ADAM PRZEWORSKI İLE SÖYLEŞİ: DEMOKRASİLERİN ÇÖKÜŞÜ
"Bugün pek çok hükümet demokrasiyi sadece bir vitrin olarak kullanıyor"
Türkçesi ilk olarak Birikim dergisinde yayımlanan Patrick Iber'in Adam Przeworski söyleşisinin bir bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
***
Patrick Iber: Kariyeriniz boyunca demokrasilerin nasıl çöküp yeniden toparlandığı üzerine çalıştınız. Olaylar genellikle şu silsileyi izliyor: Önce darbe, ardından diktatörlük ve sonra da demokrasinin yeniden tesis edilmesi. Ne var ki, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlara dair yorumlarınızı okuduğumda mevcut durumun bu kadar berrak bir görünüm arz etmediği anlaşılıyor.* Bugün olup bitenleri, demokrasinin daha önce başına gelen başarısızlıkları incelemekte kullanılan çerçevelere sığdırmayı güçleştiren nedir?
Adam Przeworski: Bundan yirmi beş sene öncesine kadar demokratik rejimlerin çöküşleri belli tarihlerle ilişkilendirilebilen münferit hadiselerdi. Weimar Cumhuriyeti, 23 Mart 1933’te Hitler’in diktatörlük yetkilerini ele geçirmesiyle çöktü; Şili’de demokrasi 11 Eylül 1973’te askeri darbeyle alaşağı edildi. Bu tür belli başlı olayların gerçekleşme sıklığı, yirmi birinci yüzyılda önemli ölçüde azaldı. Bugün pek çok hükümetin iktidarda kalmaya ve yürütmenin takdir yetkisine engel teşkil eden kurumsal köstekleri ortadan kaldırmaya yönelik hamlelerini sıklaştırırken, demokrasiyi sadece bir vitrin olarak kullanmaya devam ettiklerine şahit olduğumuz bir dönemdeyiz. Bu tür hamlelerin yapılmasına genelde gerileme, bazen konsolidasyonun bozulması, erozyon ya da kötüleşme denir. Bu süreç ilerledikçe muhalefet seçim kazanamaz hale gelir veyahut kazansa bile göreve gelemez; yerleşik kurumlar yürütmeyi dizginleme kabiliyetini yitirir ve halk protestoları zor yoluyla bastırılır.
Siyaset bilimciler bu duruma hazırlıksız yakalandı. Çoğumuz, bir hükümetin anayasayı açıkça ihlal etmesi ya da başka bir kırmızı çizgiyi aşması halinde yurttaşların buna karşı harekete geçeceğini, zaten hükümetlerin de bu türden tepkileri öngörerek böyle hamlelere kalkışmayacağını zannediyorduk. Kimileri de bir hükümetin seçime gitmeyi reddetmesi ya da bariz bir seçim sahtekârlığına kalkışmasına halinde aynı şeyin yaşanacağını savunuyordu. Güçler ayrılığı ile halkın tepkisinin birleşimi, demokratik kurumları, James Madison’ın ifadesiyle “iktidarın istilacı ruhuna”, yani politikacıların kalıcı ve sınırsız iktidar arzusuna karşı aşılmaz bir duvar haline getirecekti. Böyle olacak sanıyorduk.
Oysa bugüne kadar, gücü başarıyla tek elde toplayan ve bu gücü kullanmanın önündeki tüm kurumsal engelleri ortadan kaldıran pek çok devlet başkanı örneği gördük: Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan’da Viktor Orbán, Hindistan’da Narendra Modi, Venezuela’da Hugo Chávez ve Nicolás Maduro. Tüm bu örneklerde hükümet, muhalefeti baskı altına alarak, sivil toplum örgütlerini zayıflatarak ve medyayı kontrol ederek, bariz bir seçim hilesi yapmadan seçimleri tekrar tekrar kazanabilecek kadar geniş bir halk desteğine ulaştı (belki Maduro hariç). Bu türden hükümetler görev süreleri boyunca yasama organlarını kontrol altına alır, yargı organlarını yandaşlarla doldurur ya da görmezden gelir ve istedikleri her şeyi yaparlar. Tabii bu sürede yapıp ettiklerinin bir kısmı da siyasi tabanlarının çıkarları ile isteklerine hitap eder.
