Yavuz Saltık: En güzel mahkeme tarihin kendisidir
Sayın Başkan, sayın heyet, adım Yavuz Saltık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Daire Başkanıyım. Savunmamı; öz geçmişim, çalışma hayatım ve iddianamede hakkımdaki iddialara cevap vermek olarak ifade edebileceğim üç başlıkta yapacağım.
Savunmama başlamadan önce, 19 Mart 2025'ten beri süreci, 9 Mart 2026 tarihinden itibaren de davayı buraya gelerek takip eden, yaşanan hukuksuzlukları yayın mecralarında dile getiren gazetecilere, tutukluluk sürecimin tüm olumsuzluklarını bizlerle birlikte yaşayıp iyi hissetmemiz için yoğun gayret gösteren tutuklu ailelerine, duruşma salonuna gelip bizlere destek veren, moral veren herkese ve avukatlarıma dayanışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü ve özrü de buradan sevgili eşim ve kızlarıma yapmak isterim. Beni doğuran anne, baba, yetiştiren öğretmenlerim, üzerimde emeği olan tüm büyüklerim, hepsi gönlünü ferah tutsun. Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı.
Ben hayata, hak temelli ve insan odaklı bakan birisiyim
Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcı; 1972 yılında Trabzon'da işçi bir babanın ve ev hanımı bir annenin yedi çocuğundan biri olarak dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Trabzon'da bitirdikten sonra lise eğitimimi babamın gurbetçi olduğu Zonguldak'ta tamamladım. Üniversite eğitimi için Mersin'e gittim, pazarlama okudum. Sonra sırasıyla kamu yönetimi okuyup insan hakları hukuku alanında da yüksek lisans yaptım. Türkiye'nin önde gelen araştırma şirketlerinde araştırma uzmanı, saha müdürü ve siyasi danışman olarak çalıştım.
Sonrasında uluslararası bir şirkette uzun yıllar basın müşavirliği görevini yürüttüm. Danışmanlık yaptığım yıllarda seçim dönemlerinde belediye başkanı veya milletvekili olmak isteyen farklı siyasi partilerden adaylara kampanya ve siyasal iletişim danışmanlığı yaptım. Seçime girmek isteyen adaylara yönelik yazmış olduğum "Tanrım Beni Başkan Yarat" isimli de bir siyasal iletişim kitabım bulunmaktadır. Ulusal gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. Farklı üniversitelerde sözleşmeli veya misafir hoca olarak halkla ilişkiler, siyasal iletişim ve sports marketing konularında dersler verdim. 10 yılı aşkın bir süredir de memur olarak kamu hizmetindeyim.
Ben hayata, hak temelli ve insan odaklı bakan birisiyim. Nereli olduğundan, alt üst kimliğinden, cinsiyetinden, kariyerinden, inancından, mezhebinden, yaşından, dünya görüşünden, tuttuğu futbol takımından, desteklediği siyasi partiden bağımsız, sadece insan. Ben bu hak temelli arayışların savunuculuğunu yapan bir aktivistim aynı zamanda. Şu anda huzurunuzda olmasaydım, emin olun gemilerle Filistin'e yardım götüren Sumut filosunun bir üyesi olarak o gemide ben de olurdum. Çünkü ben vicdanıyla yaşayan bir insanım. Bu noktada hem sosyal hayatımda hem özel sektörde hem de kamu hayatında önceliğim öteki, yoksul, ezilen ve mağdurlar oldu.
Türkiye'nin birçok şehrinde sosyal sorumluluk projelerine katkı sundum, organize ettim. Yine bu bağlamda başta Romanya, Kosova, Makedonya ve Bosna olmak üzere Balkanlar'da soydaşlarımızın bacasının tüttüğü tüm coğrafyalarda bazılarında TİKA'nın da katkı sunduğu organizasyonlarda yıllarca yer aldım. Hayata böyle bakan biri olarak İstanbul gibi bir şehirde Türkiye'nin en büyük markalarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevi tarafıma teklif edildiğinde tereddütsüz kabul ettim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevine getirilmek benim için büyük onur ve önemli de bir sorumluluk oldu.
Köklü bir sosyal politika değişimi
Göreve başladığımızda… Burayı biraz uzun tutmak istiyorum Sayın Başkan. Çünkü suçlandığım konu Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı yaptığım bu iki yıllık döneme ait. Dolayısıyla o görevimi biraz anlatmak isterim. Göreve başladığımızda karşılaştığımız manzara özetle şöyleydi: Sosyal inceleme yapan ekibin büyük bir kısmının maalesef meslek elemanı olmadığı, hatta aralarında teknik lise mezunlarının da bulunduğu bir yapı vardı. Oysa ki Sosyal Hizmetler Kanunu bu alanda çalışanların meslek elemanı olmasını şart koşuyor.
Temas edilen aileleri bütüncül bir bakış açısıyla ele alamayan, büyük ölçüde kendi çabalarıyla kendilerini geliştirmeye çalışan sosyal hizmet personellerinden oluşan ve sosyal hizmeti yalnızca yardım vermek olarak tanımlayan, sosyal yardıma ihtiyaç duymamaları için aileleri güçlendirecek politikalar geliştirmek yerine insanları yardıma bağımlı hale getiren bir sistemle karşı karşıyaydık. Köklü bir sosyal politika değişikliğine gidilmesi gerekiyordu.
Bizim için sosyal politikanın temeli; hiç kimseyi ayırmayan, kimseyi geride bırakmayan, herkese eşit mesafede yaklaşan hak temelli bir anlayışla evrensel kriterleri rehber edinmekti. Bu nedenle göreve gelir gelmez, geleneksel yardım odaklı sistemi dönüştürerek insan onurunu esas alan, kapsayıcı, bütüncül, aileyi de bireyi de güçlendirmeye, sosyal dayanıklılığı da arttırmaya yönelik insan onurunu da koruyan bir sosyal hizmet modelini hayata geçirmeye çalıştık. 300 meslek elemanını işe alarak, sosyal politika alanında değişimi başlattık. Her biri alanında uzman meslek elemanları tarafından yapılan sosyal incelemelerde, yalnızca ekonomik ihtiyaçlara değil hanedeki şiddet, bağımlılık, işsizlik, ihmal, istismar gibi risklere de bakılarak ilgili tüm birimlerle koordineli bir destek sistemi kurulması için çalıştık.
Sayın Başkan, yoksul hanelerde yoksulluk çok boyutlu yaşanıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de tüm gücüyle bu yoksullukla çok boyutlu mücadele etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal hizmet tarihi de buna şahittir. Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm kırılgan grupların hizmetlere eşit erişimi, temel önceliklerimizden oldu. Kadınların güçlenmesini, çocukların sağlıklı ve eşit koşullarda gelişimini, gençlerin eğitime katılımını önemsedik. Bunlar üzerinde kafa yorduk. Geliştirdiğimiz, hayata geçirdiğimiz her projede bu grupların ihtiyaçlarını gözeten, onları koruyan ve güçlendiren bir yaklaşım benimsedik.
Sosyal hizmetleri, siyasetin aracı olmaktan çıkarmak da temel ilkelerimizden birisiydi. İstanbul'un bir ucundan vatandaşın belediye binasına gelmek zorunda kaldığı başvuru süreçlerinin zaman zaman onur kırıcı olabildiği eski yöntemler yerine; erişilebilir, dijital ve insan onurunu, onurunu esas alan bir yapı kurduk. Sosyal destekleri bir lütuf olarak değil, vatandaşın hakkı olarak gördük ve uygulamalarımızı da bu anlayış doğrusunda inşa ettik.
Parti üyeliğini, siyasi referansları sosyal yardım alabilmenin yolu olarak görmedik. Ve tüm bu hizmetleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tırnak içerisinde ifade ediyorum; büyük kısmı da eski dönem çalışanlarıyla beraber bir ekipte paylaşarak yaptık. İnsanları yardıma bağımlı kılmak değil, onları güçlendirerek kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam kurmalarının amaçlanması gerektiğine inandık. Yani hedefimiz; insanların sürekli destek alan bireyler olarak kalması değil, istihdama katılarak hayata dahil olmalarıydı. İşte biz buna sistem mezuniyeti dedik.
