İran’a yönelik savaşta, bir ay geride kaldı. Savaşa dair yayımlanan haberlerin büyük bir bölümü, bombalanan kentleri, askeri kayıpları ve enerji piyasasındaki dalgalanmaları konu alıyor. Belki de bu durum, objektifler makro plana alınıp büyük resim en iyi formda çizilmeye çalışılırken, büyük resmi oluşturan ayrıntıların arada kaybolmasından kaynaklanıyor.
Bu değişimi ve savaşın etkilerini yakından görmek için objektifi biraz daha yakına, savaşın uzağında olan ama etkisini yoğun hisseden bir yere çeviriyorum: İstanbul’un Aksaray semti.
Aksaray ve Aksaray'daki İranlılar...
Aksaray yalnızca İranlılar için değil, İstanbul'a gelen "ötekiler" için de önemli bir merkez. Sahra altı Afrika'dan Asya'ya, Ortadoğu'dan Kafkasya'ya ve Kuzey Afrika'ya dek uzanan etnik ve kültürel çeşitliliğin buluştuğu bir yer, burası. Gelenlerin tek ortak noktası ise İstanbul'a sonradan ve "bir umutla" gelmiş olmaları. Bir ayı geride bırakan savaş sonrası İranlılar ne hissediyor, bölgedeki esnaf ne düşünüyor, bunu onların gözünden görmek, sesinden dinlemek istiyorum.
Ziyaretim, 2026 kışına hâkim olan soğuk ve yağışlı havanın aksine, güneşin Atatürk Bulvarı boyunca uzanan işyerlerinin camlarında patladığı bir günün öğleden sonrasına denk geliyor. Yarım kalan görüşme ve gözlemleri sürdürmek için sonrasında gittiğimdeyse, hava bir günlüğüne müsaade etmiş de süresi dolmuşçasına beni yağmurla karşılıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) Aksaray Meydanı'na doğru uzanan bulvarın Aksaray'a inen yönünde İstanbul'un tarihi simgelerinden olan Pertevniyal Lisesi ve Valide Sultan Camii yer alırken, İBB'ye giden yönü çoğunlukla İranlı esnaflarca mesken tutulmuş durumda. Bulvar, turizm firmalarından ticaret ve kargo firmalarına, irili ufaklı dükkanlardan restoranlara dek uzanan renkli bir ticari profile sahip.
İranlılar için basına konuşmak hâlâ iki kere düşünmeyi gerektiriyor
Kendimi tanıtıp görüşmek istediğimde ilk dikkatimi çeken, esnafın kaygılı yaklaşımı oluyor. Hemen birçoğu özellikle görüntü ya da ses kaydı almamı istemiyor. Konuşmaktan çekinenler de olmakla beraber asıl kaygı daha çok herhangi bir kayıt alınması yönünde. Daha önce de benzer durumlarla karşılaştım. İran vatandaşları, hele ki çeşitli konularda mevcut yönetimle farklı fikirlerdelerse, fikirlerinin kamusal alana yansımasından kaygı duyuyor. Üstelik bu durum, uzun yıllardır ülke dışında olanlar için de geçerli. Fakat tüm bunlara karşın, görüntü almayacağımı temin etmem sonrası görüşenler de oluyor.

‘Çoğu İranlı işyerlerini kapatıp ülkelerine dönüyor’
İranlı olduğunu tabelasından anladığım bir turizm firmasına uğramak istediğimde, kapalı olduğunu fark ediyorum. Çevredeki esnafa, işyeri sahibinin nerede olduğunu soruyorum. Adının Cafer olduğunu belirten 30'lu yaşlarda bir Türkiye vatandaşı, "gittiler" diyor. Nereye, dememe kalmadan, "Savaş başladıktan sonra İran'a gittiler. Sadece o da değil, çevredeki birçok esnaf gitti." diye devam ediyor. Daha sonra karşılaştığım başka bir İranlı esnaf bunu teyit edercesine, savaşın kendilerini nasıl etkilediğini görüşmek istediğimi belirtince "Biz gidiyoruz. Bak, dükkânın üstüne kiralık tabelası astım, burası bitti, vatanıma dönüyorum" diyerek cama yapıştırdığı "Kiralık" yazısını gösteriyor. Ardından kazanacaklarını belirtince, telaşlı bir coşku beliriyor yüzünde. İran’a gidişlerin arttığı bilgisi daha sonra görüştüğüm turizm firmaları ve influencer olarak firmalarla beraber çalışan İranlı genç bir kadın olan Şadiya tarafından da paylaşılıyor. Üstelik Şadiya, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok bölgeden, farklı mesleki, ekonomik ve sınıfsal profillere sahip İranlı’nın hayatlarını bırakıp İran’a dönmek için kendisiyle irtibat kurduğunu söylüyor. Günde ortalama 8 otobüsün İran’a yolcu seferi yaptığı belirtiliyor.