Iber: Demokrasiyi oldukça minimal bir şekilde tanımlamanızla tanınıyorsunuz: Demokrasi, partilerin seçim kaybettiği bir sistemdir. Belki de şu anki sorun, kısmen Trump’ın önceki yenilgisini kabul etmemesi nedeniyle hâlâ böyle bir sistemde olup olmadığımızı ve hem kendisinin hem de ekibinin müstakbel bir yenilgiye nasıl tepki vereceğini bilemememizden kaynaklanıyor.
Przeworski: Trump’ın Cumhuriyetçilerin kaybetme ihtimalinin olduğu ara seçime gidip gitmeyeceğini, bu seçimler adil şekilde yapılırsa Cumhuriyetçilerin kaybedip kaybetmeyeceğini, Trump’ın yenilgiyi kabul edip etmeyeceğini ya da Demokratların kazanması halinde bunun ne gibi sonuçlara gebe olacağını bilmiyoruz. Trump, sanki kazanacağından eminmiş ya da hayata geçirdiği politikaların seçimde yaratacağı sonuçları umursamıyormuş gibi davranıyor. Demokratların lider isimleri ise ekonominin çökeceğini, kamuoyunun Trump’a sırt çevireceğini ve zahmetsiz bir biçimde Temsilciler Meclisi’ni kazanacaklarını düşünüyormuş gibi görünüyor. Mantıken evdeki hesabın en az birisi için çarşıdakine uymaması gerekiyor.
Trump’ın izlediği politikaların ekonomik sonuçları belki öylesine korkunç olacak ki, Cumhuriyetçiler 2026’da ezici bir mağlubiyet tadacak. Yine de kendi adıma Trump’ın 2026’da seçimleri kazanmasının ya kitlesinin sadakati sarsılmadığı için ya baskı ve hile yoluyla ya da ikisi birden yüzünden gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Cumhuriyetçiler şayet Kongre’nin iki meclisinin de kontrolünü ele geçirirse Trump -hiçbir sınırı olmayan diktatörce bir güçle- canının istediğini yapmakta özgür olacak.
Geçtiğimiz yaz kabul edilen bütçe tasarısı, milyonlarca insanı sağlık hizmetleri ve gıda yardımlarından mahrum bırakacak. Bir öngörüye göre Amerikalıların yüzde 34’ü bu kesintilerden olumsuz etkilenecek. Burada akla düşen bariz soru şu: Kim bu insanlar? Eğer bunlar çoğunlukla oy kullanmayan ya da kullanamayacak kişilerden ya da 2024’te Demokratlara oy verenlerden oluşuyorsa seçimler üstündeki etkisi fazla olmayabilir. Dahası, genel ekonomik etkileri olumsuz olsa dahi, Trump bunların geçici ve arkasında da dış güçlerin olduğunu öne sürecektir. Son olarak, Trump’ın izlediği politikalara karşı protestolar her ne kadar kitlesel olsa da, seçim sonuçlarına yansıyabilmesi için geleceğe dair alternatif bir vizyon ortaya koymaları gerekiyor. Demokratlar, gözle görülür şekilde bir alternatif sunamıyor. Tüm bunlardan çıkarabileceğim tek sonuç, önümüzdeki on sekiz ayda neler olacağını hiç bilmediğimiz.
Adam Przeworski kimdir?
Polonya doğumlu siyaset bilimci Adam Przeworski şu anda New York Üniversitesi’nde emeritus profesör olarak çalışıyor. Demokrasi, sosyal demokrasi, karşılaştırmalı siyaset ve siyasette rasyonel seçim teorisi gibi alanlar üzerine yoğunlaşan Przeworski, aralarında Capitalism and Social Democracy [Türkçesi: Kapitalizm ve Demokrasi, çev. Funda Çoban vd., Ankara: Phoenix, 2012], Paper Stones: A History of Electoral Socialism (John D. Sprague ile birlikte), Democracy and the Market: Political and Economic Reforms in Eastern Europe and Latin America, The State and the Economy under Capitalism [Türkçesi: Kapitalizmde Devlet ve Ekonomi, çev. E. Kırmızıaltın ve H. A. Öznazik, Ankara: Heretik, 2014] ve Crises of Democracy [Türkçesi: Demokrasinin Krizleri, çev. Melih Pekdemir, Ankara: Fol, 2023] gibi eserlerin de bulunduğu pek çok kitaba imza atmıştır.
Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
İlk olarak Dissent'te yayımlanmıştır.
Çeviren: Utku Özmakas
(NÖ)