Greenpeace Türkiye açtığı davaları kazanıyor: Çevresel veriler ve halk sağlığı bilgileri sır değildir
- Greenpeace Türkiye'nin çevresel bilgiye erişim kapsamında yürüttüğü hukuk mücadelesi, termik santral emisyonlarından pestisit denetimlerine, sağlık verilerine kadar uzanan birçok alanda mahkeme kararıyla sonuçlandı.
- Ankara İdare Mahkemeleri, Afşin-Elbistan termik santrallerinin emisyon verilerinin, 246 bin 946 pestisit denetim sonucunun ve bölgesel sağlık istatistiklerinin paylaşılması gerektiğine hükmetti. Mahkemeler, ekonomik ve ticari gerekçelerin halk sağlığı ve çevre hakkının önüne geçemeyeceğini vurguladı.
- Greenpeace avukatı Gökhan Candoğan, kamu kurumlarının mahkeme kararlarına rağmen veri paylaşımında direniş gösterdiğini, başvuruları kurumlar arasında dolaştırdığını ve zaman kazanma taktikleri uyguladığını belirtti. Türkiye Aarhus Sözleşmesi'ne taraf olmasa da son kararlar çevresel bilgiye erişim hakkını güçlendiriyor.
Greenpeace Türkiye'nin "çevresel bilgiye erişim" kapsamında yürüttüğü hukuki mücadele sonucunda alınan bir dizi yargı kararı, kamu kurumlarının çevre ve halk sağlığına ilişkin verileri paylaşma yükümlülüğünü yeniden gündeme taşıdı. Termik santral emisyonlarından pestisit denetimlerine, bölgesel sağlık istatistiklerinden çevresel risk verilerine kadar uzanan kararlar, bilgi edinme hakkının çevre hakkı ve halk sağlığı açısından taşıdığı önemi ortaya koydu.
Afşin- Elbistan davalarıyla başlayan içtihat hattı
Greenpeace Türkiye'nin bilgi edinme alanındaki hukuk mücadelesinin merkezinde, Kahramanmaraş'taki Afşin-Elbistan havzasında faaliyet gösteren termik santraller yer aldı.
Ankara 14. İdare Mahkemesi, 30 Aralık 2022 tarihli kararında; Çelikler Afşin Elbistan ve EÜAŞ Afşin Elbistan termik santrallerine ait Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) verilerinin yurttaşlarla paylaşılması gerektiğine hükmetti. Mahkeme; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın söz konusu verileri "endüstriyel ve ticari sır" kapsamında değerlendirme yaklaşımını reddetti. Karar, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi'nin 2 Mayıs 2024 tarihli kararıyla da kesinleşti.

Böylece termik santral baca emisyon verilerinin ticari sır olarak değerlendirilemeyeceği yönündeki içtihat için adım atılmış oldu.
Bu kararın ardından Greenpeace Türkiye aynı santrale ilişkin sonraki dönem emisyon verilerini de talep etti. Ancak Bakanlık, mahkemenin benzer kararına rağmen yine verilerin paylaşılmasını reddetti.
Açılan ikinci davada Ankara 7. İdare Mahkemesi, 19 Kasım 2025 tarihinde yine Greenpeace Türkiye lehine karar verdi ve yeni dönem SEÖS verilerinin paylaşılmamasını hukuka aykırı buldu. Bakanlık tarafından istinaf incelemesine taşınan karar, kesinleşmedi.
Gıda ve halk sağlığı
Bilgi edinme davaları yalnızca enerji kaynaklı çevresel kirlilikle sınırlı kalmadı.
Greenpeace Türkiye, Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan 2022-2024 yılları arasında yapılan 246 bin 946 pestisit denetimine ilişkin ayrıntılı sonuçları ve Kalıntı Eylem Planı'nı talep etti.
Başvurunun karşılıksız bırakılması üzerine açılan davada Ankara 5. İdare Mahkemesi, idari yaptırım bilgileri hariç olmak üzere denetlenen ürün sayıları, uygunsuzluk oranları ve alınan önlemlere ilişkin verilerin paylaşılması gerektiğine karar verdi.

