Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verilerine göre, dünya genelinde 304 milyon uluslararası göçmen bulunurken, bunların 170 milyonunu göçmen işçiler oluşturuyor.
Yaklaşık 117 milyon kişi zorla yerinden edilmiş durumda. 49 milyonunun çocuk olduğu, 2,3 milyonunun ise mülteci olarak doğduğu belirtiliyor.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, göçmen ve mültecilerin yalnızca sağlık hizmeti alan kişiler olmadığını, aynı zamanda sağlık çalışanı ve toplumsal aktörler olduklarını vurgulayarak, sağlık sistemlerinin gerçekten evrensel olabilmesi için herkese eşit erişim sunması gerektiğini belirtti.

DSÖ: İsrail, Lübnan’daki sağlık hizmetlerini hedef alan 92 saldırı düzenledi
Rapora göre göçmenlerin yüzde 71’inden fazlası, kaynakların sınırlı olduğu düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Bu durum, sağlık hizmetlerine erişimde ciddi eşitsizliklere yol açıyor. Kadınlar ve kız çocukları cinsiyete dayalı şiddete daha fazla maruz kalırken, refakatsiz çocuklar istismar ve ihmal riskiyle karşı karşıya kalıyor. Engelli bireyler ise hem erişim hem de ayrımcılık açısından daha büyük engellerle karşılaşıyor.
Çatışmalar riskleri artırıyor
Göçmen ve mültecilerin sağlık risklerinin, hareket kısıtlamaları, sağlık hizmetlerine erişim zorlukları, dil ve kültürel engeller ile ayrımcılık nedeniyle daha da arttığı ifade edildi. Çatışmalar ve iklim krizine bağlı afetler de bu durumu derinleştiriyor. Bu koşullar, milyonlarca insanı bulaşıcı hastalıklar, kronik rahatsızlıklar ve ruh sağlığı sorunları açısından daha kırılgan hale getiriyor.
DSÖ Acil Sağlık Programları Direktörü Chikwe Ihekweazu, krizlerin sağlık sistemlerindeki zayıflıkları ortaya çıkardığını ve halihazırda risk altında olan grupların daha da savunmasız hale geldiğini belirtti.
Ülkelerin büyük bölümü hazır değil
DSÖ’nün 93 ülkeden elde ettiği verilere dayanan rapora göre, ülkelerin yalnızca yüzde 42’sinde göçmen ve mülteciler için acil durum hazırlık planları bulunuyor. Yalnızca yüzde 40’ı sağlık çalışanlarına kültürel uyumlu hizmet eğitimi veriyor. Göçle bağlantılı sağlık verilerini sistemli şekilde toplayan ülkelerin oranı ise yüzde 37’de kalıyor.
Ayrıca ülkelerin sadece yüzde 30’unda göçmenlere yönelik ayrımcı söylemleri azaltmaya dönük iletişim kampanyaları yürütülüyor. Göçmen karşıtı söylemlerin özellikle düzensiz göçmenler, öğrenciler ve iç göçmenler açısından sağlık hizmetlerine erişimi ciddi biçimde sınırladığı ifade edildi.
Finansman azalıyor, riskler büyüyor
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, 2025 yılı için hazırlanan 10,6 milyar dolarlık planın yalnızca yüzde 23’ü finanse edilebildi. Bu durumun, 12,8 milyondan fazla kişinin hayati sağlık hizmetlerine erişimini kaybetmesine yol açabileceği uyarısı yapıldı.
Bazı ülkeler göçmenlere yönelik kapsayıcı politikalar geliştirirken, bazı ülkelerde ise sağlık sigortası kapsamının daraltılması gibi uygulamaların riskleri artırdığı belirtildi.
DSÖ, raporunda göçmen ve mültecilerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi, ülkeler arası veri paylaşımının artırılması ve sağlık sistemlerinin bu grupların ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılması çağrısında bulundu.
DSÖ yetkilisi Santino Severoni, “Göçmen ve mültecilerin sağlığı marjinal bir konu değil, çağımızın belirleyici meselelerinden biridir” diyerek, gerekli adımların atılması halinde hem sağlık sistemlerinin güçleneceğini hem de toplumsal ve ekonomik uyumun artacağını vurguladı.
(AB)

