RSF: Ulusal güvenlik gazeteciliğe karşı silaha dönüştü
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), “Gazeteciliğe Karşı Bir Silah Olarak Ulusal Güvenlik” başlıklı yeni raporunda, ulusal güvenlik kavramının dünya genelinde basın özgürlüğünü sınırlamak için nasıl kullanıldığını inceledi.
Rapora göre, gazeteciler ulusal güvenlik gerekçesiyle yargılanıyor, hapsediliyor, gözetim altında tutuluyor, sürgüne zorlanıyor ve hatta öldürülüyor.
RSF, “ulusal güvenlik” kavramın asıl amacı olan devletin varlığını, toprak bütünlüğünü ve toplumun güvenliğini koruma işlevinden uzaklaştırılarak gazeteciliği kriminalize eden bir araca dönüştürüldüğünü belirtti.
RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé, raporun önsözünde “Gazetecilik devlete karşı işlenmiş bir suç değildir, keyfiliğe ve iktidar suistimaline karşı son güvencelerden biridir” dedi. Bocandé’ye göre, gazetecilere yönelik her haksız kovuşturma ve her keyfi gözaltı yalnızca basın özgürlüğünü değil, yurttaşların bilgi alma hakkını da zedeliyor.
“Otoriter ve demokratik hükümetler birbirinden öğreniyor”
RSF’nin aktardığına göre, ulusal güvenlik yasalarının gazetecilere karşı kullanılması yalnızca otoriter rejimlerle sınırlı değil. Rapor, demokratik ülkelerde de casusluk, devlet sırrı, terörle mücadele ve siber güvenlik yasalarının gazeteciliği baskı altına almak için kullanılabildiğini ortaya koyuyor.
Bocandé, bu eğilimi şöyle değerlendirdi:
“Otoriter ve demokratik hükümetler, gazetecilerin kamu yararına olan konuları araştırmasını engellemek için ulusal güvenlik devletinin mekanizmalarını nasıl araçsallaştıracaklarını artık birbirlerinden öğreniyorlar.”
Raporda, Suudi gazeteci Turki al-Jasser, Filipinli gazeteci Frenchie Mae Cumpio ve Çinli gazeteci Zhang Zhan’ın “ulusal güvenlik” gerekçesiyle hedef alınan gazeteciler arasında olduğu belirtildi. al-Jasser idam edildi; Cumpio ve Zhang ise gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapse atıldı.
Türkiye’den Can Dündar ve Müyesser Yıldız örnekleri
Raporda Türkiye, “savaş halinde olmasa da jeopolitik riskler, bölgesel krizler ve dış politika tabularının basın özgürlüğünü tehdit ettiği” ülkelerden biri olarak ele alındı.
RSF, Türkiye bölümünde özellikle gazeteciler Can Dündar ve Müyesser Yıldız dosyalarına yer verdi.
Cumhuriyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar, gazetenin 2015’te yayımladığı MİT TIR’ları haberleri nedeniyle hedef alınmıştı. Raporda, Dündar’ın 23 Aralık 2020’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “siyasal veya askeri casusluk amacıyla devletin gizli kalması gereken bilgilerini temin etmek” suçlamasıyla 27 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildiği hatırlatıldı.
Can Dündar'a 27 yıl 6 ay hapis cezası
RSF, Dündar’a yönelik yargı sürecinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları, Interpol kırmızı bülten talebi ve gazetecinin “aranan teröristler” listesine alınmasıyla sürdüğünü kaydetti.
Raporda, OdaTV Haber Müdürü Müyesser Yıldız ile Tele1 Ankara Temsilcisi İsmail Dükel’in de Türkiye’nin Libya ve Suriye’deki askeri faaliyetlerine ilişkin haber ve görüşmeleri nedeniyle yargılandığı belirtildi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 3 Kasım 2022’de Yıldız’a verilen 3 yıl 7 ay hapis cezasına, Dükel’e verilen 1 yıl 15 gün hapis cezasına yönelik itirazları reddettiği aktarıldı.
Gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel'e hapis cezası
“Hukuki gösterge 180 ülkenin 110’unda kötüleşti”
RSF’nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne de atıf yapan raporda, basının içinde faaliyet gösterdiği hukuki ortamı ölçen göstergenin 2025-2026 arasında 180 ülke ve bölgenin 110’unda kötüleştiği belirtildi.
Rapora göre bu gerileme, basın yasalarının devre dışı bırakılması, olağanüstü hal hükümlerinin kalıcılaşması ve olağan ceza yasalarının gazetecilere karşı kullanılmasıyla bağlantılı. RSF, “terör”, “casusluk”, “devlet çıkarlarına zarar verme”, “yalan haber”, “propaganda” ve “devlet sırrını ifşa” suçlamalarının giderek daha sık gazetecilere yöneltildiğini belirtti.
Gazze, Hong Kong, Rusya, ABD
Raporda Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinli gazetecilerin İsrail ordusu tarafından “terörle mücadele” ve “ulusal güvenlik” gerekçeleriyle gözaltına alındığı, haklarından mahrum bırakıldığı ve bazı durumlarda işkence gördüğü belirtildi.
Hong Kong’da Apple Daily’nin kurucusu Jimmy Lai’nin ulusal güvenlik suçlamalarıyla yıllardır tutuklu bulunduğu hatırlatıldı. Rusya’da ise bağımsız medya kuruluşlarına ve gazetecilere yönelik “yabancı ajan” ve “istenmeyen kuruluş” yasalarının baskı aracı haline geldiği vurgulandı.
Rapor ayrıca, ABD’de The Washington Post ve The Wall Street Journal gazetecilerinin ulusal güvenlik sızıntılarına ilişkin bir soruşturma kapsamında büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanmak istenmesini de demokratik ülkelerdeki tehlikeli örnekler arasında saydı.
RSF’den 10 tavsiye
RSF, raporda ulusal güvenlik gerekçesiyle basın özgürlüğünün sınırlandırılmasının ancak istisnai, gerekli ve orantılı durumlarda mümkün olabileceğini belirtti.
Örgütün önerileri arasında şunlar öne çıktı:
Ulusal güvenlik tehdidinin dar ve kesin biçimde tanımlanması, casusluk yasalarıyla yargılanan gazetecilere kamu yararı savunması hakkı tanınması, terörle mücadele mevzuatının gazetecilere karşı kullanılmasının engellenmesi, gazetecilere yönelik gözetim faaliyetlerinin önceden yargı iznine ve denetime bağlanması, gazetecilerin kaynak gizliliğinin korunması, askeri mahkemeler ve özel güvenlik mahkemeleri yerine olağan yargı güvencelerinin işletilmesi...
RSF ayrıca, uluslararası polis ve yargı işbirliği mekanizmalarının sürgündeki gazetecilere yönelik baskı için kullanılmasının önlenmesini ve demokratik ülkelerde gazetecilere yönelik sınır aşan baskıları izleyecek uluslararası bir uyarı mekanizması kurulmasını önerdi.
RSF’ye göre temel ilke net: “Gazetecilik devlete karşı suç değil, keyfiliğe karşı güvencedir.”
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz (İngilizce)
(HA)