Her infaz yakma, Mehmet Sait Yıldırım'ın hem özgürlüğünden hem sağlığından çalıyor
33 yıldır cezaevinde olan ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım'ın tahliyesi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından "iyi hâlli olmadığı" ve "pişmanlık göstermediği" gerekçesiyle iki kez ertelendi. 27 Şubat 2025'te başlaması gereken şartlı salıverilmesi önce 27 Aralık 2025'e, ardından 25 Ağustos 2026'ya çekildi. DEM Parti Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, Yıldırım'ın kalp, hipertansiyon, KOAH, damar sertliği ve gözünde kan pıhtısı gibi ciddi sağlık sorunları yaşadığını, düzenli tedaviye erişemediğini belirterek TBMM'ye soru önergesi sundu ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na başvurdu. İnfaz uzadıkça sağlık durumu kötüleşen Yıldırım'ın dosyası, ağır hasta mahpuslar için "iyi hâl" değerlendirmelerinin keyfi uygulanması tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. 25 Ağustos'taki karar, yaşam ve sağlık hakkı açısından kritik önem taşıyor.
25 Ağustos’a sayılı günler kala, ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım'ın ikinci kez ertelenen tahliyesi bu kez gerçekleşecek mi? 33 yıldır onu bekleyen ailesi ve yakınlarının yürekleri umut kadar kaygıyla da dolu.
Yaklaşık 1,5 yıl önce koşullu salıverilmiş olması gereken Yıldırım'ın tahliyesi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nca iki kez ertelendi. Şartlı salıverilme süresi 27 Şubat 2025'te başladığı halde, tahliyesi önce 27 Aralık 2025'e, ardından da 25 Ağustos 2026'ya çekildi. Her iki kararda da gerekçe, Kurul’un Yıldırım’ın "iyi hâlli olmadığı" ve "pişmanlık göstermediği" yönündeki değerlendirmeleriydi.
Ayşegül Doğan'ın soru önergesi ve başvurusu
Yıldırım'ın tahliye tarihi bir kez daha yaklaşırken DEM Parti Şırnak Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Adalet Bakanı'nın yanıtlamasını istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na bir yazılı soru önergesi sundu. Doğan ayrıca TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na da başvurarak Yıldırım'ın sağlık durumu ile infaz sürecinin yaşam hakkı ve sağlık hakkı bakımından incelenmesini istedi.
Tahliye tarihinin üzerinden aylar geçerken yalnızca takvim değişmemiş, Doğan’ın başvurularında yer verdiği sağlık raporlarına göre, Mehmet Sait Yıldırım'ın sağlık durumu da infaz uzatıldıkça kötüleşmişti.
Doğan, başvurularında kalp, hipertansiyon, KOAH, damar sertliği, boyun fıtığı ve akciğer rahatsızlıkları bulunan Yıldırım'ın günlük yaşamını sürdürmekte güçlük çektiğini, konuşmasının zorlaştığını ve cezaevi koşullarında düzenli tedaviye erişemediğini açıkladı.
Gözde oluşan kan pıhtısı
Dosyaya göre sağlık sorunları bununla da sınırlı değildi. Temmuz başında sağ gözünde kan pıhtısı oluşan Yıldırım'ın acilen hastaneye sevk edildiği, ancak sevk sırasında kelepçeli muayenene dayatıldığı; aradan haftalar geçmesine karşın görme sorunlarının sürdüğü ve kontrollerinin yapılmadığı ifade edildi. Vücudunda oluşan yaralara yönelik tanı ve tedavi sürecinin de geciktiği aktarıldı.
Ayşegül Doğan, TBMM'ye sunduğu soru önergesinde yalnızca Mehmet Sait Yıldırım'ın sağlık durumunu aktarmakla kalmamış, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurullarının uygulamalarını da gündeme taşımıştı. Önergesinde, tahliyenin yeniden değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, hastane sevkinde yaşandığı belirtilen uygulamalar hakkında soruşturma açılıp açılmadığı, son yıllarda "iyi hâl" gerekçesiyle tahliyeleri ertelenen mahpus sayısı ile bunlardan kaçının ağır hasta olduğu ve mevcut uygulamaların gözden geçirilip geçirilmeyeceğini de sordu.
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvuruda da Yıldırım'ın sağlık durumunun yerinde incelenmesini, cezaevinde kalmasının tıbben mümkün olup olmadığının yeniden değerlendirilmesini, tedavisindeki gecikmelerin araştırılmasını ve sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimin sağlanmasını istedi.
Bir mahpusun dosyasından daha fazlası
Mehmet Sait Yıldırım'ın dosyası, son yıllarda idare ve gözlem kurullarının gitgide daha çok tartışılan keyfi "iyi hâl" belirlemelerini yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.
