"Depremden sonra hayata dönüş ile sosyal hayata dönüş süresi aynı olmadı"
Maraş merkezli 6 Şubat depremleri, barınma, güvenlik ve gıda gibi temel ihtiyaçların yanı sıra bölgenin sosyal yaşamında da derin yaralar açtı. Bu kırılmadan en çok etkilenen alanlardan biri de spor oldu.
Bölgedeki kulüpler faaliyetlerine ara vermek zorunda kalırken, yalnızca sahalardan değil, yıllar içinde kurdukları aidiyet ilişkilerinden, taraftarlarından ve altyapı düzenlerinden de uzaklaştı. Aradan geçen zamana rağmen yeniden sahaya dönen kulüpler, bugün yalnızca sportif değil, toplumsal bir toparlanma mücadelesi veriyor.
Biz de bu konu üzerine spor gazetecisi ve yorumcusu Bağış Erten’le depremin bölge futbolunda yarattığı uzun vadeli etkileri konuştuk.
Erten’e göre takımların eski güçlerine kavuşamaması, genç sporcuların gelişim süreçlerinin sekteye uğraması ve taraftarların kendi kentlerindeki spor ortamından uzak kalması, afetin uzun vadeli etkilerini gözler önüne seriyor. Kalıcı iyileşme için kısa süreli yardımlardan ziyade sporun yeniden yapılandırılmasına yönelik, sürdürülebilir dayanışma politikalarına ihtiyaç duyuluyor. Erten, bunun yanı sıra “Depremin açtığı yaraların hâlâ devam etmesi sistemsel bir sorun” diye vurguluyor.
"Sosyal hayata dönüş zaman alıyor"
Depremin, bölge takımlarına sportif ve ekonomik bağlamda nasıl bir etkisi oldu?
Deprem, Türkiye’yi etkiledi ancak bölgeyi ve bölgenin popüler kültür etkinliklerini kesinlikle daha çok etkiledi. Bölgedeki ihtiyaçlar hiyerarşisinde spor çok gerilere gitti, bu yüzden bölgedeki İskenderunspor ve Adana Demirspor hariç tüm kulüpler sportif faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı fakat durdurdukları, yalnızca sportif faaliyetler değildi. Bunun yanında sportif yaşama biçimlerini de durdurdular.
Takımlar bir yıl ara verip faaliyete tekrar döndüklerinde, döndükleri konumda olamayıp her geçen gün eksiye doğru gittiler. Dolayısıyla kulüpler ara verdikten sonra hayata olduğu yerde devam edemedi. Hatayspor bu durumun örneklerinden birisi. Bu depremden etkilenen kulüplerin yaşadıkları, 1999 depreminde Kocaelispor’un da deneyimlediği bir süreçti. Deprem’den sonra hayata dönüş süresi ile sosyal hayata dönüş süresi aynı olmuyor.
Bölgedeki takımların hayata dönebilmesi için daha çok zamana ihtiyaçları var çünkü deprem ağır ve yıkıcı etkilere sebep oldu.
"Yetenekli gençler parlayamadı"
Depremin gerçekleştiği bölgede, bir sezon sonra lige dönebilen sadece Hatayspor vardı. Maçlarını Mersin’de oynamak durumunda kaldı ve taraftarla bağında kopuş meydana geldi. Bu zorunlu göçün taraftara etkisi nelerdir?
Futbolu, bizi hayatın dertlerinden uzaklaştıran bir unsur olarak görüyoruz ve bu sporla kendimize mutluluk alanı yaratmaya çalışıyoruz. O mutluluk alanı deprem gibi ağır bir travma ile etkilendiği zaman, taraftarlarına motivasyon vermek yerine eski güzel günlerin bir hatırlatıcısı haline geliyor. Bu durumda da taraftar ister istemez depremden önceki ve sonraki ortamı karşılaştırıyor. Örneğin Hatayspor’un kendi stadında oynayamadığı her maç taraftarın gönlünde bir yara açtı. Eğer o takım ters bir motivasyon yakalayamıyorsa -ki bu da çok zordur- her maç, her oyun taraftarın gönlünde yara bırakarak devam eder.
Genç sporcuların başka şehirlere gitmesi sonucunda bölge sporunda nasıl bir değişim oldu?
