Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı, 2011 yılında Ankara Ostim’de yaşanan ve 20 işçinin hayatını kaybettiği faciaya ilişkin önemli bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu: Bu tür felaketler “kader” değil, ihmalin sonucudur.

20 İşçinin Öldüğü Ostim İvedik Patlamasında Karar
2019/25821 başvuru numaralı ve 23 Aralık 2025 tarihli kararda, ihmali bulunduğu ileri sürülen kamu kurumları aleyhine açılan tazminat davasının reddedilmesi üzerine yapılan başvuru incelendi. Mahkeme, yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmederken, kamu kurumlarının sorumluluğunu da açıkça kabul etti.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, yıllardır dile getirilen denetimsizlik ve ihmal iddialarını hukuki olarak da tescillemiş oldu. Mahkeme, Nihat Günerkaya başvurusunda yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vererek, kamu otoritelerinin denetim görevlerini yerine getirmediğini ortaya koydu.
Dosyaya yansıyan bulgular, patlamanın yaşandığı işyerlerinde yıllarca etkin denetim yapılmadığını, mevzuatın uygulanmadığını ve kamu kurumlarının sorumluluklarını ihmal ettiğini gösteriyor. İş güvenliği denetimlerinin aksaması, ruhsatsız ve standart dışı faaliyetlere göz yumulması ve tehlikeli ekipmanların kontrol edilmemesi bu faciaya zemin hazırladı.
Kamu kurumlarının sorumluluğu
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: İşyerlerinde son denetimin 2007 yılında yapıldığı, patlamaya kadar geçen sürede hiçbir denetim gerçekleştirilmediği ve işçilere gerekli eğitimlerin verilmediği tespit edildi.
- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı: Patlamaya neden olan basınçlı kapların denetiminde eksiklikler bulunduğu, periyodik kontrollerin yeterince takip edilmediği belirlendi.
- Ankara Büyükşehir Belediyesi: Ruhsat verdiği tesisleri denetlemediği ve çevresel yükümlülükleri yerine getirmediği ifade edildi.
- Yenimahalle Belediyesi: Ruhsatsız faaliyet gösteren işyerlerine karşı gerekli işlem ve kapatma yükümlülüğünü yerine getirmedi.
- Ostim ve İvedik OSB Yönetimleri: Bölgedeki işyerlerinin güvenlik standartlarını denetleme ve riskleri önleme görevlerini yerine getirmedikleri ortaya kondu.
Yaşam hakkı ihlali ve devletin yükümlülüğü
Mahkeme kararı, devletin işçilerin yaşamını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini açıkça ortaya koyuyor. Tehlikeli sanayi faaliyetlerinin yeterince denetlenmemesi, risklerin önceden tespit edilmemesi ve gerekli önlemlerin alınmaması, doğrudan yaşam hakkı ihlalidir.
İşçilerin güvenliği yalnızca işverenlerin değil, kamu otoritelerinin de temel sorumluluğudur. Bu sorumluluk ihmal edildiğinde ortaya çıkan tablo ağırdır: ölümler, yaralanmalar ve telafisi mümkün olmayan kayıplar.
Adaletin gecikmesi, adaletin yok sayılmasıdır
Kararda ayrıca yargılama sürecindeki eksikliklere de dikkat çekildi. Delillerin yeterince toplanmaması, bilirkişi raporlarının etkin değerlendirilmemesi ve davaların uzun yıllar sürmesi, adaletin gecikmesine ve etkisizleşmesine neden oldu.
Yeniden yargılama ve tazminat
Anayasa Mahkemesi, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine oybirliğiyle karar verdi. Ayrıca başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ve yargılama giderlerinin ödenmesine hükmedildi.
Talepler net
Birleşik Metal-İş Sendikası, kararın ardından şu çağrıyı yineledi:
- İşçi sağlığı ve güvenliği denetimleri bağımsız ve etkin hale getirilmeli
- Kamu kurumlarının sorumluluğu açıkça belirlenmeli ve ihmali olanlar hesap vermeli
- Sanayi bölgelerindeki işyerleri sıkı denetime tabi tutulmalı
- İş cinayetlerine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı
- Yargı süreçleri hızlı ve şeffaf işletilmeli
Ostim Patlaması davası
3 Şubat 2011 tarihinde Ankara Ostim ve İvedik Organize Sanayi Bölgelerinde aynı gün içinde meydana gelen iki ayrı patlama ve ardından çıkan yangınlar, Türkiye işçi sağlığı ve iş güvenliği tarihine kara bir gün olarak geçti. Özkanlar ve Metsan adlı, birbirine komşu iki işyerinde yaşanan bu felaketlerde toplam 20 işçi hayatını kaybetti, çok sayıda işçi ise yaralandı. İşyerlerinde makine imalatı ve traktör yedek parça üretimi yapılıyordu.
Facianın ardından başlatılan soruşturma süreci yıllar süren bir davaya dönüştü. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada toplam 19 sanık yargılandı. Sanıklar arasında şirket sahipleri, yöneticiler ve teknik sorumlular yer aldı.
Mahkeme Kararı
Mahkeme, sanıklardan bazılarını “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan mahkûm etti:
- Ersoy Gaz sahibi Kasım Ersoy ile şirket yetkilileri Bahadır Esendik ve Burhan Koç, iki ayrı patlamadan ayrı ayrı sorumlu tutuldu. Her biri 2 kez 18 yıl 9 ay olmak üzere toplam 37 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
- “Tali kusurlu” oldukları değerlendirilen Tuncay Karabenli ve Ali Bayındır da aynı suç kapsamında cezalandırıldı. Karabenli toplam 12 yıl 6 ay, Bayındır ise 10 yıl hapis cezası aldı.
- Mahkeme, diğer sanıkların ise üzerlerine atılı suçlardan beraatine karar verdi.
Dava süreci boyunca, yalnızca şirket yetkililerinin değil, denetim ve gözetim sorumluluğu bulunan kamu kurumlarının da sorumluluğu olduğu yönünde güçlü eleştiriler dile getirildi.
“Adalet Arayan İşçi Aileleri” başta olmak üzere birçok kesim, şu kurumların da ihmallerinin araştırılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini savundu.
(EMK)









