AÇILIŞ 11 HAZİRAN'DA
BM, "Küresel İnsan Hakları İttifakı"nı başlatıyor
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), savaşlar, otoriterleşme, sivil alanın daralması, fon kesintileri ve uluslararası hukuk normlarının aşınması karşısında 11 Haziran’da “Küresel İnsan Hakları İttifakı”nı resmen başlatıyor.
BM’nin resmî etkinlik takvimine göre lansman, 11 Haziran Perşembe günü 13:30–15:00 arasında Cenevre’deki Palais Wilson’da hibrit formatta yapılacak.
Volker Türk şubatta duyurmuştu
Şubatta BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’ün duyurduğu girişim, BM İnsan Hakları Ofisi’nin savaşlar, otoriterleşme ve ağır hak ihlalleri karşısında daha çok desteğe ihtiyaç duyduğu; buna karşılık kaynak sıkıntısı nedeniyle sahadaki çalışmalarını sürdürmekte zorlandığı bir döneme denk geliyor.
OHCHR, çağırdığı ittifakla devletleri, sivil toplumu, gençleri, sanatçıları, bilim insanlarını, iş dünyasını, hayırsever kuruluşları ve toplumsal hareketleri insan hakları etrafında yeniden buluşturmayı hedefliyor. Türk, 2026 kaynak çağrısında, ittifakın insan haklarını “politika ve karar alma süreçlerinin merkezine” geri taşımayı amaçladığını söyledi.
Türk’ün aynı konuşmada çizdiği tablo, girişimin zamanlaması açısından da yeterince açıklayıcı. Yüksek Komiser, OHCHR’nin 2025’te 87 ülkede 5 binden fazla insan hakları izleme misyonu yürüttüğünü, 1300’ü aşkın davayı izlediğini, on binlerce ihlali belgelediğini; buna karşılık Ofis’in artık “hayatta kalma modunda” çalıştığını belirtti. Fon kesintileri nedeniyle insan hakları izleme misyonlarının sayısının önceki yıldakinin yarısının da altına indiğini ve 17 ülkede varlığın azaltıldığını açıkladı.
Bu arka plan üzerinde 11 Haziran’daki lansman yalnızca yeni bir platform duyurusu olmakla kalmıyor; BM insan hakları yapısının kendi krizine verdiği bir yanıt olarak da önem taşıyor. OHCHR, bir yandan savaş suçları, işkence, sivil ölümler, gazetecilere ve insan hakları savunucularına yönelik saldırılar gibi ihlalleri belgelemeye devam ediyor; öte yandan bu işi sürdürecek siyasal destek, mali kaynak ve küresel meşruiyet zemininin daraldığını kabul ediyor.
İttifaka neden gerek var?
İttifakın resmi sitesinde atılan adımın gerekliliği şu sözlerle dile getiriliyor:
Tarih boyunca ittifaklar; ortak bir amacı gerçekleştirmek uğruna güçleri, bilgiyi ve kaynakları bir araya getirmiştir. Günümüzde karşı karşıya kalınan güçlüklerin ölçeği, hızı ve birbirine bağlı doğası; herhangi bir tekil aktörün, sektörün veya kurumun kapasitesini aşmaktadır.
İnsan haklarının kolektif pusulamız olmayı sürdürmesini sağlamak adına, birleşik bir çabaya ihtiyaç var. Gereken şey; liderliği harekete geçirmek, yatırımları uyumlu kılmak ve insan haklarına—insanların günlük yaşamlarını iyileştiren, barışı sürdüren ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik eden pratik bir güç olarak—duyulan güveni yeniden tesis etmek amacıyla oluşturulmuş, eyleme yönelik ortak bir çerçeve.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin zamana meydan okuyan idealini temel alan ve 2028’deki 80. Yıl dönümüne doğru ilerleyen Küresel İttifak; bölgeler, sektörler ve nesiller genelinde aktörleri birbirine bağlayacak, umut aşılayacak ve katılım ile kaynakları ortak bir havuzda toplayacaktır.
AB’den açık destek var, küresel insan hakları kuruluşları henüz tepkisiz
Girişime en açık desteklerden biri Avrupa Birliği’nden geldi. AB Dış İlişkiler Servisi, OHCHR ile yapılan stratejik istişarelerin ardından yayımladığı açıklamada, Yüksek Komiser’in yetkisine ve Ofis’in bağımsızlığına desteğini yineledi; AB’nin Küresel İnsan Hakları İttifakı’nın ilerletilmesinde Türk’ün yanında duracağını ve OHCHR’ye siyasi, stratejik ve mali desteğini sürdüreceğini bildirdi.
