Bu hafta biamag’da
Bu hafta Evrim Kepenek'in editörlüğünde tek odaklı değil, çok gündemli bir biamag’la karşınızdayız.
Rosalino Levantino, “Mahkumiyet” filmini ele alırken sinemanın bastırılmış hikâyelerle kurduğu gerilimi görünür kılıyor ve izleyiciye rahatsız edici sorular bırakıyor.
Özgün Biçer, veriler üzerinden gençlerin bugününe bakıyor; sayıların ardındaki kırılganlığı, görünmeyen baskıyı ve değişen toplumsal ritmi dikkat çekici bir çerçeveyle ortaya koyuyor.
Evrim Kepenek, Göksel’in 11 yıl sonra yayımladığı “Rüyaların İşi” albümüne dikkat çekiyor, şarkıların hem melodilerden hem de rüya, hafıza ve kırılgan duygulardan oluşan bir alan açtığını anlatıyor.
Aygün Atilla, mağduriyet kavramı etrafında dolaşan görünmez hikâyeleri görünür kılmaya çalışıyor; bireysel acıların toplumsal yapıyla nasıl iç içe geçtiğini sorguluyor.
Ali Eren Demir, sahaf deneyimi ile dijital okuma alışkanlıklarını karşı karşıya getiriyor; fiziksel kitabın hafızası ile ekranın hızını karşılaştırırken okumanın dönüşen doğasına dikkat çekiyor.
Özgür Erbaş, Türkiye’deki seçim süreçlerini “heyecan–yorgunluk–yeniden heyecan” arasında gidip gelen bir döngü olarak ele alıyor ve bu tekrar eden ritmi ironik bir dille çözümlüyor.
Metin V. Bayrak, eleştiriye övgü yazılarını sürdürerek düşünmenin kendisini bir karşılaşma alanı olarak yeniden hatırlatıyor, eleştiriyi bir yıkım değil, üretken bir temas biçimi olarak ele alıyor.
Halis Ulaş, geçmişin izini sürerken Ulus Baker’in düşüncelerine yaslanıyor, hafıza, iz ve düşünce arasındaki o kırılgan bağları yeniden kurmaya çalışıyor.
Mısra Gökyıldız, Alia Trabucco Zerán ile “Katil Kadınlar” üzerine söyleşiyor.
Ayrıca bianet çalışanları 15 Mayıs Kürt Dili Günü'nü kendi seçtikleri şarkıları ile kutluyor.
Haftaya dinleme önerisi
“Gone Girl”, Tori Amos’un 2017 çıkışlı albümü Native Invader içinde yer alan daha karanlık ve duygusal şarkılardan biri. Şarkı, “kaybolmuş kadın” imgesi üzerinden hem kişisel hem de toplumsal bir hikâye kuruyor.
Elbette “gone girl” ifadesi tek bir kişiye değil, birden fazla katmana işaret ediyor. Bir yandan duygusal olarak kendini geri çeken, görünmezleşen ya da travma sonrası içe kapanan bir kadını anlatıyor. Diğer yandan modern dünyada kadınların kimlik, baskı ve görünürlük mücadelesine dair daha geniş bir metafor gibi de okunabiliyor.
(EMK)