Emine Erdoğan'dan Avrupa plastik çöp rekoru üzerinde "Sıfır Atık" talkını
Emine Erdoğan, İstanbul Valiliği'nin ev sahipliğindeki Sıfır Atık Forumu 2026'nın açılışında yaptığı konuşmada "Pasifik Okyanusu'nun kuzeyinde, tonlarca çöp ve plastikten oluşan 1,6 milyon kilometrekare büyüklüğünde[ki] çöpten bir kıta[nın] [...] kaynaklarını hoyratça kullanan insanlığın dramının ve geçtiği dar boğazın bir anıtı olarak durduğunu" anımsattı.
Emine Erdoğan "Her gün 2 bin çöp kamyonuna eş değer plastik atığın okyanuslara karışması yalnızca atık yönetimiyle ilgili bir mesele değildir. Tıpkı, mikroplastiklerin Antarktika'dan Everest'in zirvesine kadar, dünyamızın en ücra köşelerine dahi ulaşmasının alelade bir çevre kirliliği olmadığı gibi." dedi
Erdoğan, tüm bunların göz ardı edilen bir hakikati anlattığını, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok üretildiğini, hiç olmadığı kadar büyük bir refah biriktirdiğini dile getirdi.
"Bugün çöp depolama alanlarına bakarsanız birkaç nesli giydirmeye yetecek giysilerle, planlı eskitmeye kurban edilmiş eşyalarla, yalnızca şeklini beğenmediğimiz için ayıkladığımız yiyeceklerle dolu olduğunu görürsünüz." diyen Erdoğan, fakat aynı dünyada milyonlarca insanın temel ihtiyacını dahi karşılayamadığını söyledi.
"Türkiye’nin Sıfır Atık Politikasının Görünmeyen Yüzü”
Türkiye’nin Sıfır Atık politikasını COP31 sürecinde uluslararası çevre diplomasisinin ana başlıklarından biri haline getirdiğini ileri süren Emine Erdoğan, plastik atıkları bir dünya ve insanlık sorunu olarak gündeme getirirken, Greenpeace Türkiye yayımladığı raporla Ankara'ya kendi evinin önünü süpürmekle daha çok ilgilenmesini önerdi.
Emine Erdoğan'ın açılış konuşmasını yaptığı Sıfır Atık Forumu 2026'nın toplanmasından iki gün önce yayımlanan Greenpeace Türkiye’nin “Söylemin Ardındaki Gerçek: Türkiye’nin Sıfır Atık Politikasının Görünmeyen Yüzü” başlıklı raporuna göre Türkiye, bir yandan dünyaya "Sıfır Atık modeli" sunarken, öte yandan Avrupa Birliği’nin plastik atıklarının en büyük varış noktası, başka bir deyişle "Avrupa'nın plastik çöplüğü" olmayı sürdürüyor.
Greenpeace’in itirazı: "Söylem başka, atık ticareti başka"
Rapora göre Türkiye, Sıfır Atık politikasını uluslararası alanda çevre liderliği başlığı olarak öne çıkarırken, Avrupa’nın plastik atıklarını ithale devam ediyor. Greenpeace’in aktardığı verilere göre AB’den Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025’te yüzde 19 artarak 503 bin tona ulaştı: Bu bir tarihi rekor.
Bu artış, 2004’ten bu yana 435 katlık büyümeye karşılık geliyor. Böylece Türkiye, Avrupa Birliği’nin plastik atık ihracatında açık arayla en büyük alıcı ülke konumunu koruyor. Greenpeace’e göre bu tablo, Türkiye’nin Sıfır Atık politikasıyla övündüğü bir dönemde, Avrupa’nın atık yükünü üstlenen ülkeye dönüşmesinden başka bir anlama gelmiyor.
Greenpeace Raporunun temel iddiası
Plastik üretimini azaltmayan, plastik atık ithalatını durdurmayan ve yeni petrokimya yatırımlarını sorgulamayan bir Sıfır Atık politikası, gerçek anlamda “sıfır atık” değil; atığın yönetilmesine odaklanan, fakat atığı doğuran ekonomik modeli değiştirmeyen sınırlı bir program olarak kalıyor
Türkiye kendi atığını yönetemeden dışarıdan atık alıyor
Greenpeace’in en sert eleştirilerinden biri, Türkiye’nin kendi atık yönetimi altyapısındaki sorunlara rağmen dışarıdan büyük miktarda plastik atık ithal etmeyi sürdürmesi. Rapora göre Türkiye’de belediye kaynaklı atığın önemli bir bölümü hâlâ düzenli ya da düzensiz depolama alanlarına gidiyor. Plastik atıkların kaynağında ayrıştırılması, izlenmesi ve geri kazanılması konusunda ciddi altyapı ve denetim sorunları var.
Buna karşın Türkiye, Avrupa’dan gelen düşük kaliteli, karışık ve kirli plastik atıkların ana varış noktası olmaya devam ediyor. Greenpeace, bu durumun yalnızca çevre kirliliği değil, halk sağlığı, gıda güvenliği ve emek rejimi açısından da sorun yarattığını vurguluyor.