Yani insanları yoksulluktan mezun eden bir sistem. Benim bildiğim tek sistem de budur. Geldiğimiz noktada İstanbul Büyükşehir Belediyesi; bütüncül bir sosyal hizmet anlayışıyla hizmet üreten, hane içerisinde sadece açlığa değil ailenin her türlü kırılganlığına duyarlı, anlık ihtiyaçları karşılamaktan öte, Bölgesel İstihdam Ofisleri gibi birimleriyle de entegre çalışıp, yoksulluktan mezun veren bir sosyal politika anlayışına sahiptir.
Askıda fatura
Pandemi dönemi; bütüncül ve liyakate dayalı sosyal politika anlayışının ne kadar gerekli olduğunu açıkça ortaya koydu. Tüm dünyada sosyal devlet mekanizmalarının zorlandığı bir dönemde, biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak hizmetlerimizi hiç aksatmadık, tam tersine genişlettik. Gece gündüz çalıştık. Bu dönemde, pandemi döneminde görevi başında vefat eden, şehit olan personel arkadaşlarım oldu.
Hepsine rahmet diliyorum bu vesileyle. Çocuk Etkinlik Merkezleri, Halk Süt, öğrenci desteği, Çok Dilli Kadın Destek Hattı, Kadın Dayanışma Evi gibi klasikleştirdiğimiz hizmetler dışında; birlikte başaracağız diyerek askıda fatura, anne bebek destek paketi, aile destek paketi gibi çok ilgi gören uygulamalarla sosyal dayanışmayı büyüttük. Bu süreçte attığımız her adım; insan onurunu koruyan ve kimseyi geride bırakmayan bir sosyal politika anlayışı üzerinde temellendi. Aynı zamanda projelerimiz hem Türkiye'de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde örnek alındı.
Yine ayrıca askıda fatura uygulamamız hem Avrupa ve dünyada örnek proje olarak kabul edildi hem de 10'a yakın uluslararası ödüle layık görüldü. Bu bağlamda çalışma arkadaşlarımla birlikte kamu belediyeciliği anlamında örnek işler yapmış olmanın da gururunu yaşıyorum. Bana ve ekibime de bu fırsatı veren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'mız Sayın Ekrem İmamoğlu'na da bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum.
Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı dönemimizde yürüttüğümüz kamucu hizmet anlayışını, Şubat 2022 itibarıyla atandığım ve henüz yeni kurulmuş olan Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı görevimizde de aynı kararlılıkla sürdürdük. İstanbul'un muhtarlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin en önemli paydaşlarından biri olarak gördük. Hiçbir zaman kimlik, cinsiyet, memleket, dini inanç, siyasi görüş ayrımı yapmadık. Mahallelinin temsilcisi olarak gördüğümüz muhtarlarla birlikte çalışarak mahallelerinin sorunlarına hızlı ve kalıcı çözümler üretmeyi, aynı zamanda mahallelinin sosyal dayanıklılığının artırılmasını hedefledik. Muhtarlarımız da bu sürecin en iyi tanığıdır.
Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı, icracı bir daire başkanlığı değil, koordinasyon görevi gören bir daire başkanlığıdır. Mahalle ve mahallenin sorunları muhtarlar vasıtasıyla daire başkanlığına gelir. Daire başkanlığı talep ve ihtiyaçları ilgili diğer daire başkanlıklarına yönlendirerek takibini yapar ve nihai olarak da talebin sonucunu muhtara iletir. Bu yönüyle daire başkanlığının İBB'nin hemen hemen tüm birimleriyle çok yakın teması vardır, Sayın Başkanım. Bir başka anlatımla Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki tüm birimlerin sahadaki eksiklerini görebilmesi, bu eksikliklerin de giderilmesi için muhtarları yönetime katan, onlarla iş birliği içerisinde olan, muhtarlardan gelen bildirimler sayesinde de birimlerin daha hızlı ve daha verimli hizmet üretebilmesine katkı sunan bir daire başkanlığıdır. Buna bir nevi kolaylaştırma müessesesi diyebiliriz.
19 Mart süreci, kamu adına bütün gayretimizle çalıştığımız, ürettiğimiz hizmeti büyütme hayalleri kurduğumuz bir döneme denk geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıyla başlayan hukuksuzluklar neticesinde, birçok mesai arkadaşım gözaltı süreçlerinden sonra tutuklandılar. İlk gözaltılarla benim gözaltına alınmam arasında yaklaşık 2 aylık bir süre var.
Gözaltına alınıp tutuklanan çalışma arkadaşlarımla ilgili medyaya sızdırılan iddiaları takip ettikçe şunu anladım ki; gözaltına alınmak için hiçbir gerçek sebebe ihtiyaç duyulmadı. Yetkisinde olmayan konularla ilgili gözaltına alınan yöneticiden tutun da göreve geldiği tarihten önce yapılan işlemlerle ilgili sorguya tabi tutulan yöneticiye kadar ilgisiz, alakasız bir sürü hukuksuz karara şahitlik ettiğimiz bir dönem oldu. Bu haksız ve hukuksuz süreç halen devam ediyor. Yaşananları gördükçe benim için de gözaltı işleminin yapılması sadece bir zamanlama meselesiydi.
Nasılsa sağlam bir gerekçeye gerek duyulmayan bir süreçti. Öyle de oldu. 23 Mayıs 2025 günü sabah 6'da ikamet ettiğim adrese gelen polisler gözaltı kararını bildirip gerekli işlemleri yaptıktan sonra gözaltına alındım. Gerek emniyet sorgusunda gerekse de savcılıktaki sorguda tarafıma her biri gerçeklikle alakası olmayan 1-2 soru yönelttiklerinde, sürecin tutuklulukla biteceğini anlamam zor olmadı. Sürpriz yaşanmadı ve tutuklandım. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım ben. Tekrarlıyorum, örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım.
İddianame
Tutukluluktan aylar sonra iddianameye konan ve birbirinin aynısı iki ihaleye fesat karıştırmakla ve örgüt üyeliğiyle suçlandığımı öğrendim. Yani ben tutuklandıktan 2-3 ay sonra iddianameye bir ihale koymuşlar. Bunu iddianame çıkınca öğrendim. Birbirinin aynısı dediğim, her yıl yapılan Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün mobil iletişim ihalesi iddianamede eylem 94 ve 95 olarak geçiyor. Her yıl tekrarlayan bir ihale; benden önce de her yıl aynı şekilde yapılmış, benden sonra da yapılmaya devam etmiş. Gerek emniyette gerek savcılıkta bana bu ihale hakkında tek bir soru sorulmadı, ifadem alınmadı. Bu konu tutukluluğumdan 2-3 ay sonra iddianameyle ortaya çıktı.
Ben iddianameyle öğrendim daha doğrusu. Hakkımdaki suçlamayla ilgili avukatlarım dosyaya, ihaleyi bilmeyen birisinin bile gayet net anlayabileceği şekilde bir yazılı savunma sunacaklar Sayın Başkanım. Zamanı ekonomik kullanmak adına yazılı savunmamın tamamını burada uzun uzun konuşmak yerine, sadece birkaç çarpıcı kısmını izah edip, eylem 94 ve 95'i hızlıca bitireceğim.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; mahkeme başladığından beri savunma yapan arkadaşlara sorduğunuz sorulardan anladığım kadarıyla iddianameye hâkimsiniz, konulara hazırlanıyorsunuz. Anlaşılması güç teknik konuları da kavramaya özen gösteriyorsunuz. O rahatlıkla şunu en başta ifade etmek isterim: Eylem 94 ve eylem 95 kapsamında savunma veriyor olmak gerçekten zulümdür. Eminim eylemleri incelediğinizde siz de söz konusu iddianın hukuki dayanaktan yoksun, zorlama iddialar olduğunu fark etmişsinizdir. Tam bu noktada dosyanın niteliğine ilişkin temel bir hususu da vurgulamak istiyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet.
