biamag'da bu hafta
biamag’da bu hafta Ebola salgınının ardındaki toplumsal eşitsizliklerden İstanbul Rumlarının mutfak hafızasına, kadın futbolunun görünmeyen tarihinden engellilerin tatil hakkına uzanan geniş bir gündem var.
Çocuk edebiyatı, mitoloji, sinema, mimarların işçileşmesi, bağımsız müzik ve gizli tanıklık sistemi üzerine yazıların yer aldığı sayıda; kayıplara, ayrımcılığa ve güvencesizliğe karşı direnmenin farklı biçimleri anlatılıyor.
Hikmet Adal’ın editörlüğünü yaptığı bu haftaki biamag’ın yazarları ve konuları şöyle:
Cavit Işık Yavuz, yeniden dünya gündemine gelen Ebola salgınını yalnızca bir sağlık sorunu olarak değil yoksulluk, zorunlu göç, silahlı çatışmalar, madencilik faaliyetleri ve ekolojik yıkımla birlikte ele alıyor.
Nalin Öztekin, Sula Bozis’in “Sofrada Birlikte Olmak Şahane” kitabından yola çıkarak İstanbul Rumlarının mutfak kültürünü, kaybolan tatları ve sofraların taşıdığı hafızayı anlatıyor.
Dursun Ege Göçmen, Yavuz Ekinci’nin yazdığı, Ayşegül Evcim’in resimlediği “Gökyüzünü Diken Çocuklar”nı inceliyor. Miro ve Şino’nun dinmeyen yağmura karşı hayal gücü, neşe ve umutla verdikleri mücadeleyi anlatan kitap özgürlüğü aramanın, kayıplara direnmenin ve çocukluğun yaratıcı gücünü korumanın önemini hatırlatıyor.
Zeynep Altıok, Ofsayt Bilen Kadınlar kitabının yazarı Erdem Göktürk’le Türkiye’de kadın futbolunun görünmeyen tarihini, yapısal sorunlarını ve geleceğini konuşuyor. Söyleşi; federasyon politikalarından mali sürdürülebilirliğe, tabana yayılma eksikliğinden kız çocuklarının güvenli futbol ortamlarına erişimine uzanan engelleri ve kadın futbolunun dönüştürücü gücünü ele alıyor.
Mimarlar ayrıcalıklı bir meslek grubunun üyeleri mi, yoksa düşük ücret, işsizlik ve güvencesizlikle karşı karşıya kalan işçiler mi? Arif Şentek, “Rahatsız Edici Sorular” kolektifinin çalışmalarından yola çıkarak mimarların işçileşme sürecini, sınıfsal konumlarını ve sendikalaşma arayışlarını ele alıyor.
Nilgün Karataş, Christopher Nolan’ın The Odyssey uyarlamasından önce Azra Erhat’ın Odysseus yorumuna dönüyor. Homeros’un destanını bir Akdeniz anlatısı ve “uygarlığımızın ilk romanı” olarak okuyan yazı, Odysseus’un mitolojik yolculuğa götürüyor.
Rosalino Levantino, Sadece Yılanın Bildiği belgeselinden yola çıkarak Patrick Séror’un çocuklukta maruz kaldığı cinsel istismarla yüzleşmesini anlatıyor.
Özgür Erbaş, Gizli Tanıklar Kahvesinde bizi bir iş hanının eksi üçüncü katındaki tuhaf bir çay ocağına götürüyor. Süper kahraman maskeleriyle operasyon haberlerini izleyen gizli tanıklar, günlük çay hakları, suçüstü ödeneği ve holograma dönüşmüş bir müdavim…
Burak Sarı, görme engelli iki kişinin tatil için gittikleri otelde karşılaştıkları sağlamcı uygulamalardan yola çıkarak erişilebilirlik ile dayatılan “refakatçilik” arasındaki farkı anlatıyor.
Altay Yaratılış Destanı’ndaki “Yaptım oldu!” sözü, kadim mitlerde ve dinlerde yaratıcı bir gücü simgeliyor. Peki bu söz, günümüzde nasıl bireysel başarı, pozitif düşünce ve tüketim söyleminin parçasına dönüştü? Atiye Kalkan kapitalist ataerkinin eşitsizlikleri görünmez kılan “herkes isterse başarır” anlatısını sorguluyor.
Diyar Saraçoğlu, Yunanistan Müzik Coğrafyası’nın yeni bölümünde cazdan laiko ve rebetikoya, Anadolu psikedelisinden Brezilya tropicáliasına uzanan müzikal evreniyle Nefeli Fasouli’yle konuşuyor.
Emir Yavuz, bianet’teki staj deneyimini cümlelere döktü: “İstediğim herhangi bir konu üzerine odaklanabileceğim söylendi. Ama tek bir şart vardı: Hak odaklı habercilik.”