Jolie ve Blanchett mülteci sözleşmesinin 75. yılında devletleri, yükümlülüklerinin gereğini yapmaya çağırdı
1951 Mülteci Sözleşmesi'nin 75. yıl dönümünde UNHCR girişimiyle Angelina Jolie, Cate Blanchett, Ben Stiller ve çok sayıda uluslararası şahsiyet, devletleri mülteci koruma yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırdı. Dünyada 41 milyonu aşkın mülteci bulunurken ve 130'dan fazla silahlı çatışma sürerken, birçok ülke iltica sistemlerini kısıtlıyor. Avrupa Birliği iltica başvurularını üçüncü ülkelerde değerlendirme modelleri üzerinde çalışırken, ABD'de Trump yönetimi mülteci kabulünü sınırlandırıyor. UNHCR da ağır mali krizle mücadele ediyor; 2025'te bütçesi yüzde 30 azaldı ve binlerce personel işten çıkarıldı. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Barham Salih, 75 yıl önce verilen sözün gelecek kuşaklar için yaşatılması gerektiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) girişimiyle yayımlanan "The Promise" (Vaat) başlıklı ortak bildiride Angelina Jolie, Cate Blanchett, Ben Stiller, Michelle Yeoh, Riz Ahmed, Nobel Barış Ödülü sahibi Ellen Johnson Sirleaf ve çok sayıda uluslararası şahsiyet, devletleri 1951 Mülteci Sözleşmesi ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmeye çağırdı.
Bildiri, sözleşmenin kabul edilişinin 75. Yıl dönümü dolayısıyla Cenevre'de düzenlenen uluslararası toplantı öncesinde, savaşlar nedeniyle yerinden edilen insanların sayısının rekor düzeylere ulaştığı, buna karşın iltica sistemlerinin giderek daha fazla kısıtlandığı ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunduğu bir dönemde yayımlandı.
Berham Salih: "75 yıl önce dünya bir söz verdi, bu sözü gelecek kuşaklar için de yaşatalım"
Reuters’in haberine göre, BM Mülteciler Yüksek Komiseri Barham Salih, verdiği demeçte, "Yetmiş beş yıl önce dünya, kaçmak zorunda kalan insanları koruyacağına dair bir söz verdi. Bugün sorumluluğumuz bu sözü gelecek kuşaklar için de yaşatmaktır" dedi.
Çağrının yalnızca geçmişe dönük sembolik bir anma olmakla kalmadığını, günümüzün siyasal tercihlerini ilgilendiren hukuki bir yükümlülük olduğunu vurguladı.
Sözleşme, mülteci hukukunun temel taşı
1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, İkinci Dünya Savaşı'nın yerinden ettiği milyonlarca insanın mağduru olduğu büyük insani kriz döneminde hazırlandı. 1967 Protokolü ile coğrafi ve zamansal sınırlamaları kaldırılan sözleşme bugün uluslararası mülteci hukukunun temel belgesi kabul ediliyor. Yaklaşık 150 devlet sözleşme veya protokole taraf olduklarını imza altına aldı.
Sözleşmenin başlıca eksenleri
Sözleşme, kimin "mülteci" sayılacağını tanımlamanın yanı sıra, devletlerin bu kişilere yönelik temel yükümlülüklerini de belirliyor. Bunların başında ise geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi geliyor. Bu ilke, işkence, zulüm veya ciddi insan hakları ihlali riski bulunan bir ülkeye hiç kimsenin zorla geri gönderilemeyeceğini öngörüyor. İnsan hakları hukukunda bugün neredeyse emredici norm niteliği taşıyan bu ilke, uluslararası iltica sisteminin temel dayanağı olarak kabul ediliyor.
Rekor düzeyde yerinden edilme
Çağrı, dünya genelinde zorla yerinden edilen insanların sayısının tarihin en yüksek düzeylerinden birine ulaştığı bir dönemde yapıldı.