Türk hukuk tarihinde ve ağır ceza pratiğinde, idari yargının görev alanına giren usul ve esas işlemlerinin bu şekilde bir ceza yargılamasına konu edildiği görülmemiştir. İhalenin kısmı, teklifin açılıp açılmamasıdır. Buraya gelen konu, ihalenin kısmi teklife açılıp açılmamasıdır. Maalesef yaşanan bu süreçte idari yargının konusu olan suçlamalar ağır ceza mahkemelerine konu edildi. Eylem 94 ve 95'te bahsedilen mobil iletişim ihalesi, Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından geçmiş yıllardan beri her yıl gerçekleştirilen bir ihaledir Başkanım.
Eylem 94 ve 95, her yıl yapılan bir ihalenin 2019 ve 2020 yıllarını, yani benim dönemimi kapsıyor. Ben o yüzden Sosyal Hizmetler Daire Başkanı iken oradaki görevimle ilgili biraz uzun konuşayım istedim. Her ne kadar iki eylem gibi gözükse de aslında ben bir eyleme savunma yapacağım Başkanım. Aynısı diğer yıl için yapılan ihalede de geçerlidir; çünkü suçlama orada da aynı. O yüzden savunmamı iki farklı eylem gibi yapmayacağım.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Mobil İletişim İhalesi özünde, adından da anlaşılacağı üzere İstanbul'un tarihi ve kültürel değerleriyle birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi hizmetlerinin hem turistlere hem de İstanbullulara tanıtılmasını, bir yandan da İstanbul'un tanıtımı yapılırken diğer yandan vatandaşların üretilen hizmetlere ulaşabilmesini amaçlayan bir çalışma. Bununla birlikte Mobil İletişim Hizmeti, şehrimizde meydana gelebilecek afet ve acil durumlarda halkımızın hızlı ve etkin bir şekilde bilgilendirilmesini de amaçlamaktadır.
Nitekim pandemi döneminde mobil iletişim çalışmaları, vatandaşın salgınla ilgili bilgilendirilmesinde de etkili rol oynamıştır. Burada bir parantez açmak isterim Sayın Başkan. Ben göreve geldiğimde Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nde müdür, müdür yardımcıları ve şeflerden müteşekkil organizasyon şemasının tamamını eski personellerden oluşturduk. Bahse konu ihale yapılırken ihale dokümanlarını hazırlayan, imzalayan her personel eski yönetimde çalışan mesai arkadaşlarım. Orada görevli olduğum süre boyunca, görev sürem boyunca ben o arkadaşlarla çalıştım. O anlamda bir hakkı teslim etmek isterim. Benden önce Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nde bazı güzel işler yapılmış, bazı personeller de oldukça nitelikliydi.
Az önce de belirttiğim gibi, savunmamın daha kapsamlı ve belgeli halini yazılı olarak mahkemenize sunacak avukatlarım; ben özenle inceleyeceğinizi de düşünüyorum. Bu yüzden savunma için bekleyen arkadaşların da hukukuna saygı göstermek açısından, bilirkişi raporunda ve ona dayanarak iddianamede yer alan bu mobil iletişim ihalesine ilişkin iddiaların mevzuata ne kadar aykırı olduklarını, gerçeğin iddia edildiğinin tam aksine olduğunu kısaca belirtip bu faslı kapatacağım.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; göreve başladıktan sonra mobil iletişim ihalesi önüme getirildi. Yani ben göreve başladığımda arkadaşlar "Başkanım çok acil bir ihale dosyamız var, bunu ihale etmemiz lazım" dediler. Her sorumlu yöneticinin yaptığı gibi ben de aynı şeyi yaptım. Benden önceki yönetimin yaptığı ihaleyi arkadaşlara incelettim. Herhangi bir anormallik olmadığı yönünde dönüş aldım. İşimizi sağlama alalım dedim, "Sayıştay raporlarına bakın bakalım, herhangi bir bulgu var mı?" diye sordum.
Yok. Sayıştay'ın bizden önceki dönemde yapılan ihalelerle ilgili bir bulgusunun olmadığı cevabını aldım. Yani Sayın Başkanım, bir düşünün ki bir ihale göreve başladığınız hafta önünüze geliyor. "Biz o projeyi beğenmiyoruz, yapmayacağız, bu projeyi devam ettirmeyeceğiz" desek 150 arkadaşımız o gün işsiz kalacak. Çünkü biz bu projeyi devam etmek istemiyoruz, onlar 1 yıllık alınıyorlar işte, sözleşmelerini devam ettirme zorunluluğumuz yok. Ama ben belediye başkanının önüne daha 1. haftadan 150 tane işten çıkarılmış adam koymak istemedim. Bu anlamda arkadaşların her birinin, şirketimizin personeli olarak, yani daha önceki dönemde sözleşmeli çalışıp "Her yıl acaba biz bir daha çalışabilecek miyiz?" diye bekleyen bu arkadaşlarımızın hepsinin sözleşmesini yenileme kararı aldım Sayın Başkanım.
Sayıştay'ın bizden önceki döneme yapılan ihalelerde herhangi bir bulgusunun olmadığının cevabını alınca bugün izahatını yapmak zorunda kaldığım ihalelerin şartnameleri ve tüm süreçleri, bizden önceki dönemin şartnameleriyle %80 aynı. %80. Şimdi o %20'lik farkın da ne olduğunu söyleyeceğim. %80 diyorum çünkü kamu yararı gözetip maliyet düşürücü bazı değişiklikler ve rekabeti artırıcı 2 tane düzenleme yaptım, o yüzden %80 diyorum. Ama bu kamunun lehine olan bir %20'lik değişiklik. Şimdi onları da anlatacağım, neler mi yaptım? Söyleyeyim. Birincisi; önceki ihalede yer alan, projeye hiçbir katkısı olmayan, çalışmanın parçası olarak kullanılmayan binek araç gibi kalemleri şartnameden tamamen çıkardık. Yani binek araç konmuş Başkanım. Ben baktım, binek araç zaten...
Bu bir mobil araç ihalesi, ayrıca bir binek araca ne ihtiyaç var diye düşündüm. Bahsettiğim binek araçların mobil iletişim faaliyetleriyle alakası yoktu, ben de onları dışarıda bıraktım. Bunun dışında diğer bazı kalemleri de ya tırpanlayarak çıkardık ya da sayısında azalışa gittik. Tüm bu düzenlemeler sonucunda 2018 yılı ihalesine oranla, yani benden önceki, 1 sene önceki ihaleye oranla Başkanım, enflasyondan bağımsız yaklaşık 7.000.000 TL'lik tasarruf sağladık. Yani raporda söz edildiği gibi ihale hacmini içerik olarak da maliyet olarak da büyütmedik, küçülttük. Rapor tam tersini söylüyor Başkanım.
İkinci olarak bir şey daha yaptık, o %20'yi anlatıyorum tekrar. İhalelerde mesleki ve teknik yeterlilik kriterinin en önemli unsuru iş deneyim belgesidir Sayın Başkanım. Rekabet ve katılımı artırmak amacıyla yapabileceğimiz en etkili düzenlemeyi de yaparak, bizden önceki dönemde yani 2018 yılında %35 olan iş deneyim oranını kanunun izin verdiği en alt sınır olan %25'e çektik Başkanım. Sizin önünüzde ek 1, Başkanım ek 1 5. sayfada 2018 ve 2019 yılı idari şartnameleri var, oradan görebilirsiniz.
Rekabeti arttırmamız sonucunda bakın Başkanım, bir iyileştirmenin neye etkisi oluyor? Buradan şimdi onu anlatacağım. Bu rekabeti arttırmamız sonucunda, 2018 yılında EKAP'tan sadece 2 firma ihale dokümanı indirmişken, 2 firma biz bu 35'i 25'e çekince Başkanım, bizim dönemimizde ilk önce 2019'da 3 firma, sonraki 2020 yılında da 4 firma ihale dokümanı indirmişti. O da Başkanım Ek 2. Yıl bazlı EKAP'tan doküman indirme sayısı diye önünüzde. Yani Başkanım, mesleki ve teknik yeterlilik kriterlerini biz kolaylaştırdık. Yani bilirkişi raporundaki bu ithamların gerçekle alakası olmadığı, anlattığım ve dosyaya sunduğum belgelerle sabit.