Türkiye’deki hiçbir takım genç sporcularını A takımında oynatmıyor ancak altyapıda fırsat veriyor. Depremin meydana geldiği süreçte bölge takımlarının çocuklarının da imkânları kayboldu. Bu imkansızlıklardan dolayı da sayısızca genç futbolcu parlayamadı. İşte tam burada da devamlılık öne çıkıyor, yeterli devamlılığı sağlayamadığınızda da yetenekli futbolcular elinizden kaçıyor. Aslında şu an etkilerini görmediğimiz ama uzun vadede kesinlikle etkisini hissedeceğimiz bir olay bu.
“Türkiye sporda sosyal devletçi bir ülke değil!”
Bölge takımlarının hocaları ve yöneticileri, “Futbolcular bu bölgeye gelmek istemiyor!” ifadesini kullandılar. Bu olayı nasıl yorumlarsınız?
Türkiye, sporda sosyal devletçi bir ülke değil, Avrupa’da da spor kültürü olarak ortaya çıkan kavram, aslında çok büyük oranda parasallaşmış kapitalist bir spor kültürü. Türkiye’deki spor anlayışı da bu yönde ilerledi.
O bölgedeki kulüplere imkanları ise sporu yönetenlerin sağlaması gerekiyor. Öncelikle bunun bir sistem sorunu olduğunu görmemiz lazım. Eskiden iş hayatında daha az gelişmiş bölgelerde çalışabilmek için imkanlar yaratılmıştı. Sporda da bunun yapılması gerekiyor. Aksi takdirde hiçbir futbolcuyu o bölgedeki yoksulluğa karşı ikna etmeniz kolay değil. Sporcuları da fedakâr olmaya zorlayamayız.
Volkan Demirel, depremin ilk anından beri büyük fedakarlıklar yaptı ve takımı için çaba gösterdi. Volkan Demirel’in gösterdiği özveriyi, bazı yetkililer gösterseydi şu an depremden etkilenen takımlar bu durumda olur muydu?
Hiç kimsenin kahramanlık yapmaya yükümlülüğü yok. Volkan Demirel o an durumu buna uygun olduğu ve dünyaya bakışı uygun olduğu için kahramanlık yaptı. Ama kahramanlık bir yükümlülük olamaz, o yüzden bu sistemsel bir sorundur ve o sorunu çözmesi gereken Volkan Demirel’ler değildir. Bu sistemi kuranlar, parmak bastığımız noktaya özel bir bakış açısı geliştirmediği sürece bu durum devam edecek.
"Yardım değil dayanışma"
Deprem bölgesinde, sporu tekrar kalkındırmak için yapılan (70 milyon TL- Gençlik ve Spor Bakanlığı etkinlikleri) çalışmalar sizce yeterli oldu mu?
Adına yardım dediğimiz şey başlı başına bir problem yaratıyor, bunun adı yardım değil dayanışma, yapılandırma olmak zorunda.
Yapılandırma da rakamlarla ölçülecek bir şey olmamalı, kurduğunuz yapısal düzenlemelerle ilgili olmalı. 100 milyon top gönderdiğiniz zaman da bir rakam eder , forma gönderdiğiniz zaman da eder. Bunların bir anlamı vardır tabii ki anlamsız değildir ama yapısal sistemi değiştirmez.
Bu noktada doğru rakamsal tahlilleri, oradaki yoksulluğu yaşayan çocukların sporun sağaltıcı yönünü nasıl taşıdıkları, spor yaparak yaşadıkları acıyı biraz daha iyileştirip iyileştiremediklerini görmemiz gerekiyor. Deprem sonrası o bölgede faaliyetler yapıldı ama bunun sistematiğinin ne kadar iyi olduğuna dair şüphelerimiz var çünkü bölgede etkilenen takımlar her yıl küme düşüyorlar. Bunun sonucunda çoğu sorunumuzu tedavi edemeyip, pansuman yaptığımız ortaya çıkıyor. Burada gereken yöntemin pansuman değil tedavi olduğunu, dayanışma olduğunu biliyoruz. Bunlara dair projeler geliştirilmesi lazım çünkü futbolun misyonlarından birisi de kitleler üzerinde kamusal etkisi yaratmasıdır.
Takımlara atfettiğimiz kamusal nitelik tam da bu anlarda ortaya çıkıyor ama bizim sosyal dayanışma ufkumuz yok, biz yardımı seviyoruz. Yardım da hiyerarşik bir ilişkidir, ast ve üst arasında olur. Üst, asta yardım eder. O yüzden yardım değil dayanışma olması gerekiyor.
(HA)