BM verilerine göre günümüzde dünyada 41 milyonu aşkın insan mülteci statüsünde. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de dünya genelinde 130'u aşkın silahlı çatışmanın sürdüğünü belirtiyor. Bu sayılar, önümüzdeki yıllarda uluslararası koruma talebinin daha da artabileceğine işaret ediyor. Mültecilerin yaklaşık yüzde 70'i yüksek gelirli ülkelerde değil, düşük ve orta gelirli ülkelerde barındırılıyor.
Reuters'ın uluslararası kurumların verilerine dayanarak yaptığı belirlemelere göre, son yıllarda savaşlar yayılırken birçok hükümet bunun getirdiği gerekliliklerin tersine, sınır kontrollerini sıkılaştırıyor, iltica prosedürlerini daraltıyor ve mülteci kabulünü sınırlandırıyor.
Avrupa ve ABD'de iltica politikaları sertleşiyor
UNHCR'nin çağrısının arka planında yalnızca artan göç hareketleri değil, uluslararası koruma rejiminin siyasal olarak giderek daha fazla sorgulanır hale gelmiş olması da yer alıyor.
Avrupa Birliği, son dönemde Birlik ülkelerine iltica başvurularının üçüncü ülkelerde değerlendirilmesine ve iltica taleplerini AB dışındaki merkezlerde değerlendirenlerin AB dışındaki merkezlerde tutulmasına yönelik yeni modeller üzerinde çalışıyor. İnsan hakları örgütleri bu girişimlerin fiilen devletlerin sözleşmeden doğan sorumluluklarını dışsallaştırma riski taşıdığı uyarısında bulunuyor.
ABD'de Donald Trump yönetiminin mülteci kabulünü daha da sınırlandıran politikaları ve UNHCR ile ilişkileri azaltmaya yönelik girişimleri, uluslararası koruma sistemini doğrudan ve olumsuz etkiliyor.
Human Rights Watch (HRW) kıdemli hukuk danışmanı Michael Bochenek'e göre birçok hükümet artık sözleşmeyi uygulamanın yollarını değil, yükümlülüklerinden nasıl kaçınabilmenin imkânlarını araştırıyor. Reuters'a konuşan Bochenek, "Hükümetlerin sözleşmeden doğan yükümlülüklerden kurtulabileceklerini düşündükleri yöntemlere giderek daha sık başvurduklarını görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
UNHCR de ağır mali krizde
Koruma sistemini zorlayan tek unsur siyasal baskılar değil. UNHCR son iki yıldır tarihindeki en ağır finansman krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunuyor.
Ajansın kullanılabilir bütçesi 2025’te yaklaşık yüzde 30 oranında azaldı. Sonuçta binlerce personel işten çıkarıldı, çok sayıda saha programı küçültüldü ve yeni kesintiler gündeme geldi. ABD'nin geleneksel mali desteğinin azalması bu krizin en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.
Bu nedenle 75. Yıl çağrısı yalnızca hukuki ilkelere bağlılık talebi değil, aynı zamanda uluslararası koruma sisteminin kurumsal olarak ayakta tutulmasına yönelik bir siyasi uyarı niteliği de taşıyor.
Sembolik bir anmadan öte
Çağrıda adları öne çıkanlardan Angelina Jolie, 20 yılı aşkın süre UNHCR adına dünyanın birçok kriz bölgesinde çalıştı; Cate Blanchett de 2016'dan bu yana UNHCR İyi Niyet Elçisi olarak özellikle Suriyeli ve Rohingyalı mültecilerle ilgili çalışmalar yürütüyor. Her iki şahsiyetin çağrının ön saflarında yer alması, kampanyanın ünlü isimlerin desteğine dayanan bir halkla ilişkiler faaliyetinin ötesinde uzun yıllardır verilen emeklerin ve insani çalışmaların da vurgulanması anlamına geliyor.
(AEK)