Bilirkişi heyeti, Sayın Başkanım, rapora yazdıklarını kontrol etmek için dahi ihale dosyasına baksaydı yazdıklarının tamamını silerdi. Durum buyken Sayın Başkanım; çeşitli mal ve hizmet kalemlerinin bir araya getirilerek ihale hacminin yükseltildiği, bu suretle de mesleki ve teknik yeterlilik kriterlerinin yüksek tutulduğu savlarını içeren bilirkişi raporunu kendine dayanak yapan iddia makamının ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla burada bulunuyorum.
Sayın Hakim, biz bu suçlamaların tam aksine, siz de birim fiyat cetvelini incelediğinizde göreceksiniz. 2018 yılında, Başkanım, şu sayılara özellikle sizlerin ve bütün salonun dikkat kesilmesini istiyorum. 2018 yılında 36 adet olan mal ve hizmet sayısını, 2019 yılındaki ihalemizde 31'e indirdik; fazla mesai kalemleri hariç.
Bu tasarrufumuz sonucunda, enflasyona rağmen o günün rakamıyla ihale bedelini 7 milyon aşağı çektik. 2018 yılında gerçekleştirilen ihalenin yaklaşık maliyeti 52 milyon iken, 2019 yılındaki ihalenin yaklaşık maliyeti 7 milyona yakın azalarak 45 milyon oldu. Başkanım, Ek 3'te 2018 ve 2019 yılı yaklaşık maliyet cetvellerini orada da göreceksiniz.
Neden bu rakamlara dikkatle, dinlemenizi istediğimi şimdi oraya geliyorum. Bu rakamları o yılki enflasyonu hesaplayarak onu da ifade edersek, 63 milyar olması gerekirken biz ihaleyi 45 milyona yapmışız Başkanım. Şimdi soruyorum, Sayın Başkanım; ihale hacmini biz büyüttük mü, küçülttük mü? 63 mü büyük, 45 mi büyük Sayın Başkanım? 36 mı büyük, 31 mi büyük Sayın Başkanım? Maalesef ve maalesef biraz utanarak, biraz da üzülerek söylüyorum; 45'in 63'ten büyük olduğunu ifade eden bir bilirkişi raporu ve bu raporun akla ziyan matematiği ile gerçek kabul edilen bir iddianame ile karşı karşıyayız. Başkanım, şerefimle temin ederim, ben sözelciyim, sayısalcı değilim ama 45, 63'ten büyük değildir. Bu durumda bize, "Çeşitli mal ve hizmetleri bir araya getirerek ihale hacmini yükseltti." suçlaması yapanlara soruyorum bir kere daha: 36 mı büyük, 31 mi? Enflasyonu da hesaba katarak söylüyorum: 63 milyon mu büyük yoksa 45 milyon mu? Sayın Hakim, sonuç olarak raporun ve ona dayanan iddianamenin aksine; mal ve hizmet kalem sayısını azalttık, toplam ihale bedelini yaklaşık %27 düşürdük, ihale hacmini küçülttük ve rekabeti arttırmak amacıyla mesleki ve teknik yeterlilik kriterini minimuma, kanunun kabul ettiği minimum seviyeye çektik. Ama tüm bu ispatlı, bu gerçeklere karşın ben tam aksiyle suçlanıyorum. Tüm bu suçlamalar, yukarıda izah ettiğim ve yazılı savunmamda ayrıntılı olarak izah ettiğim ve belgelediğim gerçekler karşısında; asılsız, gerçeklikten uzak, dayanaksız ve vicdanları yaralayacak bir isnat olarak kalacaktır.
Bilirkişi raporunda Kamu İhale Tebliği'nin ilgili maddesine dayanarak, dayanak göstererek Kültür A.Ş.'nin ihaleye katılımı nedeniyle ihalenin kısmi teklife açılması gerektiği, aksi davranışın rekabeti engellediği iddia edilmiş Sayın Başkanım. Öncelikle Sayın Hakim, Sayın Heyet; ilgili tebliğ işin niteliğini dikkate alarak ihaleyi kısmi teklife açmak konusunu idarenin yetkisine veriyor.
Yani bizden önceki idarenin yaptığı gibi biz de bu ihaleyi mobil iletişim hizmetinde araç, personel ve promosyon malzemelerinin işin ayrılmaz, birbirini tamamlayan unsurları olarak değerlendirerek yani mobil iletişim hizmetinin niteliğini dikkate alarak ve kanunun da bize tanıdığı hakka da uygun olarak bir önceki yönetimin yaptığının aynısını yaptık ve kısmi teklife kapalı yaptık. Mobil iletişim ihalesinde işin niteliği gereği ihaleyi kısmi teklife, kısmi teklife açmak hem hizmetin verimliliğini olumsuz etkileyecek hem de kamu zararına sebebiyet verecek bir davranış olurdu yoksa.
Bilirkişi raporundaki daha vahim bir hata ise Sayın Başkan, yani insan bazen ne diyeceğini bilemiyor diye ben orada bırakayım. İhale ediliyor, "İştirak, İBB'nin iştiraki" diyor, "Kültür A.Ş.'nin katılması nedeniyle" diyor; ihalenin kısmi teklife açılması gerektiğini ifade ediyor. Yani Kültür A.Ş. ihaleye katılacaksa şu firma diyor, "Siz" diyor, "kısmi teklife açın ihaleyi." Yani diyor ki rapor: Kültür A.Ş. ihaleye teklif verdiğinde ihalenin kısmi teklife açılması gerekir. Sayın Başkan, Sayın Heyet, bu alenen suç işlemek demektir. Bana suç işlemeyi öneriyor bu bilirkişi raporu. İhalenin kısmi teklife açık olup olmayacağı ilandan önce belirlenir ve sonradan da değiştirilemez. "Değiştir" diyor bana bilirkişi.
Peki diyor, burada gerçek bir yargılamanın konusu olsa... Rapor ihaleyi alan firmayı işaret ederek —bakın bu daha da vahim— rapor ihaleyi alan firmayı işaret ederek "Madem" diyor, "ihaleye Kültür A.Ş. girecekti veya alacaktı, o zaman şartnameyi de ona göre düzenleseydiniz" diyor. Şuraya bakar mısınız? Kanun açık; idare ihaleye kimin gireceğini önceden bilemeyeceği gibi, bu konuda bir araştırma da yapamaz. Araştırma yapmak suçtur. İhaleye kimin gireceğini araştırmak suçtur. Dolayısıyla firmaya özel şartname hazırlanması söz konusu olamaz.
Bilirkişi raporu
Ama bana öyle diyor, "Sen firmalara bakarak şartname hazırla" diyor. Esas ihaleye fesat karıştırmak; raporda önerildiği şekilde hangi firmaların katılacağı yönünde araştırma yapmak ve firmaya göre şartname hazırlamakla olur. İhaleye kimlerin katılacağına göre ihale dokümanı hazırlamak kanunen suçtur; ısrarla söyleyeceğim. Akıl ve izandan yoksun, kanuna aykırı bu rapor bana suç işlemeyi öneriyor. Hatta bizzat bu bilirkişi raporunun kendisi suçtur, suçu önermektedir. Sayın Heyet, Sayın Başkanım, Sayın Savcı; alenen mahkememizi yanıltmaya yönelik bu bilirkişi raporunun dikkate alınmamasını hem kendi adıma istediğim gibi hem de kamuda ihale konusunda çalışacak yeni memur arkadaşların önüne böyle bir evrak gider de aklı karışır diye, bütün Türkiye Cumhuriyeti'ndeki evraklar arasından bilirkişi raporunun çıkarılmasını arzu ediyorum. Mahkemeyi, savcılık makamını ve mahkemeyi yanıltmaya yönelik hazırlanmış bu bilirkişi raporu, satın alma konularıyla ilgilenen kamu çalışanları için yüz karasıdır ve bence hukuk açısından da yüz karasıdır.
