Aidiyet, sadakat, bağlılık ve aşk… Bu kavramlar çok değerli olsa da bunların aşırı bir şekilde yoğunlaşması çoğu zaman iyi sonuçlar vermiyor. Maneviyat açısından yoğun duygular, aklın durgunlaşmasın yol açarak nihayetinde nefret, kavga, savaş ve ölümlere neden olabilecek fanatizme dönüşebiliyor. Aklın ve mantığın bittiği yerde, duyguların hükmü başlar ve bu duygular kontrolsüz bir şekilde kullanıldığında yapabileceklerimizin sınırları yok olur. Fanatizm denince genellikle futbol akla gelse de din, politika, milliyet gibi birçok alanda ortaya çıkabilir veya üretilebilir.
Peki, fanatizm nasıl ortaya çıkar? Fanatizmin oluşum süreçleri, genellikle çeşitli örneklerde dahi benzer kalıplar sergiler. Genellikle bir şeye gönül veren insanların duyguları kullanılarak bir kriz yaratılır veya mevcut bir kriz manipüle edilir. Bu krizden beslenmek isteyenler, yangını körükleyerek nefretin yavaşça büyümesini sağlar. Sevgi dolu kalpler, kriz yangınlarına kömür atanların ve benzin dökenlerin etkisiyle zamanla nefretle dolar.
Fanatizm aslında basit bir ait olma ve bağ kurma ilişkisinden, hatta sevgiden başlar; insan önce bir takımı, dini, milliyeti veya oy verdiği partiyi sever. Bu sevgi bağını artırmak ve yoğun sevgiyi kullanmak adına isimler, simgeler ve çeşitli semboller radikal bir şekilde beslenir. Fanatik olunan unsurun artık sadece sevenleri yoktur, ona tapan, aşık bir topluluk elde etmiştir. Bu andan sonra topluluk, yüklenen düşünce doğrultusunda irrasyonel bir şekilde tartışabilir, savaşabilir, bu uğurda canını verebilir hatta başkalarının canını bile alabilir hale gelir. Bu mekanizmaların etkilerini gerçek hayattan örneklerle görmek mümkündür. Örneğin, 2000’de gerçekleşen İstanbul’daki Leeds United olayı, futbol rekabetinin nefret ve ölüme dönüşebileceğini gösteren trajik bir örnekti. Benzer şekilde, Sivas Katliamı, inanç fanatizminin insan vicdanını nasıl yok edebildiğini gösteren acı ve tarihimiz için utanç dolu bir örneğidir.
Fanatizmin sistematik olarak kullanıldığı alanlar da vardır. Spor müsabakaları sonrası kötü performansı veya yenilgiyi teknik direktör ve yöneticilerin hakem suçlaması üzerinden tüm federasyonun kasıtlı şekilde karşı takımı desteklediği iddiasına çevirmesi, fanatizmin bir tür manipülasyonu olarak karşımıza çıkar. Spor yorumcuları ise izlenme ve ilgi çekmek adına radikal sözlerle bu kaosa destek verir ve besler. Politikada ise örnekler çok daha çarpıcıdır. Türkiye’de Ümit Özdağ ve Zafer Partisi, göçmen krizinin yarattığı toplumsal huzursuzluğu milliyetçi bir fanatizmle politik sermayeye dönüştürmüştür. İlk seçiminde Ata İttifakı’nda yüzde 5,17 oy alarak yankı uyandırmıştır.
“Dünyanın en havalı diktatörü”
El Salvador’da Nayib Bukele, çetelerle boğuşan bir ülkenin korkusunu kullanarak halkın güvenlik arzusunu kişisel iktidarına dönüştürmüş, çok radikal antidemokratik uygulamalarıyla ülkesinde sevilen ve kendi beyanıyla ‘dünyanın en havalı diktatörü’ haline gelmiştir. Tarihsel olarak ise Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Francisco Franco gibi liderler, Büyük Buhran sonrası ekonomik ve toplumsal krizlerden beslenerek fanatik gruplar yaratmış ve diktatörlüklerini elde etmişlerdir. Fanatizmin bu gücü, yalnızca kendine taraftar edinmekle sınırlı kalmayıp, politik bir silah olarak da kullanılmaktadır. Esad’ın yaptıklarını savunmamakla birlikte Suriye örneğinde görüldüğü gibi, Esad’ın devrilme süreci de fanatizmin etkili olduğu bir örnekti. Hem var olan hem de yapay olarak üretilen krizler, dışarıdan silahlarla desteklenen fanatik gruplar aracılığıyla tırmandırıldı ve dış müdahalelerle beslenen bu süreç, fanatizmin politik bir araç olarak kullanılmasına yol açtı.
Fanatizm hem spor hem siyaset alanında bir güç olarak kullanılmakta ve rasyonel düşünceyi baskılayarak insanları istenilen yönde hareket ettirmektedir. Bu süreçte, sosyal medyada botlarla yaratılan gündemler, yalan veya tek taraflı haberler de son zamanlarda büyük etki yaratmaktadır. Sosyal medya, hem sürekli tükettiğimiz düşünceleri karşımıza çıkarıyor hem de kullanım süremiz arttıkça mecraya fayda sağlıyor; aynı zamanda desteklediğimiz görüşün çoğunlukta görünmesine ve insanların daha kolay fanatikleşmesine yol açıyor. Bu süreçte teyitlenmeden yayılan haberler, insanların görüşlerini pekiştirmekte ve karşı tarafın düşman olarak görülmesine veya hayali düşmanlar yaratılmasına fayda sağlamaktadır. Bu haber ve paylaşımlar, fanatizm destekçilerine kısa vadede fayda sağlarken, toplumlar bunlardan ötürü büyük zarar görmektedir. Toplumsal kaos ve ölümlerin yanı sıra, insanlar arasında ve toplumlar arasında düşmanlık ve genel mutsuzluk da ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Johns Hopkins Üniversitesi’ne bağlı SNF Agora Institute’un Eylül 2024 anketine göre, Amerikalı seçmenlerin neredeyse yarısı karşı siyasi partiyi ve destekçilerini “düşman” olarak görmektedir. Türkiye’de Metropoll’ün yaptığı ankette ise “Dört yanı düşmanlarla çevrili bir ülkede mi yaşıyorsunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 64’ü “evet’’ yanıtını vermiştir.
Rasyonel ve akılcı olmadığımız sürece, krizlerden beslenen aşırıcı, radikal insanlar her zaman ortaya çıkacak ve toplumsal nefret ile felaketleri körükleyeceklerdir. Bu nedenle sevgimizi sorgulayarak ve manipülasyonlara karşı aklımızı koruyarak hareket etmeliyiz. Hayatımızda en bağlı olduğumuz değerleri ve grupları bile sorgulamaktan ve onlara akılcı sorular sormaktan çekinmemeliyiz. Ancak günümüz toplumlarında, farkındalık eksikliği ve saf bağlılıklar hâlâ fanatik grupların yaratılması ve manipüle edilmesi için kullanılmaktadır. Bu durum, milletler ve politikacılar için bilinen bir korkutucu silah hâline gelmiştir ve her gün toplumu beslediği nefretle insanları daha mutsuz hâle getirmektedir. (BA/TY)


