Uluslararası Af Örgütü tarafından tüm dünyada hak gasplarını konu alan yıllık raporda, Trump, Putin ve Netanyahu gibi siyasi liderlerin ekonomik ve siyasi egemenlik kurma girişimlerini devasa boyutlarda yıkım, bastırma ve şiddet yoluyla gerçekleştirdiği anlatıldı.
Rapora göre, Uluslararası Af Örgütü’nün uzun yıllardır uyardığı gibi, ilkel yırtıcılığın gelişebileceği bir küresel ortam uzun bir zamandır meydana getiriliyordu. 2025 yılında birçok Avrupa devleti de dahil çoğu hükümet yırtıcılarla yüzleşmek yerine, taviz vermeyi seçti. Yalnızca bir avuç hükümet karşı durmayı seçti. Yangın emniyet şeritleri birbiri ardına aşıldı: Soykırımın ve insanlığa karşı suçların işlenmesine suç ortaklığı ederek veya bu suçlara sessiz kalarak ve adaleti tesis etmeye çalışanlara ağır yaptırımlar uygulanarak emniyet şeritleri berhava edildi.
İşte raporun Türkiye bölümünden önemli başlıklar:
- İnsan hakları savunucuları, gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve diğerleri hakkında temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkumiyetler arttı. Yürütmenin yargıya müdahalesi daha da derinleşti. Emsal niteliğindeki birçok davada, bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması devam etti.
- Barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü hakları keyfi olarak kısıtlandı. Kolluk görevlileri barışçıl protestoculara karşı az öldürücü silahlar kullanarak yaralanmalara yol açtı. Ülke, yüksek sayıda mülteci ve göçmene ev sahipliği yapmayı sürdürdü, bu kişilerin bazıları hukuka aykırı olarak geri gönderilme riski altındaydı. Devlet yetkilileri tarafından işkence ve diğer türde kötü muamele iddiaları da dahil insan hakları ihlallerine maruz bırakılanlar, cezasızlık kültürüyle karşılaşmaya devam etti. Türkiye’nin genel iklim politikaları “son derece yetersiz” olarak değerlendirildi.
- Yıl sonunda genel enflasyonun %30’un, gıda enflasyonunun %28’in ve konut enflasyonunun %49’un üzerinde kaydedildiği Türkiye, büyüyen bir yaşam maliyeti krizi yaşamaya devam etti.
- Yetkililer, ana muhalefet partisine yönelik yaygın baskılar kapsamında Türkiye genelinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçilmiş temsilcileri ve üyeleri hakkında ceza soruşturmaları başlattı ve davalar açtı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu gibi önemli isimler tutuklandı. İmamoğlu, yolsuzluk ve suç örgütü kurmak ve yönetmek de dahil birçok suçlamayla 2 bin 352 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı.
- Devlet ile PKK arasında başlayan ve örgütün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşmeleri de içeren çözüm süreci, PKK tarafından silahların bırakılması ve meclisteki tüm partilerin katılımına açık bir çözüm süreci komisyonunun kurulmasıyla sonuçlandı.
Keyfi gözaltı ve haksız yargılamalar
Ocakta, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Epözdemir, Avrupa Konseyi kurumlarına yaptığı savunuculuk ziyareti dönüşünde keyfi olarak gözaltına alındı, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından tutuklandı. Mayısta adli kontrol şartıyla, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Şubatta, Gezi Davası sanıklarından Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ekmekçi, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan beraat etti. Yapıcı, Altınay ve Ekmekçi, 2013 yılındaki kitlesel protestolarla bağlantılı olarak Osman Kavala’ya isnat edilen (bkz. aşağıda) “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçuna yardım ettikleri iddiasıyla haklarında verilen 18'er yıl hapis cezasının Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulmasının ardından yeniden yargılanmışlardı.
Şubatta, 10 ilde, aralarında gazetecilerin, siyasi aktivistlerin, avukatların ve insan hakları savunucularının da bulunduğu en az 50 kişi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Gazeteciler Yıldız Tar, Elif Akgül ve Ercüment Akdeniz de dahil 30 kişi, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla İstanbul’daki sulh ceza hakimlikleri tarafından tutuklandı. Bu kişilerin 2011 yılında kurulan, çeşitli muhalif siyasi partiler ile toplumsal cinsiyet, çevre ve dini azınlıkların hakları odaklı grupları içeren yasal bir platform olan Halkların Demokratik Kongresi ile bağlantılı oldukları iddia edildi. Yargılananların en az üçü suçlu bulundu, biri beraat etti. Diğerleri hakkındaki dava yıl sonunda devam ediyordu.