Yine bilirkişi raporunda, mal ve hizmet kalemlerinin aralarında doğal bir bağlantı olduğu gerçeği yok sayılıyor. Bunun bir arada ihale edildiği ve böylece de rekabetin engellendiği iddia ediliyor. Yani diyor ki Sayın Başkanım, "Bu ihale ettiğiniz taleplerin arasında hiçbir bağlantı yoktur."
Şimdi bakacağız, var mı yok mu? Esasen bu bize, bilirkişilerin mobil iletişim hizmetinin nasıl bir hizmet olduğunu pek de incelemediklerini anlatıyor. Anlamamış da, bakmamış bile. Yani bu ihale edilen şeyin nasıl bir ihale olduğuna bakmamış bile. Sayın Hâkim, mobil iletişim hizmeti daha önce de belirttiğim gibi: 1) Mobil kamyonet araçlar, 2) Bu araçların içerisinde hizmet veren personeller, 3) Mobil aracı ziyaret eden halkımıza verilen promosyon malzemelerinden oluşan, birbirini tamamlayan, yani bir tanesi olmadığı zaman o hizmeti veremeyeceğiniz bir hizmet; bütüncül bir hizmet. Yani bu üç unsurun aralarında doğal bir bağlantı var Başkanım. Bir tanesi olmadığı zaman olmaz; bu üçünün doğal bağlantısı sebebiyle, bizden önceki dönemlerde de yapıldığı gibi birlikte ihale edildi Başkanım.
Başkanım, burada çok samimi bir şey söyleyeceğim size. Türkiye Cumhuriyeti'nde gözünüzü kapatın, bir il seçin. Seçtiğiniz belediyenin bir tane Halkla İlişkiler Müdürlüğü olsun; o müdürlüğün herhangi bir tanesinin benzer bir ihalesi bu şekilde yapılmamışsa, ben bu salonda yargılananların bütün hepsinin suçunu kendim üstleneceğim.
Eğer bir tane farklı örnek varsa... Yani mobil iletişim hizmeti daha önce de belirttiğim gibi mobil kamyonet araç, içlerinde personel ve aracı ziyaret eden halkımıza hediye edilen promosyon malzemelerinden oluşur; bütüncül bir hizmettir. Bu üç unsurun aralarında doğal bir bağlantı vardır. Bu doğal bağlantı sebebiyle, bizden önceki dönemde de yapıldığı gibi birlikte ihale edildi. Yani sanki Başkanım, biz önceki dönemden farklı olarak sanki çimentoyla konser ihalesini beraber yapmışız ve aralarında hiçbir bağlantı yokmuş gibi yansıtılıyor. Bilirkişi, hangi mal ile hizmet arasında doğal bağlantı olmadığına dair de bir şey söylemiyor.
Sayın Başkan, eğer biz bilirkişilerin dediği gibi mal ve hizmeti ayrı ayrı ihale etseydik —şimdi bir an için öyle kabul edelim, yani onların dediği gibi yapalım, ayrı ayrı ihale ettiğimizi varsayalım— kanunun uymam gerektiğini belirttiği kanunilik, verimlilik ve ekonomiklik ilkelerine aykırı davranmış olacaktım Sayın Başkan. Mal ve hizmet; yani araç, personel ve promosyon üç ayrı şekilde ihale edilseydi, operasyonel riskler artacak, hizmetin bütünlüğü bozulacak ve sonunda da kamu zararı doğacaktı. Şöyle ki: Bir an için Başkanım, bilirkişinin aklına uyduk ve ayrı ayrı ihale ettik. Araç ve promosyon ihalesini tamamladık ama personel ihalesinde sorun çıktı, bir şikayet geldi ve personel alımı gecikti; dolayısıyla da işe başlayamadığımızı düşünelim Başkanım. Başkanım bu durumda sıkıntı olmaz mı? Araç ve promosyon ihalesini alan firmalar "Kardeşim ben işe başlamak için noterden tespit yaptırdım, ben hazırım, beni niye işe başlatmıyorsun?" diyecek; çünkü o bir para bekliyor o işten. Şimdi noterle tespit ettiği bir yerde ben ne yapacağım başka bu durumda? İşte o zaman yapılmayan bir hizmetin parasını ödeyip, esas kamu zararı bana o zaman doğacaktır. Bu üç ürünün üçü aynı anda ihale edilir. Bu da bir halkla ilişkiler hizmet işidir, hizmet ihalesidir; mal alım ihalesi değildir. Biz araç almıyoruz, biz promosyon malzemesi almıyoruz; biz üçünü yani aracı, promosyonu ve personeli beraber alıyoruz, beraber alıyoruz Sayın Başkanım. O yüzden bunlara hizmet ihalesi deniyor.
Şimdi arada OKAS kodlarına da geleceğim, orada bunu çarpıtarak görmüşler. Sayın bilirkişi raporu, bir bütüncül hizmet olan mobil iletişim hizmetinin hangi mal ve hizmet kalemleri arasında bağlantı olmadığına dair tek bir izah yapamazken "aralarında doğal bağlantı yoktur" şeklinde peşin bir hükümle ihalelerin ayrı ayrı yapılması gerektiğini, dolayısıyla da mevcut ihalemizdeki OKAS kodunun yanlış olduğunu ifade ediyor. OKAS kodları, ihalenin hukuki niteliğini belirleyen bağlayıcı kriterler değildir.
Daha önce de belirttiğim gibi mobil iletişim hizmeti; mal ve hizmet kalemlerinin birbirini tamamladığı bütüncül bir hizmetidir. Bizden önceki dönemde de aynı OKAS koduyla düzenlenen ihalenin ağırlığını hizmet kalemleri oluşturduğundan —Başkanım burası önemli— ihalenin kalemlerini hizmet kalemleri oluşturuyor kardeşim, bu kadar. Bundan dolayı kanunun uygun gördüğü şekliyle hizmet ihalesi olarak ve toplumsal sosyal hizmet olduğunu belirten OKAS koduyla çıkılmıştır. Ek 1; 2018 ve 2019 yılı idari şartnameleri, 2018'de 18. sayfada Başkanım, 2019 ihalesinde de yine 19. sayfada mevcuttur. Mobil iletişim ihalesi, birbirini tamamlayan üç unsurdan oluşan bir hizmet ihalesidir.
Sayın Hâkim, Sayın Heyet; eylem 94 ve 95 başlığı hakkında düzenlenen iddianameye bakarsanız her eylem başlığının yaklaşık 26 sayfa olduğunu göreceksiniz. Bu 26 sayfada esasında ihalenin künye kısmı ve yarım sayfalık bilirkişi raporunu içeren alıntı kısmı, yani benim sorumlu olduğum alanla, ihale ile alakalıdır.
Bu da toplam 3 sayfadan ibarettir Sayın Başkanım. Geri kalan 23-24 sayfa farklı müdürlükler tarafından yapılan farklı işlemlerle alakalıdır. Yani bu 23-24 sayfada ne ismim geçiyor ne de benim dönemimde yapılan bir ihale ile alakalı tek bir cümle dahi geçiyor. Ama 26 sayfanın içerisine konuyor ki biraz herhalde kalın gözüksün isteniyor. Bir de Sayın Başkanım, hakkında hiçbir bilgimin olmadığı müdürlüklerin ihaleleri ile ilgili iddialar, hayali bir şekilde eylem 94 ile 95 ile ilişkilendirilerek beni haksızca suçluyorlar.
Ne demek istiyorum? Selman Narman isimli bir kişi... Ben bu kişiyi tanımıyorum. İBB'de benden daha fazla personel tanıyan kimse olmaz, ben bu ismi tanımıyorum, ismini ilk kez duydum. Şimdi bu arkadaş... Aslında buna hiç girmeyecektim ama içinde bulunduğumuz bir durumu anlayın diye bunu anlatmak istiyorum Sayın Başkan. Haziran 2022 —Başkanım tarihe dikkat edin— Haziran 2022 tarihinde gerçekleştiğini iddia ettiği ama benim ne olduğunu anlamadığım bir olayla ilgili ifade kesiti, bana isnat edilen eylem 94-95'in altına eklenmiş.
