Uluslararası Af Örgütü'nün 5 Mayıs'ta yayımladığı "Hiç bu kadar çok cesedi bir arada görmedim" başlıklı son rapor, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda halka yönelik saldırıları yeniden dünya gündemine getirdi.
Raporun merkezinde, IŞİD bağlantılı Müttefik Silahlı Güçler (ADF) adlı silahlı grubun Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde yıllardır sürdürdüğü saldırılar, kaçırmalar, zorla çalıştırma, çocukların silahlı çatışmalara sürülmesi, kadın ve kız çocuklarının zorla evlendirilmesi, cinsel kölelik ve zorla hamile bırakılma gibi ağır ihlaller yer alıyor.
Af Örgütü, bu eylemlerin pek çok uluslararası insancıl hukuk ihlali oluşturduğunu; bunların bir bölümünün savaş suçu, yaygın ve sistematik saldırı niteliği taşıdıkları ölçüde de insanlığa karşı suç kapsamına girdiğini belirtiyor.
Uluslararası Af Örgütü Raporu
Rapor, ekim 2025 ile şubat 2026 arasında Uluslararası Af Örgütü'nün toplam 71 kişiyle yaptığı görüşmelere dayanıyor. Bunlar arasında görgü tanıkları, hayatta kalan mağdurlar, sivil toplum temsilcileri, asker ve polis yetkililer ve BM dahil insani yardım kuruluşları var.
Örgüt, raporda özellikle 2025’te yoğunlaşan sekiz ADF saldırısını belgeledi. Rapora göre, ADF, son yıllarda güvenlik güçlerini de hedef almakla birlikte, saldırılarının asıl hedefi sivillerdi.
Raporun başlığına adını veren sözler, eylül 2025’te Kuzey Kivu’daki Ntoyo köyünde düzenlenen katliamdan sağ kurtulan bir kadının tanıklığından: “Hayatımda hiç bu kadar çok cesedi bir arada görmemiştim.” Bu cümle, yalnızca bir saldırının uyandırdığı dehşetin de ötesinde Kongo’da sivillerin korunmasız maruz kaldığı daha yaygın bir şiddet düzenini de özetliyor. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, ADF savaşçılarının sivilleri “öldürme, kaçırma ve işkenceyle” hedef alan insanlık dışı bir istismar kampanyası yürüttüğünü söyledi; raporda ayrıca ADF’nin köylere ve tarlalara baskınlar düzenlediği, sağlık tesislerine saldırdığı, evleri yağmalayıp yaktığı ve temel hizmetleri felce uğrattığı vurgulandı.
Ntoyo’da cenaze töreni katliamı
Raporun en çarpıcı bölümlerinden birinde, 8 Eylül 2025 gecesi Ntoyo köyünde bir cenaze/taziye törenine düzenlenen saldırı yer alıyor. Rapora göre ADF savaşçıları önce sivil kıyafetlerle törene katılanların arasına karıştı. Ardından kamuflaj üniformalı savaşçıların da katılmasıyla saldırı başladı. Raporda, saldırganların çekiç, balta, pala ve ateşli silahlar kullandığını; güvenlik güçlerinin yokluğunda saatlerce süren saldırıda 60’ı aşkın insanın öldürüldüğü bildirildi.
Dehşete tanık oldular
Bir görgü tanığı iki çocuğuyla kaçıp saklandığını, saklandığı yerden kız kardeşinin baltayla öldürülmesini izlediğini anlattı. Bir başka tanık, savaşçıların evine girerek dört kızını kaçırdığını söyledi. Üçüncü bir tanık da silah sesleriyle uyandıklarını, ailesiyle birlikte çalılıklara kaçtıklarını; sabah döndüğünde babasının vurularak, annesinin ise taziyede çekiç darbesiyle öldürüldüğünü gördüğünü aktardı. Raporun başlığına yansıyan sözler bu tanıklığa dayanıyor.
Saldırı, eylülde uluslararası ajanslarca haberleştirilmişti. AP ve Reuters yerel yöneticilerin tanıklığına dayanarak, insanların palalarla doğrandığını, saldırıyı ADF'nin üstlendiğini ve Kongo ordusunun birçok cephede çatışmak zorunda kalmasının köylerde güvenlik boşluğu yarattığını aktarmış, ölenlerin sayısını 60-61 olarak vermişlerdi. SITE Intelligence Group’a göre örgütün kendisi de, saldırıda “yaklaşık 100 Hristiyanı öldürdüğünü” iddia etmişti.
Uluslararası Af Örgütü raporunun önemi, saldırının kendisini haber vermesinden çok, örgütün bu saldırıyı tanıklıklar ve uluslararası hukuk mütalaalarıyla birlikte kapsamlı bir savaş suçu dosyası oluşturmasında.
ADF hakkında
ADF’nin kökeni 1990’larda Uganda’daki hükümet karşıtı hareketlerin birleşimine dayanıyor. Grup daha sonra Zaire’ye, bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne sığındı ve yıllar içinde Kuzey Kivu ile Ituri’de kök saldı. Uluslararası Af Örgütü, 2019’da IŞİD’in ADF’nin bağlılık beyanını resmen tanıdığını ve grubun giderek IŞİD’in Orta Afrika Vilayeti / ISCAP çerçevesinde anılmaya başladığını belirtiyor.
Ancak Doğu Kongo’daki tablo yalnızca “cihatçı örgüt saldırıları”nın kapsayamayacağı kadar karmaşık. Kuzey Kivu ve Ituri, uzun süredir devlet otoritesinin acz gösterdiği, çok sayıda silahlı grubun kol gezdiği, yerel toplulukların toprak, güvenlik, maden ve geçim kaynaklarının kıyısında şiddetle iç içe yaşadığı bölgeler.
Aynı dönemde Ruanda'nın desteklediğine ilişkin söylentilerin yaygın olduğu M23 hareketinin ilerleyişi de Kongo devletinin ve uluslararası güçlerin dikkatini büyük ölçüde bu cepheye çekti. Af Örgütü'ne göre, 2025 başlarından itibaren ulusal ve uluslararası dikkatin M23’e odaklanması da ADF’nin bu askerî ve siyasi dikkat dağınıklığından yararlanmasına imkân verdi.
Bu arka plan, sivil halk için ölümcül bir güvenlik boşluğu yaratıyor. Kongo ordusu FARDC yıllardır ADF’ye karşı savaşıyor; 2021’den bu yana Uganda ordusuyla ortak operasyonlar da yürütülüyor. Buna rağmen ADF, köyleri, tarım alanlarını, sağlık merkezlerini ve yollar üzerindeki sivilleri hedef almayı sürdürüyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de eylüldeki saldırılar sonrasında ADF’nin bu “güvenlik boşluğundan” yararlanmasına dikkat çekmişti.
Uluslararası Af Örgütü'nün raporu, yalnızca faillerin teşhiriyle kalmıyor, sivillerin korunmasına dönük devlet sorumlulukların da altını çiziyor. Örgüt, Kongo makamlarının BM ve yerel topluluklarla birlikte erken uyarı mekanizmalarını geliştirmesi, saldırılara hızlı yanıt verecek kapasite oluşturması, mağdurlar için uzun vadeli destek sağlaması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması gerektiğini belirtiyor. Callamard’ın ifadesiyle, hayatta kalanlar için barış ve güvenlik yeniden kurulmadan hayatları onarmak mümkün değil.
(AEK)

