Son dönemde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir tür influencerlık var: çocuk influencerlar ya da sosyal medyada kullanıldığı haliyle “kidfluencer”. Geçen gün izlediğim bir video bu konuyu yeniden düşünmeme neden oldu.
2-3 yaşlarında bir kız çocuğunun annesi tarafından açılmış bir hesap, çocuğun makyaj yaptığı videolar içeriyor. Benim denk geldiğim videoda ise bir makyaj markasından çocuğa PR paketi gönderilmiş ve anneyle beraber yetişkin kozmetik markasından gelen paketi heyecanla açıyorlar ve tanıtıyorlar. Daha doğrusu anne tanıtıyor çocuk da sınırlı kelime hazinesi ile (yaklaşık iki yaşlarında olduğunu tekrar belirtlemek isterim) konuşmaya ve ürünlerin isimlerini söylemeye çabalıyor.
Yani tam olarak “kidfluencer” ve benim tabirimle “infant*-influencer” arasında bir yerde diyebiliriz günümüz kullanımıyla. Yapılan yorumları okuduğumda çocuğun ne kadar tatlı, güzel olduğunun dışında olumsuz pek bir yoruma rastlamamış olmam da dikkat çekiciydi. İnsanlar için küçük bir çocuğun bir kozmetik markasından ona özel bir PR paketi almasının absürtlüğü ve bunun çocuk için ne kadar uygun olup olmadığı tartışılmamıştı bile, çocuğun ne kadar güzel dudak kombosu yaptığına dair övgü yorumlarının arasında kaynamış olan belki birkaç olumsuz yorum vardı sadece.
Bu örneği paylaşmamın amacı tekil bir olayı hedef almak değil; bu görüntünün işaret ettiği genel bir sorunu görünür kılmak. Çünkü bu tür örnekler, çocukların dijital dünyadaki varlığının ekonomik ve sembolik bir değere dönüştüğü gerçeğini gözler önüne seriyor. Bu noktada mesele, çocukların sosyal medyada var olup olmaması değil.
Asıl soru şu bence: Bu varlık nasıl bir çerçevede, hangi sınırlar içinde ve çocuğa hangi rol yüklenerek gerçekleşiyor?
Çocukları elbette sosyal medyadan tamamen uzak tutmak mümkün ve gerçekçi değil. Dijital dünya, çocukların büyüdüğü sosyal çevrenin bir parçası hâline gelmiş durumda. Aile paylaşımları, çocuklarla yapılan oyun videoları ya da çocukların da yer aldığı sosyal medya hesapları da tartışmalı olmakla birlikte belirli ölçülerde anlaşılabilirler. Ancak burada ele aldığım mesele, çocukların görünürlüğü değil; görünürlüğün niteliği ve amacıdır aslında.
Araştırmalara baktığımızda;13 yaşından küçük çocukların yer aldığı paylaşımların üç kat daha fazla izlendiğini görüyoruz. Bu da aslında bu hesapların çok daha fazla etkileşim alarak sosyal medyada hızla yükselmesine ve daha fazla öne çıkmasına yol açıyor. Son yıllarda yapılan tartışmalar, çocukların dijital platformlardaki varlığının yalnızca “sevimli” paylaşımlardan ibaret olmadığını aynı zamanda ekonomik bir faaliyet alanı hâline geldiğini gösteriyor. Burada çocuk, sadece “görünen” değil; değer üreten bir konuma yerleştiriliyor.
Burada şuna parmak basmak isterim: Her çocuk içeren içerik, çocuk influencerlık değildir. Oyun oynayan, keşfeden, gündelik yaşamın içinde var olan çocuk görüntüleri ile; bir markanın temsilcisi hâline gelen, reklam diliyle konuşan ve performans beklenen çocuk figürü arasında niteliksel bir fark olduğunu düşünüyorum. Çocuk influencerlık dediğimiz noktada çocuk artık bir pazarlama stratejisinin parçası, bir markanın uzantısı ve çoğu zaman yetişkin dünyasına ait beklentilerin taşıyıcısı hâline geliyor.
Bu dönüşüm, literatürde giderek daha fazla “çocuk işçiliğinin dijitalleşmiş bir biçimi” olarak tartışılmakta. Buradaki “işçilik” kavramı, sadece çocuğun fiziksel olarak çalışması değil; emeğinin, zamanının, mahremiyetinin ekonomik bir değere dönüştürülmesi anlamı taşıyor. Ve bu dönüşüm, sizce ne kadar çocukluğun doğasına uygundur?
Bu noktada, çocuğun çocukluktan çıkmaya başladığı bir eşikten söz edebiliriz. Çocukluk, doğası gereği performans gerektirmez. Görünür olma zorunluluğu yoktur. Geri çekilme, sıkılma, vazgeçme ve “istemiyorum” deme haklarını içerir.