Konuyu ben anlamış değilim, ne anlatıldığına dair bir fikrim yok; işin açıkçası anlamaya da çalışmadım. Niye biliyor musunuz Başkanım? Çünkü ben 2021 Ocak ayında Halkla İlişkiler Müdürlüğü Daire Başkanlığı görevinden ayrıldım ve benimle olan bağ da o an itibariyle koptu. Benden 1.5 yıl sonra yapıldığı iddia edilen bir işlemle alakalı ifade kesitinin, bana isnat edilen suçla ilişkiliymiş gibi bu iddianamede benimle ilişkili eylemin altına eklenmesi hukuka, akla, vicdana, izana aykırı bir davranıştır. Başkanım, eğer bu ilişkilendirme ihmalden kaynaklandıysa da bu daha da büyük bir ciddiyetsizliktir. Yazık değil mi bana?
Sayın Başkan, ihale süreçleriyle alakalı iddialara karşı söyleyecek son söz şudur: Okur yazar insanların Kamu İhale Kanunu kararlarını ve yaptığımız ihalenin şartnamesini okuyarak çok rahat bir şekilde "Bu ihalede hiçbir usulsüzlük yoktur" diyebileceği bir ihale ile ilgili bilirkişi heyeti; yürürlükteki ihale mevzuatını, Kamu İhale Kurumu kanun kararlarını, Sayıştay raporlarını tamamen yok sayarak hukuki ve teknik gerçeklerden bütünüyle kopuk bir rapor hazırladı. Kanunların tam aksini yöntem olarak öneriyor. Temel matematik kurallarını dahi altüst eden bu raporun maddi hatalarla malul olduğu ve hukuken hükme esas alınamayacağı ortadadır Sayın Başkanım.
Suça teşvik eden, kanunları yok sayan, adeta husumetle amacına uygun yazılmış bir bilirkişi raporu var ortada. İhale savunması ile ilgili son bir bölüm daha var, ondan sonra örgüt kısmına geçeceğim. Sayın Savcım, dönemimde yapılan ihalelerle alakalı sizlere savunmamı yaptım. Ama benim ihale süreçleriyle alakalı bu başlıklar altında savunmamı bugün burada yapmam dahi ülkemizde hukukun geldiği noktayı görmesi açısından son derece üzüntü vericidir. Bu salonda ihale konusunda birçok uzman insan var; yanlışsam beni düzeltsinler.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcı; velev ki bu bilirkişi raporuna dayanarak bu iddialarla suçlanmış olayım. Bu tür iddiaların inceleme ve denetim yeri Ağır Ceza Mahkemeleri değil; Kamu İhale Kurumu, akabinde İdare Mahkemeleri ve son olarak da Danıştaydır. İhale süreçleriyle alakalı kanuna aykırı bir durum varsa devletin denetleyici kurumları tespit ettikleri suç oluşturabilecek bulgularıyla gerekli süreci başlatır ve sonuçlandırırlar.
Gelinen noktada, bizden önceki dönemde tek bir bulgu yoktu. Benim dönemimde bildirilen tek bir suç duyurusu yokken ihalemizden 5 yıl sonra bir bilirkişi raporuna dayandırılarak suç uydurulmuştur. Eğer bir simülasyonda değilsek şu an ben burayım ve tutukluyum; İdare Mahkemesi'nin konularını Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuklu olarak savunmak zorunda kalıyorum.
Dediğim gibi, İdare Mahkemelerinin konusu olan iddiaları bir kenara bırakıp Ağır Ceza Mahkemesi'ne konu olabilecek tek suçlamaya gelelim: O da ihaleye fesat karıştırmak. İddia makamı, Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinin 2. fıkrasında yer alan (a) ve (b) bentleri uyarınca ihaleye fesat karıştırma suçu işlediğimi ileri sürmüş. Türk Ceza Kanunu'nun madde 235/2 diye baktığımızda ilgili suç şöyle tarif edilmektedir Sayın Başkanım: "Aşağıdaki hallerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır: Hileli davranışlarla ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek." E ben engellememişim, artırmışım. "Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak." Böyle bir şey de yok Başkanım. Bu ikisi ihaleye fesat karıştırma unsurudur; ikisinde de ben yokum.
Sayın Savcı, benim hileli bir davranış ile ihaleye katılabilecek kişileri engellediğimi ve ihale sürecinde de gizli kalması gereken bilgileri başkasıyla paylaştığımı iddia ediyorlar. Neye dayanarak? İçeriğinde bu tespitlere dair tek cümlenin bile yer almadığı bir bilirkişi raporuna dayalı. Halbuki tüm iddianamede bunları yaptığıma dair bırakın delili, ifadeyi, belgeyi, tek bir cümle dahi geçmiyor Sayın Başkanım. Sayın Savcı bu suçu işlediğime dair tek bir hileli davranışımı gösterememiştir. İhaleye kimin katılması...
Mesela Sayın Savcı, Sayın Heyet soruyorum: İhaleye kimin katılmasını engellemişim? Hangi gizli tutulması gereken bilgiyi başkasıyla paylaşmışım? İhaleye katılımı engellediysem neden müşteki yok? Varsa siz söyleyin lütfen, ben bunların cevaplarını bulamıyorum.
Ayrıca şunun altını da çizerek belirtmek istiyorum ki benim tutukluluğumda ihale yok, fesat yok, kısmi teklif yok; ben örgüt üyeliğinden tutukluyum. İhale hakkında tek bir soru sorulmadı bana, ifadem alınmadı. Bu konu tutukluluğumdan 2-3 ay sonra ortaya çıktı. Savcılık sanırım Kültür A.Ş. ihalelerini araştırırken şirketin aldığı tüm ihaleleri soruşturma konusu yapıyor; bunu tahminle söylüyorum tabii ki. Bunun üzerine de ihalelerle ilgili bilirkişi raporu istiyor. Şans bu ya, bana da ihaleden hiç anlamayan bir bilirkişi denk geliyor. Hatta edindiğim bilgiye göre de heyet raporu yetiştiremiyor, ek süre alıyor.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcı; uzun uzadıya konuşulacak bir konu değil aslında. Konu çok basit, zaman almak istemiyorum. Avukatlarım tarafından yazılı savunmamda hem teknik hem de gayet anlaşılır ve net bir şekilde anlatılacak bir konu. Ezcümle, ne bilirkişi raporu ne de savcılık iddiaları hiçbir hukuki uygunluğa dayanmamaktadır; tamamen bir hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Başkanım, son bölümde örgüt kısmına değineceğim. Hakkımdaki diğer iddiaya, tutukluluk gerekçesi olan iddiaya, yani üyesi olduğum iddiasına geliyorum.
Karar vermekte çok gerçekten zorlanıyorum. Şu alakasız ihale konusunu mu savunmak zor bana, yoksa örgüt üyeliğini savunmak? İnanın karar veremiyorum. Ben kamu adına çalışan, yetkisini 657 sayılı kanundan alan bir devlet memuruyum. Sadece ve sadece idari amirim olan kişilerden kanunlara muhalif olmayacak şekilde talimat alırım. O talimatlar da bana görev tarifimde sınırlı iş ve işlemlerle ilgili verilen talimatlardır.
Kurumsal organizasyon şeması dışında herhangi birinin gelip bana talimat vermesi, verebilmesi mümkün olmayan bir durumdur. İddianamedeki sözde örgüt şemasında benim bağlı olduğum sözde örgüt yöneticisi Sayın Fatih Keleş'tir. Fatih Keleş arkadaşım ve hemşehrimdir. Fatih Keleş, Beylikdüzü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği görevinde bulundu. Aynı zamanda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübünde başkanlık yapmıştır. Yani İBB organizasyon şemasında görev alanlarımızda kesişecek bir noktamız yok.
Bu unvanların hiçbiri bir daire başkanı olarak şahsımın üstünde emir verecek bir yerde de değil sayın başkan. Bu anlamda kendisiyle ortak bir çalışma alanımız da yok.
