Cezaevindeki 14. gününde ölüm haberi geldi: Özcan Aksu işkenceyle mi öldürüldü?
22 Haziran 2026’da gözaltına alınan Özcan Aksu, tutuklanmasının ardından gönderildiği Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndaki sürecin ardından 5 Temmuz’da hastanede yaşamını yitirdi. Ablası Melek Aksu, kardeşini 26 Haziran’daki kapalı görüşte yüzünde ve vücudunda ağır yaralanmaların olduğunu, bilincinin bulanık ve kendisini tanımayacak halde gördüğünü anlattı.
"Tıbbi müdahale neden gecikti?"
Aile, Özcan Aksu’nun cezaevinde nelerin yaşandığını, hastane ve cezaevi sevklerinin ve tıbbi müdahalenin neden geciktiğinin ortaya çıkarılmasını istiyor.
Özcan Aksu’nun ablası Melek Aksu, kardeşinin gözaltına alınmasından ölümüne kadar yaşananları İlke TV’den Ahmet Ayva'ya anlattı. Melek Aksu, kardeşinin gözaltına alınması ve tutuklanmasına ilişkin resmi kurumlar tarafından bilgilendirilmediğini söyledi:
“Bana kesinlikle emniyet ya da resmî hiçbir kurum bilgi vermedi. Arkadaşı aradı, kardeşimin tutuklandığını söyledi. Bir gecede nezarette kalıyor kardeşim. Nezarette kaldığı geceden bile haberimiz olmadı. Ta ki arkadaşı ‘Kardeşin tutuklandı’ diyene kadar. Silivri’ye gittim. Kardeşimin hastanede olduğunu söylediler. Hangi hastanede olduğunu sordum. ‘Burada, cezaevi içerisindeki hastanede de olabilir; Çam ve Sakura’da da olabilir; Bakırköy’de de olabilir’ dediler. Bana kesin olarak hangi hastanede olduğunu söylemediler. Ben kendi kendime her mahkûma yapılan rutin kontroller olduğunu zannettim. 25 Haziran’da Silivri’ye kardeşimi görmeye gittim ama göremedim.”
‘Onu görmemle şok geçirmem aynı anda oldu’
Melek Aksu, bir gün sonra, 26 Haziran’da saat 15.45 sıralarında tekrar cezaevine gittiğini ve yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Onu görmemle şok oldum. Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi. Kaşını, gözünü, yüzünü patlatmışlardı. Sağ gözünü hayal edin; burun kısmından kulağına kadar mosmor yapmışlardı. Üst dudağı, iki dişinin üstü patlaktı. Ensesinde, saçlarında, her yerinde kan vardı. Bana arkasını döndüğünde, dirseği ile bileği arasındaki ön kol derisi yüzülmüştü. Eti yüzersiniz ya, o şekildeydi. Nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Ensesinde ve saçlarında kan vardı. Bir oturuyor, bir kalkıyordu. Kafa gitmişti. Tir tir titriyordu. Ne yaptığını bilmiyordu. Nesnelerin ne olduğunu bilmiyordu. Cama vuruyorum, ‘Özcan, ben geldim’ diyorum. Yok, beni tanımıyor kardeşim. Zaman, mekân, kişi; nerede olduğunun bile bilincinde değildi.”
"Garidaynları işaret etti"
Melek Aksu, görüşmeyi şu sözlerle anlattı:
“Kardeşime ‘Seni kim dövdü, kim böyle yaptı, bunlar mı?’ dedim. Arkasındaki gardiyanları işaret etti. O andan itibaren gardiyanlar zaten sürekli yanı başımızdaydı. Hem tehdit hem baskı hem korku altındaydı. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Tir tir titriyordu. Gardiyanlar bile durumun farkındaydı. Buna rağmen onu orada tuttular. 26 Haziran’dan, tutukluluğunun dördüncü gününden bahsediyorum.”
Kardeşinin daha önce burun ameliyatı geçirdiğini belirten Aksu, görüş sırasında burun bölgesine darbe almamış olmasına sevindiğin, ancak cenaze teslim edildiğinde gördüğü izlerin farklı olduğunu belirtti:
“Ben kardeşimi o gün gördüğümde burnunda kırık yoktu. Çünkü cenazeyi aldığımızda kardeşimin burnu da kırıktı. Sol kaşının içindeki yırtık da ben onu gördüğüm zaman yoktu. Belli ki sonra yine dövmüşler diye düşünüyorum.”
30 Haziran’da iki farklı bilgi
Aile, bir gün sonra, 30 Haziran’da Özcan Aksu’nun haftalık görüşü için yeniden Silivri Cezaevi’ne gitti. Melek Aksu, babası ve ağabeyiyle saat 11.00’de cezaevine vardıklarını söyledi:
“Bize ‘Özcan Aksu koğuşunda, görüş saati dörtte, dörtte gelin’ dediler. Tamam dedik. Dörtte tekrar geldik. Bu kez ‘Özcan Aksu hastanede’ dediler.”
Özcan Aksu’nun Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaklaşık iki gün kaldığını belirten Melek Aksu, 5 Temmuz günü saat 11.00 civarında ölüm haberinin verildiğini söyledi:
“Kardeşiniz öldü, gelin Yenibosna’dan cenazenizi alın”
Aile, Özcan Aksu’nun cenazesini Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’ndan teslim aldıktan sonra Küçükçekmece’de yıkadı. Aksu, görüklerini şöyle anlattı:
“Ayağının altında yaklaşık dört santimetrekarelik bir morluk vardı. Babamın anlattığına göre dizinden ayak bileklerine kadar olan izler potin ya da cop izlerine benziyordu. Bunlar nerede oldu? Gardiyan mı yaptı? Nezarette mi oldu? Mahkûmlar mı yaptı? Avukatın beni aradığı gece, 25 Haziran’da ne olduysa o saatten önce olmuştu. Avukata bilgiyi kimin verdiği bulunmalı.”
‘Fotoğraflar elimizde, işkence var’
Cenazeyle Muş’a giderken fotoğraf çekmediklerini fark ettiğini belirten Aksu, köye ulaştıklarında bütün engellemelere ve kalabalığa rağmen kefeni açarak görüntü aldıklarını söyledi:
“Babama, ‘Ne olursa olsun bunun fotoğrafını çekmemiz lazım’ dedim. Kefeni açarken bir video ve birkaç fotoğraf çektik. Morlukları, dikişleri, burnundaki izler net şekilde görünüyordu.”
(FY)