Ancak çocuk influencerlık bağlamında bu haklar giderek belirsizleşir. Çocuğa yüklenen rol; oyun oynayan bir çocuk rolü değil, sürekli temsil eden, beklenti karşılayan ve tutarlılık göstermesi beklenen bir roldür. Bu durum, çocuk için ciddi bir rol karmaşası yaratabilir. Çünkü çocuk aynı anda hem “çocuk” olması, hem de bir “marka yüzü” gibi davranması beklenen bir konuma itilir. Ve bütün bunlar da aslında gelişim psikologları ve çocuklarla çalışan herkesin “bu hangi açılardan riskli?” diye durup düşünmesini gerektiriyor.
Gelişimsel açıdan neden risklidir?
Gelişimsel açıdan baktığımızda, bu meselenin özellikle benlik algısı açısından değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyim. Benlik algısı, erken çocukluk döneminde büyük ölçüde yetişkin geri bildirimleri ve sosyal onay yoluyla şekillenir. Ancak sosyal medya bağlamında bu geri bildirim, çocuğun yakın çevresinden değil; dışarıdan bir sürü anonim kullanıcıdan gelir. Ve bu onay, ne zaman, neye ve hangi davranışa verildiği belirsiz olan; tutarsız ve kontrol edilemeyen bir geri bildirim biçimi.
Daha da önemlisi, çocuk influencerlık bağlamında onay, çoğu zaman çocuğun kendisine değil performansa verilir. Çocuğun ne hissettiğinden, ne istediğinden ya da yapılan durumu sürdürmek isteyip istemediğinden bağımsız olarak; “kameraya uygun”, “izlenebilir” ve “beğenilebilir” davranışlar öne çıkar. Bu durum, çocuğun kendi içsel deneyimini değil; dışarıdan gelen beklentiyi referans alarak hareket etmesine yol açabilir.
Özünde baktığımızda çocukluk; deneme-yanılma, vazgeçme, sıkılma ve geri çekilme alanlarını içerir. Ancak dijital içerik üretimi söz konusu olduğunda, bu alanlar giderek daralır. Çünkü içerik üretimi süreklilik ister; tutarlılık ister; görünür olmayı ve görünür kalmayı gerektirir. Bu da çocuğun “istemiyorum” deme hakkını pratikte zayıflatır.
Bir diğer önemli nokta, dijital içeriklerin kalıcı olmasıdır. Bir çocuk, bugün kendisiyle ilgili paylaşılan bir görüntünün, yıllar sonra kimliğini, benlik algısını ya da sosyal ilişkilerini nasıl etkileyeceğini öngörebilecek bilişsel ve duygusal olgunluğa sahip değildir. Bu nedenle “rıza” kavramı üzerinden de, çocuk influencerlık meselesini ciddi biçimde tartışmalı buluyorum. Çünkü burada verilen onay, çocuğun bugünkü değil; gelecekteki benliği adına verilmiş bir karardır ve bu kararı çocuk değil, onun yerine ebeveyni verir.
Ayrıca çocuk influencerlık pratiklerinde çocuğun belirli bir role, imaja ya da kimliğe sabitlenmesi söz konusudur. “Sevimli”, “komik”, “bakımlı”, “güzel” ya da “yeteneği olan” çocuk imgesi, zamanla çocuğun kendi benliğini keşfetme alanını daraltabilir veya ciddi bir baskı oluşturabilir. Oysa gelişim sabitlenmek değil; değişebilmek, farklılaşabilmek ve bazen de geri adım atabilmektir.
Bütün bu bağlamlarda çocuk influencerlık meselesi; yalnızca mahremiyet ihlali ya da aşırı görünürlük sorunu değildir. Aynı zamanda çocuğun özerklik gelişimi, duygu düzenleme becerileri ve benlik algısı üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabilecek bir gelişimsel risk alanıdır. Özetle onayın metalaşması, mahremiyetin geri döndürülemez biçimde açığa çıkması, çocuğun davranışlarının ve duygusal ifadesinin ekonomik değere dönüştürülmesi gibi problemleri içermektedir kidfluencerlık meselesi.
Bu yazıyı bir suçlama ya da yasak çağrısı olarak yazmadım. Aksine, çocukları merkeze alan bir etik sınır tartışması olarak ortaya atıyorum diyebilirim. Çocuk influencerlık meselesi; bireysel tercihler, “ebeveyn hakkı” ya da masum eğlence başlığı altında değil; temel bir çocuk hakları meselesidir.
Sosyal medyada çocukların varlığı engellenemez olabilir. Ancak bu varlık, çocuğu bir markaya dönüştüren, çocukluğu performansa indirgeyen ve rol karmaşası yaratan bir biçim aldığında, durup yeniden düşünmemiz gerektiği görüşündeyim. Çünkü çocukların görünür olmaktan çok, çocuk kalmaya hakları var.
Kaynakça:
Sınay, N., & Atmaca, S. (2025). Sosyal Medyada Çocuk Temsilleri: Dijital Kültürde Çocukluk İmgesi. İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 3(3), 1-8.
Gözen, Ö., & Şaldırdak, G. A. (2023). Çocuk İşçiliğinin Yeni Yüzü: Kidfluence. Çocuk ve Medeniyet, 8(14), 113-135.
(EM/NÖ)