Bana talimat verebilecek bir konumda değildir. Aramızda talimat alıp verebilecek bir hukuk da yoktur. Kendisini tanıdığım günden bugüne kadar bana vermiş olduğu tek bir talimat yoktur. Olması da mümkün değildir. Tekraren söylüyorum belediyelerde çalışırken ya da çalışmazken hayatımızın hiçbir döneminde aramızda ast üst ilişkisi asla olmamıştır. Sayın başkan, telefonum iddia makamının elindedir. Şifresi de tarafımca kendilerine verilmiştir. Ne Sayın Ekrem İmamoğlu ne de herhangi bir üst yöneticimden kanuna aykırı talimat aldığıma dair tek bir cümle bulamazsınız. Çünkü yoktur.
Bizler, belediye organizasyon şeması içerisinde belediyecilik faaliyetleri için bir araya gelmiş, hizmet üretme anlamında dayanışma içerisinde olan, birbiriyle görev gereği iletişim kurduğumuz gibi aynı zamanda dostluk, arkadaşlık ilişkisi içerisinde olan insanlarız.
Elbette hepimiz birbirimizle çok yakın dost, yakın arkadaş değiliz ama hepimiz birbirimizle mesai arkadaşıyız. Tanımadığım birçok insanla aynı örgüte üye olmakla suçlanırken bir yandan da aynı çatı altında çalıştığım, sadece toplantılarda karşılaşıp merhaba dediğim birçok mesai arkadaşımı da burada tanıma fırsatını buldum.
Aramızdaki bu ilişkinin bir örgüt yapısı olarak lanse edilmesi abesle iştigaldir. Her türlü örgüt üyeliği iddiasını da örgüt iddiasını da şiddetle reddediyorum. Dolayısıyla benim herhangi bir örgüte üye olduğum iddiasını da bir kere daha şiddetle reddetmiş oluyorum.
Bizler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ülkesini, milletini, bayrağını seven, bizi biz yapan tüm değerlere saygılı, yaptığı işlerde kamu yararını gözeten vatansever bürokratlarıyız.
Bu anlamda bir deli saçması bile diyemeyeceğimiz iddianamedeki suçlamaların her bir cümlesini bir kere daha reddediyorum. Ülkeye, millete hizmet edebilmek için yola çıkmış bir bürokratım. Bütün motivasyonum millete hizmet etmek ve ülkenin çocuklarına, gençlerine daha güzel bir memleket bırakabilmek. Bu yönde amacım kurulduğu günden beri bu ülkeye hizmet edenler kervanına katılmaktan başka bir şey değildir. Sayın heyet, en güzel mahkeme tarihin kendisidir. Elbette tarih kimin hangi tarafta olduğunu en gerçek haliyle yazacaktır. Hakikati yüceltenlerle hakikati incitenleri eksiksiz kaydedecek tek şey zamandır. Ben de bu zamanın adaletine inanıyorum.
Ben, örgüt üyesi suçlamasıyla tutuklandım Sayın Başkan. Sayın Başkan, ben hayatım boyunca Trabzonspor Kulübü dışında hiçbir yere üye olmadım, hiçbir yere. Cezaevinde başvuruda bulundum, cevap bekliyorum. Süper Lig'e yükselen Amedspor Kulübü’ne üye olma formunu çıkışta imzalarım diye rica ettim, oradan da yanıt bekliyorum.
Başka bir üye olduğum hiçbir yer yoktur. İddianameyi hazırlayanlar, bana kamu çalışma hayatımın örgütsel faaliyetle geçtiğini dikte ediyor. Yani ben arkadaşım değilmiş, bu insanlar örgüt üyesiymiş, öyle diyorlar bana. Siz her şeyimle temin ederim sayın başkanım, benim örgüt üyesi bir tek tanıdığım yok. Ama benim paha biçilmez dostlarım ve arkadaşlarım var. Resmi unvanlarımız ve işlerimiz dışında hepimiz hayat içerisinde rolleri olan insanlarız. Sizden beklentim bu duruşmalarda hiç kimsenin mağdur edilmemesi yönündedir.
Bir yılı aşkın süredir tutukluyum sayın başkan. Yukarıda da bahsettiğim gibi operasyonlar başladığında basına sızdırılan iddiaların asılsızlığından yola çıkarak sıranın bana gelebileceğinin ve gözaltına alınacağımın zaten bilincindeydim. Yani sürecin bu aşamaya geleceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordum.
Mesai arkadaşlarımın durumunu ve soruşturmayı bu şekilde yakından takip ederken tam da o günlerde kızımın eğitimi için iki üç günlüğüne yurt dışına çıktım. Sıranın bana geleceğini ve hakkımda bir gözaltı kararı verileceğini kesin olarak bilmemekle beraber öngörüyordum. Buna rağmen yurt dışı seyahatimi tamamlar tamamlamaz derhal ülkeme döndüm. Kaçma niyetinde olan bir insanın asla sergileyemeyeceği bu duruş, kaçma şüphemin bulunmadığının da en açık ve en somut kanıtıdır sayın başkan. Polis gözaltı için evime geldiğinde evimdeydim.
Sayın başkan, ben geçmişinde yine ağır cezada yargılanmış ve kesin hükümle de beraat etmiş birisiyim. O yargılamada da bütün duruşmalara eksiksiz katıldım. Dolayısıyla kaçma şüphemden söz edilemez.
Yaşamım ve hakkımdaki suçlamalarda herhangi bir delilin varlığına işaret edilemediği gibi bu da göz önüne alınarak delil karartma ihtimali de yoktur. Tutukluluk gerekçesi örgüt üyeliğidir. Üst sınırdan yargılanmama gerekçe olabilecek bir iddia da söz konusu değil. Kamu yaşamını milletin hayrına çalışarak geçiren bir bürokratım ve 1 yılı aşkın süredir tutukluyum Sayın Başkan. Sayın Başkanım, ben "İyilik iyidir" diyen bir anne tarafından büyütüldüm. "Allah karşınıza güzel ve iyi insanlar çıkarsın" derler ya, öyle bir dua vardır benim için.
Bu duaya istinaden cezaevinde yaşadığım böyle kötü şeyleri anlatmak istemem. O yüzden yaşadığım güzel bir şeyi anlatmak isterim; bu aklınızda, bu güzel anı kalsın isterim. Yoksa anlatacağım, benim de hem sağlık sorunları hem hijyen sorunları yaşadığım bir cezaevinin ne kadar kötü olduğundan bahsetmek istemiyorum. Devletimiz bizi misafir etmiştir, öyle bakıyorum ama bunu anlatmak isterim.
Ben tutuklandığımın 3. ayında "Avukat görüşü var" dediler. Ben de avukat görüşüne çıktım, elimde kâğıtlarımla beraber kabine girdim. İçeride tanımadığım bir avukat vardı. O sıralarda da tabii böyle işte "etkin pişmanlık" hani, bu ve benzeri konularda şeyler ortalıkta dolaşıyor. Avukatı tanımadım. "Yavuz Saltık siz misiniz?" dedi, "Benim" dedim. "Siz kimsiniz?" dedim, ismini söyledi. Benim hafızam iyidir Başkanım, yani ayıptır söylemesi üzerime 27 yıl önce su sıçratan arabanın plakasını aklımda tutarım; o yüzden ama ismini hatırlayamadım avukatın, adını tanımadım yani. "Yavuz Bey" dedi, "beni Ağrı Doğubayazıt'tan şu isimli bir vatandaş gönderdi." Onu da hatırlayamadım. "Hoş geldiniz" dedim, "buyurun" dedim, "nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Yavuz Bey" dedi, "siz bundan 1-2 yıl önce..." Sayın Başkanım, konuşmamın başında dedim ya, hem özel sektörde çalıştığım yıllarda hem kamuda çalıştığım yıllarda çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri için hem Türkiye'nin yoksul bölgelerinde hem Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımızın olduğu bölgelerde böyle sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeyken de bu projelere hiç ara vermedim. Herkes bilir; herkes tatilde, bayramlarda annesinin, babasının yanına gider, ailesiyle geçirir.
