Duvarları aşan öğrenim hakkı
Üniversiteye giriş için milyonlarca adayın katıldığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) 20-21 Haziran’da yapılacak. Bu yıl da Türkiye’nin farklı hapishanelerinden binlerce mahpusun sınava katılması bekleniyor.
2026 YKS’sine kaç mahpusun başvurduğuna ilişkin resmi veri henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Ancak Adalet Bakanlığı’nın, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın’ın soru önergesine verdiği yanıta göre, 2025’te YKS’ye açık hapishanelerden 2 bin 678, kapalı hapishanelerden 14 bin 864 mahpus katıldı. Toplam 17 bin 542 mahpustan 5 bin 787’si tercih yapmaya hak kazandı.
Bu, zorlu fiziksel ve psikolojik koşullarda bulunan mahpusların yaklaşık yüzde 33’ünün tercih yapabilecek başarıyı elde ettiğini anlamına geliyor. Sınava katılan mahpuslar açısından bakıldığında görece yüksek bir başarı oranı.
Dolayısıyla öğrenim süreçlerinde fırsat eşitliği sağlandığında ve imkanlar arttırıldığında bu oranın yükselebileceğinin bir göstergesi olarak yorumlamak mümkün veriyi.
Tercih işlemleri sonucunda, kapalı hapishanelerde bulunan 3 bin 730 hükümlü ve tutukludan 3 bin 338’i, açık hapishanelerde bulunan 2 bin 57 hükümlü ve tutukludan ise 1.891’i yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptırdı.
Bu da bilgiye, iletişim araçlarına ve güncel materyale erişimi kısıtlı, ekonomik destekten yoksun bırakılmış mahpusların tüm yapısal engellere rağmen eğitim hakkını kullanma konusundaki ısrarını da ortaya koyuyor. Mahpusların eğitim hakkından vazgeçmediğini gösteriyor.
2025-2026 öğrenim yılına giderken: Türkiye’de öğrenci mahpus olmak
YÖK’ün tartışmalı devam zorunluluğu kararı
Eğitim, Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) güvence altına alınmış temel bir insan hakkı.
Anayasa’nın 42. maddesine göre “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” AİHS de hiç kimsenin eğitim hakkından yoksun bırakılamayacağını düzenler.
Bu nedenle mahpusların eğitim hakkına erişiminin, dışarıdaki bireylerle eşit koşullarda güvence altına alınması, öğrenim imkânlarının mümkün olduğunca genişletilmesi ve bu alandaki yasal düzenlemelerin hak temelli bir perspektifle yapılması gerekiyor.
Ancak son yıllarda ne yazık ki mahpusların öğrenim hakkını sınırlandıran bazı düzenlemeler hayata geçirildi. Bunlardan biri, 2023-2024 akademik yılı itibarıyla Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversitelere gönderdiği talimat yazısı.
YÖK söz konusu yazıyla, örgün öğretim programlarında derslere devam zorunluluğu bulunduğu, derslere devam edemeyen öğrencilerin vize ve final sınavlarına girme hakkının da olmadığını bildirdi.
Bu kapsamda kapalı hapishanelerde tutulan ve derslere fiilen devam edemeyen mahpus öğrencilerin ara, yılsonu, bütünleme ve mazeret sınavlarına katılmasının engellendiği ifade ediliyor.
Haliyle kapalı hapishanelerde bulunan ve örgün eğitimden yararlanmak isteyen çok sayıda mahpusun üniversite programlarına erişimi engellenmiş oldu. Üniversite kurulları da bu yöndeki başvuruları reddediyor.
Oysa mahpuslar zaten halihazırda materyale erişim, ekonomik yetersizlikler, fiziksel koşulların elverişsizliği ve çalışma imkânlarının sınırlılığı gibi çok sayıda yapısal engelle karşı karşıya.
Danıştay’dan iptal kararı
YÖK düzenlemesiyle birlikte bu engellere bir yenisi eklenmiş oldu. Mahpus öğrenciler, üniversitelerin ret kararlarının ve bu kararlara dayanak gösterilen YÖK yazısının eşitlik ilkesine ve eğitim hakkına aykırı olduğu belirterek yargı yoluna gitmeye başladı.
Geçtiğimiz aylarda kapalı hapishanede tutulan bir hukuk fakültesi öğrencisinin sınavlara katılım talebinin reddedilmesi üzerine başlattığı hukuki mücadelesi olumlu sonuçlandı. Danıştay Sekizinci Dairesi, YÖK'ün kısıtlayıcı kararına karşı açılan davada emsal bir kararı verdi.
YÖK mahkemeye yaptığı savunmada, kapalı hapishanede bulunan öğrenciler ile açık hapishanedeki ya da dışarıdaki öğrencilerin aynı hukuki konumda olmadığını ileri sürdü. Kapalı hapishanelerde uygulanan güvenlik tedbirleri ve diğer koşullar nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edilmediğini, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını savundu.
Danıştay Sekizinci Dairesi ise hem ilgili üniversitenin ret işlemini hem de bu işleme dayanak oluşturan YÖK Eğitim-Öğretim Dairesi Başkanlığı yazısını iptal etti.
Danıştay kararının gerekçesinde yükseköğretim kurumlarında öğretimin planlanması, düzenlenmesi ve yönetilmesi yetkisinin kanunen YÖK organlarına ait olduğunu belirtti. Dava konusu işlemin ise YÖK Başkan Vekili tarafından tesis edildiğini aktardı.
İdari işlemlerde yetkinin kurucu unsur olduğuna dikkat çeken Danıştay, söz konusu işlemin yetkisiz merci tarafından tesis edildiği sonucuna vardı.
Oybirliğiyle alınan bu karar, mahpusların öğrenim haklarının idari birimlerin yetki aşımı içeren yazılarıyla sınırlandırılamayacağını ortaya koyması açısından önemli.
Karar, yalnızca bir öğrencinin sınav hakkı bakımından değil, hapishanelerdeki tüm mahpus öğrencilerin yükseköğretime erişimi açısından da emsal niteliği taşıyor.
(ÖA/HA)