İnternet kesintisi hem para akışını hem de ticareti olumsuz etkiliyor
Olabildiğince fazla esnafa, İranlıya ulaşmaya, anlamaya çalışıyorum. Girdiğim bir diğer esnaf görüşmeyi kabul ediyor ve sohbete başlıyoruz. İsminin Muhammed olduğunu belirten (60) görüşmeci İsfahanlı, Fars kökenli bir İranlı. 25 yıldır Türkiye'de olduklarını, uçak bileti satışı, turizm ile kargoculuk alanlarında hizmet sunduklarını belirtiyor. Oğluyla beraber sorularıma cevap veriyor. Konuşmanın başında masasında olduğunu gördüğüm ilaçların konuşmanın sonlarına doğru azaldığını fark ediyorum. Çalan telefon sesleri zaman zaman bizi bölse de konuşmayı sürdürüyoruz.
Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin işlerini kötü etkilediğini, maliyetlerin arttığını belirterek başlıyor. "Ama bizim asıl kârımız İran'dandı" diye devam ediyor. Peki savaş, savaş sizi nasıl etkiledi? diyorum. Savaş başladıktan sonra İran'la kargo iletişiminin tatil edildiğini söylüyor. Yalnızca yolcu trafiğinin devam ettiğini ve çoğunlukla geri dönüşlerin olduğunu ekliyor sözlerine. Ardından değindiği internet problemi ise görüştüğüm herkesin ortak odak noktalarından. İran sınırını geçtikten sonra kimseyle irtibat kuramıyoruz diyor. Görüşme esnasında birkaç kez çalan telefona işaret ederek, normalde günde yüz sefer arama aldığını belirttikten sonra "Şu an çok berbat!" diyor. "Savaş olmasa şu an telefon susmazdı, seninle görüşme imkânı da olmazdı" diye ekliyor. Daha sonra görüştüğüm Türkiye vatandaşı İbrahim (58) adlı esnaf dahil, çoğu görüşmeci internet kesintisi dolayısıyla İran'la iletişim kuramadıklarından yakınarak, bu yüzden sipariş alamadıklarını belirtiyor. Sipariş olmayınca, ticaret de dönmüyor. İran'da banka sisteminin olmadığını belirten İbrahim de benzer sorundan yakınırken, para akışının döviz büroları üzerinden sağlandığını, internet kesintisinin döviz akışını da sekteye uğrattığını belirtiyor. "İran'dan para gelmeyince buradaki ödemeleri de yapamıyor, bundan kaynaklı yeni mal da gönderemiyoruz" diyor.

Ailelerinin yanında olma İran’a dönüşün ana sebeplerinden
Görüştüğüm hemen herkes geri dönüşlere vurgu yapınca, İranlıların ülkelerine gidiş motivasyonunun ne olduğunu sorma ihtiyacı duyuyorum. Zira 2011 yılında başlayan ve Suriye sathında büyük kırılmalar yaratan "Arap Baharı" süreci, özellikle Suriye'den Türkiye'ye yoğun bir göçün yaşanmasını beraberinde getirmiş, bu durum Türkiye'de birçok yeni tartışmayı da doğurmuştu. Ayrıca, İran'la yakın bağları olan bir ilişkimin, BM'nin savaş başlamadan önce İran'dan Türkiye'ye yoğun bir göç beklediğini ve bu çerçevede hazırlıklar yaptığını belirten sözlerini de anımsıyorum. Alışıldık olmayan bu tutumun arkasındaki motivasyona dair bir merak bu.
Muhammed, Irak'la 8 yıl süren savaşa değinerek başladığı sözlerine "İranlılar korkmuyor. İran'da bu kadar zelalet (aşağılanma, hor görülme) var, diyorlar 'ben bu kadar kötü hayat yaşıyorum, bir bomba gelmiş, ölmüşüm, ne olacak' diye düşünüyorlar." diyerek devam ediyor. Ailelerinin yanında olma arzusunun gidişlerin temel motivasyonu olduğunu ekliyor sözlerine. Türkiye'deki bir vakıf üniversitesinde yüksek lisans öğrencisi ve aynı zamanda influncer olduğunu belirten Şadi-ya (30) da bu iddiayı destekliyor. Şu an İran'dan gelenlerin az olduğunu ama geri dönüşlerin arttığını " İnanılmaz düzeyde arttı." sözleriyle aktarıyor. Şadiya, Avrupa ya da Amerika'dan gelerek İran’a gitmek isteyenlerin oldukça güzel hayatları olduğunu, avukat, doktor vb. profillerin olduğunu ve bu hayatları bırakıp dönmek istediklerini belirterek, gitmek isteyenlere ait olduğunu söylediği sosyal medya hesaplarını gösteriyor.
Savaş uzadıkça umut yerini umutsuzluğa bırakıyor
Görüşme yaptığımız esnafın temel sorusu, savaşın uzun sürmesi durumunda ne yapacaklarını bilmemeleri oluyor. Yıllardır kurmak için çabaladıkları hayatları bırakıp giden İranlıların gözlerinde, umutla umutsuzluk arasında yaşadıkları gelgitleri görmek çok zor değil. Savaş sürdükçe biriken sorunlar artıyor, umut, yerini umutsuzluğa bırakıyor. Herkesin ortak beklentisi ise savaşın bir an önce bitmesi. Bu ses ne kadar karşılık bulur, zaman gösterecek...
(EO/Mİ)