Özellikle Adana, Mersin ve Akdeniz havzasındaki plastik atık birikimi, yıllardır çevre örgütlerinin ve yerel toplulukların gündeminde. Plastiklerin yakılması, gömülmesi ya da doğaya bırakılması, zamanla mikroplastiklere dönüşerek toprağa, suya, deniz canlılarına ve gıda zincirine karışıyor.
Geri dönüşüm: Başarı öyküsü mü, yanılsama mı?
Resmî Sıfır Atık anlatısı geri dönüşüm, kaynak verimliliği ve israfın önlenmesini merkeze alırken, Greenpeace bunun tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Rapora göre küresel plastik krizinin nedeni yalnızca atığın kötü yönetilmesi değil, plastik üretiminin sürekli artması.
Bu nedenle Greenpeace, geri dönüşümün tek başına çözüm gibi sunulmasını “geri dönüşüm yanılsaması” olarak değerlendiriyor. Çünkü plastiklerin önemli bir bölümü teknik olarak geri dönüştürülemiyor; geri dönüştürülebilen plastikler ise her döngüde kalite kaybına uğruyor. Kirli, karışık ve ekonomik değeri düşük plastikler çoğu zaman ya yakılıyor, ya depolanıyor ya da çevreye sızıyor.
Bu bakımdan rapor, Sıfır Atık politikasının yönünü atık oluştuktan sonraki toplama ve ayrıştırma aşamasından, atık oluşmadan önceki üretim ve tüketim modeline çevirmesi gerektiğini savunuyor.
Petrokimya yatırımları ve fosil yakıt bağı
Greenpeace’in eleştirisi yalnızca plastik atık ithalatıyla sınırlı değil. Rapor, plastik sorununu fosil yakıt ekonomisinin bir uzantısı olarak ele alıyor. Plastiklerin neredeyse tamamı petrol ve doğal gaz kaynaklı hammaddelerden üretildiği için, plastik üretiminin artması aynı zamanda fosil yakıt bağımlılığının ve karbon emisyonlarının da artması anlamına geliyor.
Bu nedenle Greenpeace, Türkiye’de planlanan yeni petrokimya yatırımlarının Sıfır Atık ve iklim politikalarıyla çeliştiğini savunuyor. Rapora göre yeni petrokimya kapasitesi, Türkiye’yi uzun yıllar boyunca fosil yakıt temelli plastik üretimine bağlayacak bir “karbon kilitlenmesi” riski yaratıyor.
Bu çerçevede COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin iklim diplomasisinde inandırıcı bir tutum takınabilmesi için yalnızca atık yönetimi değil, plastik üretimi ve petrokimya yatırımları konusunda da bağlayıcı kararlar alması gerektiği belirtiliyor.
Kayıt dışı atık toplayıcıları görünmez kalıyor
Raporun dikkat çektiği bir başka alan da atık yönetiminin emek boyutu. Türkiye’de yüz binlerce kayıt dışı atık toplayıcısının geri dönüşüm sisteminin fiili yükünü taşıdığı, ancak resmî çevre politikası anlatısında bu kesimin çoğu zaman görünmez kaldığı vurgulanıyor.
Greenpeace’e göre gerçek bir Sıfır Atık politikası, yalnızca belediyeler, şirketler ve uluslararası forumlar üzerinden kurulamaz. Depozito iade sistemi, kaynağında ayrıştırma ve üretici sorumluluğu gibi mekanizmalar geliştirilirken, atık toplayıcılarının güvenli, güvenceli ve onurlu koşullarda sisteme dahil edilmesi gerekiyor.
Bu yönüyle plastik atık meselesi, yalnızca çevre politikası değil; kent yoksulluğu, kayıt dışı emek, halk sağlığı ve çevre adaleti meselesi olarak da ortaya çıkıyor.
Greenpeace’in çağrısı: Gerçek sıfır atık için ithalat yasağı
Greenpeace Türkiye, raporunda “gerçek sıfır atık” için dört temel adım öneriyor. Bunların başında plastik ve tekstil atığı ithalatına kalıcı ve istisnasız yasak getirilmesi geliyor. Örgüt ayrıca yeni petrokimya yatırımlarının askıya alınmasını, plastik üretiminin kaynağında azaltılmasına yönelik bağlayıcı hedeflerin ulusal iklim planlarına dahil edilmesini ve Türkiye’nin BM Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerinde plastik üretimine sınır getiren bir pozisyon almasını istiyor. Rapor şu sözlerle bitiyor:
Küresel iklim müzakerelerinin ev sahibi olmak, yalnızca bir organizasyon başarısı değil; bir liderlik iddiasıdır. Bu iddianın inandırıcı olabilmesi için iç politikaların uluslararası söylemle tutarlı olması gerekiyor. Plastik ithalatının rekor kırdığı, petrokimya yatırımlarının genişlediği ve atıkların üçte ikisinin hâlâ depolama sahalarına gönderildiği bir ülke, iklim liderliğini yalnızca söylemle inşa edemez.
(AEK)