Ben o anlamda eşim ve çocuklarıma karşı da mahcubum; ben bütün tatil zamanlarımı Doğu, Güneydoğu'da, İç Anadolu'da ve Balkan coğrafyasında geçirdim. "Siz" dedi, "Doğubayazıt'a gitmişsiniz bundan birkaç sene önce bir kış ayında." "Onu hatırladım" dedim, "evet hatırladım ben o konuyu." Ondan sonra orada, dedi, 2500 tane çocuğa ilçe milli eğitim, kaymakamlığın da desteğiyle, ilçe milli eğitimin de rehberliğinde biz bot ve mont getirdik 2500 çocuğa, yoksul çocuğa. "Onları da almışsınız" dedi, "evet" dedim. "O siz çalışmayı bitirdiğiniz akşam..." Doğubayazıt'ı bilenler vardır, trafiğe kapalı bir caddesi vardı, İsmail Beşikçi Caddesi. "Orada oturuyoruz" dedi, alçak tabureli evlerde çay içerken...
"Sizin yanınıza" dedi, "bir çöp toplama işçisi geldi, aracın arkasından inerek." "Çok iyi hatırladım" dedim ben. Hatta sizi takdim etmişler; "İşte İstanbul Büyükşehir'den geldi arkadaşlarımız, böyle bir çalışma yapmışlar burada" diye. Siz bir de o çöp toplayan arkadaşla tanışmıştınız. Öyle durunca benim işte İstanbul'dan bu amaçla geldiğimi görünce, üstünde tabii şey kıyafeti vardı, işçi kıyafeti. Dedi ki Kürtçe söyledi: "Heval" dedi, "biraz kirli" dedi "üstüm. Sarılmak isterim ama" dedi, "üstüm kirli, o yüzden" dedi, "eldivenleri çıkaracağım, elim temiz" dedi. "İnşallah başka bir zamanda sarılırım ama" dedi, "bir elini sıkayım senin, elini sıkayım" dedi. "İnşallah bir gün de sarılabilirim" dedi.
Orada arkadaşları çağırdılar onu ve oraya araca konuştular. Tamam, ben detayların hepsini biliyorum, hatırladım ben, evet. O çöp işçisi tutmuş avukatı. "Git" dedi, "Yavuz Bey'e selam söyle. Ona benim yerime de sarıl" dedi; çünkü bizim bot ve mont verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Ben de dedim ki —kâğıtlar vardı, elimden düştü kâğıtlar— dedim ki Elazığ'da, Palu'da bir yaşlı amcadan öğrenmiştim, çok güzel bir sözdür, aklıma nakşetmişim: "Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız." Söyle ona, onu geldi kabul ettim. Gönderdiği selamı da al.
Sayın Başkan, ben hayatımı insanların bu duygularını duymak, yaşamak, bu ülkenin kardeşlik hukukuna bir nebze de olsa kendi imkânlarım çerçevesinde katkı sunmak için yaşayan bir insanım. Bir Sosyal Hizmetler Daire Başkanı iken hepiniz hatırlayacaksınızdır mutlaka. Pandemi dönemiydi çünkü ben de göreve yeni başlamıştım. Fatih'te 4 yetişkin kardeş siyanür içerek intihar etmişti Başkanım. Şimdi ben de Sosyal Hizmetler Daire Başkanıyım. Yani bir şey becereceğim diye beni oraya atamışlar. Gitsen de bu yoksullara, ihtiyaç sahibi insanlara yardım edin.
Şimdi böyle bir şey oldu ki belediyeye 1 kilometre yakınlıkta bir hanede yetişkin 4 insan intihar ediyor. Ben hemen olay yerine intikal ettim. Durum gerçekten çok acı bir durum. Yetişkin 4 kardeş yoksulluktan ve açlıktan intihar etti Sayın Başkanım. Hani o sen komşusu tokken aç yatan bizden değildir şeyi var ya hadis-i şerif. E biz şimdi ne yapacağız? Bundan da sorumlu kişi benim.
Ben mahallenin muhtarına gittim o zaman. Bir de mahallenin bakkalına gittim. Dedim ya "Yakışıyor mu?" dedim ya "Burada 4 yetişkin insan intihar ediyor ve duymuyor musunuz Sayın Muhtar?" Bakkalla daha da sert konuştum. Bakkal bana inanılmaz bir tonda "Yavuz Bey" dedi "öyle bilip bilmeden konuşmayın. Bu aile" dedi "öyle gururlu bir aileydi ki biz veresiye defterine istediklerini gelip yazdırabilecekken utancından evden dahi çıkmadılar. Biz de" dedi "birkaç esnaf arkadaş poşetlerle şey topladık" dedi "yardım, şeylerini topladı.
Zili çaldık açmadılar. Biz kapının önüne bıraktık" dedi "şeyleri poşetleri, yardım poşetlerini. 15 gün orada kaldılar almadılar" dedi gururlarından. Son 1 ay sadece yumurta yemişler o aile. Ben şimdi mahcubiyetle Ekrem Başkanımızı aradım, ben şimdi ve bu arada ailesinden 1 tane tanıdığı, akrabayı, taallukatından hiçbir kimse çıkmamış. Hiç kimse. Ben sordum "Biz de göreve yeni başlamışım, belediyede prosedür nedir?" bilmiyorum.
Dediler ki "Bunlar kimsesizler mezarlığına defnediliyor böyle olunca, kimsesi yok. Aileden bir efradından kimse yok." Ben de Başkanımı aradım, dedim "Başkanım, bizim bir arkadaş grubumuz var bu Doğu Güneydoğu'ya, Balkanlar'a yardıma gittiğimiz arkadaş grubu. Onlarla biz konuştuk, bizim gönlümüz bu arkadaşların, bu 4 kişiyi, 4 kardeşin kimsesizler mezarlığına defnedilmesine razı değil bizim gönlümüz." Ben cümlemi tamamlamadım, belki Başkan hatırlayacaktır, tamamlatmadı bana. "Biz sahip çıkıp gömmek istiyoruz." diyecektim. Dedi ki "Biz kimin için varız?" dedi "Yavuz. Sen şimdi hemen olay yerine gidiyorsun, cenazeleri teslim alıyorsun ve sahibi İBB'dir. Biz o insanlar için varız." dedi.
Sayın Başkan, bizim bütün hayatımız boyunca ailemizden aldığımız terbiye ve yetiştiriliş biçimimiz olarak herhangi bir hukuki bir konunun bir parçası dahi olmuş bir yaşantımız yoktur bizim. Ama 13 aya, 1 yıl doldu, 10 günü geçiyor, bir koğuşta kalıyorum. Kaldığımız koğuştaki uyuşturucu suçluları tabii kaldığınız koğuştaki insanlar. Bir yaşantıları var. Alışmak zor oluyor onlara. Ben daire başkanıyken, Muhtarlıklar Daire Başkanıyken İlber Ortaylı Hoca, mekanı cennet olsun yeni vefat etti, biz kendisini tanışırdık, çok da severdim.
İlber Hoca'nın doçentlik tezi muhtarlıklaraymış Sayın Başkan. Duymuş ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı kurulmuş. Bir dost, ortak dostumuz üzerinden bana haber gönderdi tanışmak için. Vallahi koşa koşa, yayın evinde randevu verdi, koşa koşa İlber Hoca'nın yanına gittim. Ben dünyanın kalbi güzel, böyle iyi insanların yüzü suyu hürmetine döndüğüne inanıyorum. Hoca'nın dizinin dibine oturdum ve 2 saat onu Tuna boylarından Kazak stepine kadar Hoca'nın bir Asya manzumesi dinledim İlber Hoca'dan. Tutuklandım, cezaevindeyim, 1 yıl oldu. İlber Hoca'nın dizinin dibinde onun rahle-i tedrisatından geçmek varken son çeyrek asrın en büyük mütefekkiri Müge Anlı'ya maruz kalıyorum Sayın Başkan. Benim açımdan tahammül edilemezi budur.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; adaletimi size ve heyetinize, kalbimi sevgili eşime ve kızlarıma, inancımı somut felsefesine inanan tüm vicdanlı insanlara, kendimi de uğruna çalıştığım bu mahzun ülkenin tüm yoksullarına ve ötekilerine emanet ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.
(YS/EMK)