Erkekliği yeniden düşünürken babama ‘açılmak’
Sanırım erkeklikten bir şekilde yara almamış insan tanımıyorum. Kimi onun tarafından dışarıda bırakılıyor, kimi içine sıkıştırılıyor; kimi ondan korkuyor, kimi ona benzemeye çalışırken kendinden uzaklaşıyor.
Trans bir erkek olarak kendi maskülenliğimi sahiplenmeye çalışırken en çok da bunun suçluluğuyla mücadele verdiğimi düşünüyorum. Erkeklikten zarar görmüş bir dünyada, ona ait hissetmenin yarattığı çelişki de. Bu yüzden erkekliğimi yalnızca keşfetmem değil; onu yeniden düşünmem, yeniden kurmam ve kendim için yeniden tanımlamam gerekti. Yani onunla özdeşleşmekten çok, onunla hesaplaşmam gerekti.
Bu süreçte uzun bir süre kendimi küçültmeye çalıştım. Daha az yer kaplamak. Daha az talep etmek. Daha az görünür olmak.
Oysa bugün dönüp baktığımda görüyorum ki sağlıklı bir erkeklik, kendini yok etmek üzerine kurulmuyor. Başkalarına hizmet etmek uğruna kendinden vazgeçmek üzerine de kurulmuyor. Kendine yer açarken başkalarına da yer açabilmek üzerine kuruluyor.
Belki de bu yüzden erkeklik üzerine düşünürken aklım hep dönüp dolaşıp babama geliyor. Erkekliği tahakkümle, sertlikle ve korkuyla kuran bir dünyanın içinde, ben erkekliği babamın şefkatinde öğrendim.
Sakin kalabilmeyi, dinlemeyi, sevgiyi bir üstünlük kurma biçimine dönüştürmeden gösterebilmeyi onda gördüm. Gücün bazen ses yükseltmekte değil, bir insanı gerçekten duyabilmekte olduğunu ondan öğrendim.
Bu nedenle babama trans bir erkek olarak açılmak benim için her zaman büyük bir meseleydi.
İlginç olan şu ki, yıllardır farklı erkekliklerin mümkün olduğunu savunmama rağmen, ona açılma fikriyle yüzleştiğimde içimde beliren korkular yine o eski erkeklik anlatısından besleniyordu. Yanlış anlaşılmaktan korkuyordum.
Eksiltilmekten korkuyordum.
Sevgiyi kaybetmekten korkuyordum.
Geçtiğimiz haftalarda ona açıldıktan sonra fark ettim ki bütün bu süreç boyunca aslında babamı değil, dünyanın bana anlattığı erkekliği değerlendiriyormuşum. Onun kim olduğunu değil, erkeklerden ne beklemem gerektiğine dair öğrendiğim korkuları dinliyormuşum.
Oysa gerçek çok daha basitti. Hayatım boyunca bana sevgiyi göstermiş bir insan vardı karşımda.
Ve bazen insan yıllarca taşıdığı bir yükün ağırlığını ancak onu bıraktığında fark ediyor.
Bu konuşmadan sonra hissettiğim şey yalnızca mutluluk değildi. Bir hafiflikti. Uzun zamandır bedenimde taşıdığım bir gerginliğin çözülmesiydi. Kendimi eksiltmeden, saklamadan ve sevgiyi kaybetmekten korkmadan var olabilmenin hafifliği.
Belki bu yüzden bu yıl Pride benim için görünürlükten çok, bu ferahlıkla ilgili.
Kendime biraz daha yaklaşabilmekle ilgili.
Ve başka erkekliklerin mümkün olduğuna yeniden inanabilmekle ilgili.
Bu rahatlığı bana sağladığın için teşekkür ederim babacığım. Seni çok seviyorum. (KS/TY)