuyor. Çünkü Libya’da göçmenlerin keyfi gözaltı, kötü muamele, işkence, cinsel şiddet ve insanlık dışı koşullarla karşılaşabildiği uzun süredir belgeleniyor.
Bu nedenle bir teknenin Avrupa’ya ulaşmasını engellemenin, belirli şartlar altında yalnızca “sınır koruma” faaliyeti değil, sonucu ağır insan hakları ihlallerine bağlanan bir eylem zincirine katkı olarak değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülüyor. Leggeri hakkındaki son başvurunun ceza hukuku bakımından sertleşmesinin nedenlerinden biri de bu.
Kurumsal krizden kişisel sorumluluk tartışmasına. Leggeri’nin görevde olduğu yıllarda Frontex hakkında Avrupa Parlamentosu, Avrupa Ombudsmanı, medya kuruluşları ve hak örgütlerince çok sayıda eleştiri dile getirilmişti. Ancak Fransa'daki son soruşturmayla birlikte tartışma, “kurumdaki sorun” düzeyinden, “dönem yetkililerinin kişisel hukuki sorumlulukları" düzeyine taşınmış oldu.
Bu açıdan dosya yalnızca Frontex’in geçmişinin değil, Avrupa’nın göç rejiminin hukuki sınırlarının da sınanacağı anlamına geliyor. Sürecin iddianame aşamasına ilerlemesi halinde Avrupa Birliğinin sınır politikalarına yönelik şimdiye değin çoğunlukla siyasal ve ahlaki düzlemdeki eleştiriler, doğrudan cezai sorumluluk eksenine oturabilir.
Siyasal ve hukuki imalar. Dosyanın niteliği nedeniyle son gelişme birçok açıdan sembolik ve siyasal olarak da güçlü bir anlam taşıyor.
Birincisi, Avrupa Birliğinin sınır güvenliği mimarisinde en görünür görevlerden birini üstlenmiş bir kişi, ilk kez bu kadar ağır bir suç kategorisiyle ilişkilendiriliyor. İkincisi, göçmenlerin denizde durdurulması ve Avrupa’ya girişlerinin engellenmesi gibi uygulamaların, yalnızca idari uygulama ya da sınır polisi pratiği olarak değil, daha geniş bir uluslararası suç tartışmasının parçası olarak görülmesi ihtimali güçleniyor.
Savcılık, Leggeri’yi resmen suçlamaya karar verirse, Avrupa Parlamentosu üyesi olması nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılması talep edilecek. Bu da davayı yalnızca adli değil, aynı zamanda Avrupa siyaseti düzeyinde de tartışmalı bir başlık haline getirecek.
Olasılıklar
Fabrice Leggeri hakkındaki soruşturma, bireysel bir dosyanın çok ötesine uzanıyor. Mesele sadece bir eski Frontex yöneticisinin yargılanıp yargılanmayacağı değil; Avrupa’nın sınırlarını koruma adına hangi yöntemlere başvurduğu, bu yöntemlerin hangi insani sonuçları doğurduğu ve bu sonuçlardan kimin sorumlu tutulabileceği sorusu. Paris’te açılan dosya, bu nedenle, yalnızca Fransa’nın ya da Frontex’in değil, bütün Avrupa göç rejiminin üzerine düşen ağır bir gölge olarak okunabilir.
(AEK)