Buna karşılık, lansman öncesinde girişimin sivil toplum ayağı bakımından henüz kamuoyuna yansıyan bir tablo yok. Ayrıntılı konuşmacı listesi ya da katılımcı kuruluşlar BM etkinlik sayfasında yer almıyor. Human Rights Watch (HRW) Amnesty International, ARTICLE 19 ve FIDH gibi büyük ve etkin uluslararası insan hakları kuruluşlarının sitelerinde de 11 Haziran lansmanına dair açık bir katılım ya da destek açıklaması görünmüyor. Bu durum, girişimin ilk adımda daha çok BM İnsan Hakları Ofisi çevresinde kurulan, diplomatik ve kurumsal destek arayan bir platform niteliği taşıdığını gösteriyor.
İnsan hakları alanındaki benzer eğilimler
Bununla birlikte, büyük hak örgütlerinden gelen bazı değerlendirmeler, BM girişiminin tamamen boşlukta doğmadığını; uluslararası insan hakları hareketinde daha geniş bir arayışın parçası olduğunu ortaya koyuyor. Human Rights Watch, 2026 Dünya Raporu’nda ABD ve Çin’in insan hakları alanında yarattığı boşluk karşısında, kurallara dayalı uluslararası düzen içinde insan haklarını savunacak “yeni bir küresel ittifaka” acil ihtiyaç olduğunu yazmıştı.
HRW’den Tirana Hassan da şubatta böyle bir hak temelli ittifakın BM’de güçlü bir oy blokuna dönüşebileceğini; BM insan hakları mekanizmalarının bağımsızlığına ve bütünlüğüne siyasi ve mali destek sağlayabileceğini savundu.
Bu örtüşme, BM girişiminin düşünsel ve siyasal zeminini güçlendiriyor. Ancak iki yaklaşım arasında fark da var. HRW’nin çağrısı daha çok devletlerin ve demokratik aktörlerin BM içindeki güç dengesini insan hakları lehine değiştirmesine odaklanırken, OHCHR’nin 11 Haziran’da başlatacağı ittifak daha geniş, daha esnek, çok paydaşlı ve şimdilik daha az bağlayıcı bir çerçeve öneriyor.
Demokrasi, insan hakları ve yurttaş katılımının küresel düzeydeki en büyük gözlemcilerinden ve savunucularından biri olan Güney Afrika merkezli CIVICUS gibi sivil alan kuruluşlarından gelen işaretler de bu ihtiyatlı iyimserliği destekliyor.
CIVICUS, BM’de karşı-terör reformu ve sivil alan üzerine yaptığı 2026 değerlendirmesinde, Küresel İnsan Hakları İttifakı gibi yeni girişimlerin yeterli kaynakla desteklenmesi gerektiğini; aksi halde önceki BM öncülüğündeki girişimlerde görülen “uygulama boşlukları”nın tekrarlanabileceğini vurguladı. Bu yaklaşım, ittifakın gerçek etkisinin kaynak, uygulama ve sivil toplumla kuracağı ilişki üzerinden sınanacağını hatırlatıyor.
Bu kapsamda ittifakı yeni bir yaptırım mekanizması ya da uluslararası mahkeme gibi görmeyi gerektiren bir arka plan yok. OHCHR belgelerinde girişim, bağlayıcı bir denetim organı değil; mevcut çabaları birbirine bağlamayı, insan hakları savunusuna yeni siyasi ve toplumsal enerji kazandırmayı, devletler, sivil toplum, gençler, iş dünyası, akademi, sanat çevreleri ve toplumsal hareketler arasında daha geniş bir insan hakları ekosistemi oluşturmayı hedefleyen bir platform olarak tarif ediliyor.
Bu tablo, girişimin hem imkânını hem de sınırını ortaya koyuyor. İmkânı, BM insan hakları sisteminin yalnızca devletlere ve resmî diplomasiye yaslanarak bu dönemin hak krizini karşılayamayacağını kabul etmesinde yatıyor. Gençlik hareketlerine, kentlere, akademiye, sanatçılara, bilim insanlarına, iş dünyasına, hayırsever ağlara ve sivil topluma doğru genişleme arayışı, insan hakları fikrini yeniden toplumsal ve siyasal bir zemin üzerine yerleştirme çabası olarak okunabilir.
Sınırı ise bu genişlemenin henüz sahadaki hak savunucularının, baskı altındaki örgütlerin ve büyük uluslararası insan hakları kuruluşlarının görünür ve güçlü sahiplenmesiyle tamamlanmamış olmasında.
Küresel İnsan Hakları İttifakı bugünkü haliyle daha çok BM İnsan Hakları Ofisi’nin öncülüğünde, AB gibi diplomatik aktörlerin desteğiyle ve sivil toplumla genişletilme vaadiyle yola çıkan bir platform görünümünde. Buna karşın girişim, insan hakları savunusunun hem kaynak hem meşruiyet hem de siyasal cesaret bakımından daraldığı bir dönemde yeni bir ortak zemin araması bakımından önem taşıyor.
(AEK)