Ayşegül Başar editörlüğünde hazırlanan biamag’da bu hafta, müzik ve direniş ilişkisi, bağımsız sahnenin dönüşümü ve müziğin iyileştirici gücü üzerine yazılar öne çıkıyor. Fotoğrafın analog pratiği ve çocuklarla buluşması, üniversite bostanlarında kolektif üretim ve dayanışma deneyimleri, sanat sergilerinde kişisel hafıza ve aile hikâyelerin kadar pek çok konu işleniyor.
Seçkide yer alan yazılar şöyle:
Sinem Aydınlı’nın Kasım Taşdoğan ile baskı koşulları ve müziğin direnişle kurduğu bağ odağında, Kürt müziğinin bugünü ve geleceğini konuştu.
Diyar Saraçoğlu, Türkiye turnesi öncesi No Clear Mind’ın gitaristi Lefteris Volanis ile müziğin iyileştirici gücünü ve bağımsız sahnenin dönüşümünü konuştu.
Berk H. Topaktaş, çocukları analog fotoğraf ve karanlık oda ile buluşturan Fotohane Darkroom'un hikayesini anlattı.
Hatice Oflaz, İstanbul’daki üniversite bostanlarını ile öğrencilerin kolektif üretim deneyiminleri ve dayanışma pratiklerine dair yazdı.
Tuğçe Yılmaz, sanatçı Doğa Yirik ile "Kesintisiz" sergisini, ailesinin hikâyesini ve bu hikâyenin kendi kişisel yolculuğuyla nasıl kesiştiğini konuştu.
Evrim Gündüz, kurumsal düzeyde cinsel şiddetle mücadelenin nasıl mümkün olabileceğini, politika ve prosedürlerin neden hayati olduğunu Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile konuştu.
Şeyhmus Diken, DEM Partili belediyelerin anadili karnesine dikkat çekti. Kürtçe hizmetler, çok dillilik ve yerel yönetimlerin pratik adımları konusunu tartışmaya açtı.
Vartan Halis Yıldırım, eşit vatandaşlık talebinin ekonomik ve tarihsel arka planını ele aldı. Yazısında, hukuki ve dilsel reformların toplumsal-ekonomik bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.
Murat Türker, Berlin Film Festivali’nde gösterimleri süren ve Suriye, Brezilya, Tayland ile Filipinler’den zulüm, hafıza ve adalet temalarını işleyen dört çarpıcı belgeseli yazdı.
Burak Sarı, engelli bedenlerin gündelik hayatta maruz kaldığı görünmez denetim ve müdahale pratiklerine dikkat çekti.
Şevval Tufan, BİA Çocuk Kitaplığı için Sabri Safiye’nin fantastik öğelerle birlikte utanç, öfke ve gurur duygularını ele aldığı Çiçek ve Kaplan Gözü kitabını yazdı.
Özgür Erbaş, gündelik hayatın absürtlüğünü mizahi bir dille ele aldığı yazısında, şemsiyeyle havalanan “güzide kardeşimizden” forkliftli soygun ve eşekli kaçış hikâyesine uzanan 'tuhaf' bir anlatı kurdu.
(AB)