İnsan hakları örgütleri ve hukukçular, özellikle ağır hasta mahpuslar bakımından "iyi hâl" değerlendirmelerinin yalnızca koşullu salıverme hakkını değil, yaşam ve sağlık hakkını da doğrudan etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Yıldırım'ın dosyasında da infazın ikinci kez uzatıldığı aylar boyunca sağlık sorunlarının derinleşmesi, bu tartışmayı somutlaştıran bir örnek oluşturuyor.
"Çıkın, açık açık 'idam ettik' deyin"
Mehmet Sait Yıldırım, tahliyesinin ilk kez ertelenmesinin ardından bianet'e verdiği söyleşide, İdare ve Gözlem Kurullarının kararlarını şu sözlerle eleştirmişti:
"Çıkın, açık açık 'idam ettik' deyin. İnsanları yıllarca cezaevinde tuttuktan sonra tahliye günü geldiğinde belirsiz gerekçelerle içeride tutmaya devam etmek, hukukun değil, keyfiliğin sonucudur."
Tahliyesi ikinci kez ertelenen Mehmet Sait Yıldırım: Çıkın açık açık "idam ettik" deyin
Aradan geçen aylar Yıldırım'ın yalnızca özgürlüğünden eksiltmekle kalmadı; tahliyesi bir kez daha ertelenirken kronik hastalıklarına yenileri eklendi. Görme kaybı riskiyle karşı karşıya kalırken, ayrıca tedaviye erişimde de yeni engellerle boğuşmak zorundaydı.
Şimdi gözler 25 Ağustos'ta. O günün kararı yalnızca Mehmet Sait Yıldırım'ın özgürlüğüyle ilgili olmayacak. Aynı zamanda, ağır hasta mahpusların yaşamı ve sağlığını dolaysızca etkileyen "iyi hâl" değerlendirmelerinin sorumluluklarının bu kararı verenlere rücu edip etmeyeceği de tartışma gündemine girecek. Mahpusların kaç gün eksik yaşayacağına karar verme hakkını kim kime verebilir? Bu soruları şimdiden gündeme almak önemli.
Devletin "pozitif yükümlülüğü" diye bir şey
Devlet, haklar rejimi ne kadar geri gitmiş olursa olsun, eldeki mevzuata göre, hâlâ mahpusun iradesini sınamakla değil, haklarını ve sağlığını güvence altına almakla yükümlü. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Yaşam Hakkı (Madde 2) ve İşkence ve Kötü Muamele Yasağı’ndan (Madde 3) hareket eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları, devletin görevinin yalnızca mahpusa kötü muamele yapmamaktan (negatif yükümlülük) ibaret olamayacağını kaydediyor.
Mahpusun sağlığını korumak, gerekli tıbbi tedaviyi zamanında ve eksiksiz sağlamak, kronik ve ağır hastalıklar karşısında infaz koşullarını esnetmek veya infazı ertelemek devletin pozitif yükümlülüğüdür.O nedenle, tedaviye erişimin engellenmesi ya da geciktirilmesi AİHM tarafından doğrudan "insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele" kapsamında değerlendirilir.
Bu ilkelerin icrasının, Türkiye'de ceza infaz kurumlarında yaşamını sürdüren bütün ağır hasta mahpuslar için hukukun ve insan haklarının en temel ölçütlerinden biri olup olmadığı Mehmet Sait Yıldırım'ın tahliyesi vesilesiyle 25 Ağustos’ta bir kez daha test edilecek.
Mehmet Sait Yıldırım kimdir?
Mehmet Sait Yıldırım, 1993'te PKK üyesi olma iddiasıyla gözaltına alındı ve 1995'te müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Yaklaşık 33 yıldır cezaevinde.
2013-2015 çözüm sürecinde, Abdullah Öcalan'ın talebi üzerine oluşturulan ve kamuoyunda "İmralı sekreteryası" olarak bilinen 5 kişilik mahpus grubunda yer aldı. Sağlık sorunları nedeniyle İmralı'da yalnızca 9 gün kaldıktan sonra başka bir cezaevine sevk edildi. Daha sonra yaşadıklarını "İmralı'da Dokuz Gün" adlı kitabında anlattı. Halen İzmir Kırıklar 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. Kalp ve damar hastalıkları, KOAH, hipertansiyon ve diğer kronik rahatsızlıkları nedeniyle ağır hasta mahpuslar arasında gösteriliyor. Koşullu salıverilmesi 2025 ve 2026 yıllarında iki kez ertelendiği için dosyası, İdare ve Gözlem Kurullarının "iyi hâl" uygulamalarına ilişkin tartışmaların simge örneklerinden biri haline geldi.
(AEK)