Haziranda, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, avukatlara yönelik misillemelerin arttığı bir dönemde “suç örgütüne üye olmak” suçlamasıyla keyfi olarak tutuklandı.
Ekimde, Anayasa Mahkemesi (AYM), düşünce mahkûmu Tayfun Kahraman’ın 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarıyla ilgili olarak 2022 yılındaki mahkumiyetinin Kahraman’ın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Kahraman’ın, kararın ardından yaptığı tahliye başvurusu kasımda reddedildi.
Düşünce mahkûmu Osman Kavala, serbest bırakılması yönündeki iki bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına ve Avrupa Konseyi’nin 2022 yılında Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmasına rağmen cezaevinden serbest bırakılmadı. Osman Kavala’nın 2022 yılındaki mahkumiyetine itiraz eden iki AYM başvurusu ve mahkumiyeti onayan 2023 yılındaki Yargıtay kararına itirazı hâlâ sonuçlanmadı.
Halkların Demokratik Partisi’nin önceki eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da derhal serbest bırakılmaları yönündeki AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam etti. AİHM temmuzda açıkladığı yeni bir kararda, Selahattin Demirtaş’ın devam eden tutukluluğunun “yetersiz muhakemeye dayandığına ve asıl amacının başvuru sahibinin siyasi faaliyetini engellemek olduğuna” hükmetti.
İfade özgürlüğü
Ocakta, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarından iddianame hazırlandı. Baro yönetimi Aralık 2024’te bir basın açıklaması yaparak, Türkiye vatandaşı olan iki gazetecinin Suriye’de ölümüne ilişkin bağımsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulunmuştu. Dava, yıl sonunda devam ediyordu.
Martta, Britanyalı gazeteci Mark Lowen, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan protestoları haber yaptığı için gözaltına alındı ve sınırdışı edildi. İsveçli gazeteci Joakim Medin, martta Türkiye’ye dönüşünde, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla gözaltına alındı. “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay hapis cezasına çarptırıldı, mayısta serbest bırakıldı, diğer suçtan yargılaması ise tutuksuz olarak devam ediyordu.
Haziranda, mizah dergisi LeMan’da yayımlanan bir karikatür nedeniyle, çizer Doğan Pehlevan, müessese müdürü Ali Yavuz, yazı işleri müdürü Zafer Aknar, grafiker Cebrail Okçu ve yazı işleri müdürü Aslan Özdemir, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu işledikleri iddiasıyla tutuklandı.
LGBTİ+ hakları
Üst düzey kamu görevlileri, toplumsal cinsiyetle ilgili zararlı kalıp yargıları ve kurumsal homofobi ve transfobiyi köklü hale getiren ayrımcı söylemlerde bulunmaya devam etti.
Haziranda, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), cinsiyet uyum sürecinde kullanılan belirli hormonların 21 yaşın altındaki kişilere reçete edilmesini ve satışını yasakladı. Kurumun iddiasına göre, bu hormonların “kasıtlı olarak amaç dışı” kullanılmasını engellemeyi amaçlayan bu girişim, 18 yaşın üzerindeki kişilerin erişimine izin veren yürürlükteki yasayı ihlal etti.
Yıl boyunca, LGBTİ+’ları hedef alan üç yasa teklifi taslağı kamuoyunun gündemine geldi. Bu girişimler, LGBTİ+’ların ve onlarla dayanışan kişilerin insan haklarına yönelik daha önce benzeri görülmemiş bir saldırı niteliğindeydi. LGBTİ+ kimliklerinin her türde ifadesini ve onaya dayalı eşcinsel ilişkiyi suç kapsamına almayı ve nüfus sicilinde cinsiyet kimliği değişikliğini neredeyse imkânsız hale getirmeyi öngören bu teklifler, sonuçta meclise sunulmadı.
2025 Yılı Türkiye raporuna ulaşma için tıklayınız
2025 yılı dünya raporuna ulaşmak için tıklayınız
(Mİ)