Kararda, ekonomik veya ticari gerekçelerin halk sağlığı ve çevre hakkının önüne geçirilemeyeceği özellikle vurgulandı. Ayrıca benzer bir karar halk sağlığı verileri konusunda da verildi.
Afşin-Elbistan bölgesindeki yurttaşlar ve sivil toplum temsilcileri tarafından yapılan başvurularda, son beş yıla ait solunum yolu hastalıkları, KOAH, kanser türleri, hastane kapasitesi ve tarama çalışmalarına ilişkin veriler talep edildi. Bu kez Sağlık Bakanlığı'nın talebi reddetmesi üzerine açılan davada Ankara 10. İdare Mahkemesi, 26 Mart 2026 tarihinde işlemin iptaline karar verdi.
Mahkeme, idarenin başvurucuları genel internet sitelerine yönlendirerek 'yayınlanmış bilgi' savunmasına dayanamayacağını belirtti. Kararda, talep edilen bilginin başvurucuya doğrudan, anlaşılır ve erişilebilir biçimde sunulmasının esas olduğu vurgulandı.
Mücadele sürüyor
Greenpeace Türkiye avukatı Gökhan Candoğan, asıl sorunun mahkeme kararlarının alınmasından sonra başladığını söyledi.

Candoğan, kamu kurumlarının kararların ardından veri paylaşım politikalarını değiştirdiğine dair somut bir gelişme görmediklerini belirterek, şeffaflık mücadesinin çoğu zaman yeni dava süreçleriyle devam ettiğini söyledi.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, ilk SEÖS davasının kesinleşmesinin ardından yaşandı. Greenpeace'in sonraki dönem emisyon verilerini talep etmesi üzerine Bakanlık, geçmişte açıklanan verilerin basında "yanlış yorumlandığı" ve kamuoyunu yanıltabileceği gerekçesiyle yeni verileri paylaşmayı reddetti. Böylece bir kez mahkeme kararıyla açılan veri seti, sonraki dönem için yeniden erişime kapatıldı.
Candoğan'a göre idarenin başvurduğu diğer yöntemler arasında kısmi veri paylaşımı, istinaf süreçleriyle zaman kazanılması, başvuruların kurumlar arasında dolaştırılması ve verilerin zaten kamuya açık olduğu iddiası yer aldı.
Nitekim SEÖS kararının uygulanması için yapılan bir CİMER başvurusunun herhangi bir veri paylaşımı yapılmadan beş farklı kuruma yönlendirildiği belirtildi. Sağlık verileri davasında da Sağlık Bakanlığı'nın sorumluluğu başka bir kuruma devretmeye çalıştığı ancak mahkemenin bu yaklaşımı kabul etmediği ifade edildi.
Çevresel bilgiye erişim
Candoğan, bu davaların yalnızca üç ayrı hukuk başarısı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Ona göre çevresel bilgi, çevre mücadelesinin temeli…
Türkiye'nin çevresel bilgiye erişimi düzenleyen uluslararası Aarhus Sözleşmesi'ne taraf olmadığını hatırlatan Candoğan, buna rağmen Çevre Kanunu'nun 30. maddesinin güçlü bir erişim hakkı tanıdığını ve son yıllardaki mahkeme kararlarının bu korumayı giderek güçlendirdiğini belirtti.
AARHUS SÖZLEŞMESİ NEDİR?
1998 tarihli Aarhus Sözleşmesi çevresel bilgiye erişim, karar alma süreçlerine katılım ve yargıya erişim haklarını düzenliyor. Türkiye sözleşmeye taraf değil. Buna rağmen Greenpeace'e göre son mahkeme kararları, çevresel bilgiye erişim konusunda benzer standartların iç hukukta oluşmasına katkı sağlıyor.
"Türkiye'de davalar hukuken kazanılsa da sorun çoğu zaman uygulamada düğümleniyor" diyen Candoğan, bu süreçlerden elde edilen veri ve içtihadın gazeteciler, akademisyenler ve yurttaşlar tarafından kullanıldığı ölçüde anlam kazanacağını vurguladı:
“Mahkeme kararıyla erişilen verinin yeniden bir dolaba kaldırılması değil, kamusal tartışmanın parçası haline gelmesi gerekiyor.”
(AK/Mİ)