Avrupa Konseyi Komiseri’nden Türkiye’ye: İfade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı için reform yapın
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, 1-5 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı ziyaretin ardından hazırladığı memorandumda ifade ve basın özgürlüğü, barışçıl toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile adalet sisteminin işleyişine ilişkin değerlendirme ve tavsiyelerini yayımladı.
22 Nisan 2026 tarihli raporda Komiser, Türkiye’de iç hukuk ve uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. O’Flaherty, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, internet ve yayıncılık mevzuatı, dernekler ve sivil toplum üzerindeki denetim mekanizmaları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı, tutuklama uygulamaları, avukatların mesleki faaliyetleri ve yüksek mahkeme kararlarının uygulanması başlıklarında yapısal sorunlara işaret etti.
Raporda, “Terörsüz Türkiye Girişimi” kapsamında Meclis’te kurulan komisyonun çalışmalarına sivil toplumun da dahil edilmesi olumlu bir gelişme olarak anıldı. Komiser, bu sürecin uzun süredir devam eden insan hakları sorunlarının ele alınması ve demokratik kurumlara güvenin yeniden tesis edilmesi bakımından fırsat yaratabileceğini belirtti.
“Ceza hükümleri ifade özgürlüğünü haksız yere kısıtlıyor”
Komiser, ifade özgürlüğünün hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi hem de Anayasa’nın 26. maddesiyle güvence altına alındığını hatırlattı. Buna karşın, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki bazı maddelerin mahkemeler tarafından ifade özgürlüğünü haksız biçimde sınırlamak için kullanıldığına dair endişelerini dile getirdi.
Raporda özellikle TCK’nın hakaret, Cumhurbaşkanına hakaret, devleti ve kurumlarını aşağılama, “yanıltıcı bilgi yayma” hükümleri ile Terörle Mücadele Kanunu’nun propaganda ve örgüt suçlarına ilişkin hükümlerine dikkat çekildi.
Komiser, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği çok sayıda kararda, barışçıl ifade, siyasi konuşma ve sivil toplum faaliyetleri nedeniyle cezai sorumluluk uygulanmasını ihlal saydığını hatırlattı. Raporda, yargı kararlarında yeterli ve kişiselleştirilmiş gerekçe bulunmamasının da AİHM kararlarında tekrarlanan bir sorun olduğu belirtildi.
O’Flaherty, bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nun 125, 299, 301, 217/A, 215, 216, 220 ve 314. maddeleri ile Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili hükümlerinin AİHM içtihadı ve Venedik Komisyonu görüşleri doğrultusunda değiştirilmesini istedi. Komiser, Cumhurbaşkanına hakareti düzenleyen TCK 299’un ise kaldırılması çağrısı yaptı.
Gazeteciler, haber kaynakları ve soruşturmalar
Raporun ifade özgürlüğü bölümünde gazetecilere yönelik ceza soruşturmaları ve yargılamalar geniş yer tuttu. Komiser, gazetecilerin haber içerikleri, haber kaynakları, toplumsal olay ve duruşma haberleri, yargı mensupları hakkındaki haberleri ya da kamu kurumlarını eleştiren yayınları nedeniyle soruşturma ve kovuşturmayla karşılaştıklarına ilişkin bilgileri aktardı.
O’Flaherty, gazetecilerin kısa süre içinde birden fazla soruşturma ve davaya maruz bırakılmasının, ceza hukukunun eleştirel haberciliği susturmak için kullanıldığı algısını güçlendirdiğini belirtti.
Raporda tutuklama, ev hapsi, adli kontrol ve hareket özgürlüğünü sınırlayan diğer tedbirlerin yaygın kullanımına da dikkat çekildi. Komiser, Gazetecilerin Güvenliği Platformu’na göre raporun yayımlandığı tarihte Türkiye’de 29 gazetecinin tutuklu olduğunu kaydetti.
Mart 2025 protestolarını haberleştiren gazetecilerin gözaltına alınması ve bazı gazetecilerin tutuklanması da raporda yer aldı. Komiser, kamuya açık toplantıları haberleştiren gazetecilere ceza soruşturması açılmasının, özellikle kamu yararı bulunan konularda, Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından sorun yaratabileceğini vurguladı.
RTÜK, erişim engelleri ve bant daraltma
Komiser, Türkiye’de medya özgürlüğünün yalnızca ceza soruşturmalarıyla değil, düzenleyici ve idari mekanizmalarla da baskı altında olduğunu belirtti. Raporda RTÜK’ün para cezaları, program durdurma yaptırımları, yayın platformlarından içerik kaldırma kararları, lisans iptali tehdidi ve ağır lisans koşulları anıldı.
Bu yaptırımların sıklıkla “ulusal değerler”, “genel ahlak” ya da “ailenin korunması” gibi geniş kavramlarla gerekçelendirildiği belirtildi. Komiser, bu tür muğlak gerekçelerin medya çoğulculuğu ve editoryal bağımsızlık üzerinde caydırıcı etkisi olduğunu ifade etti.
Raporda 5651 sayılı İnternet Kanunu ve 6112 sayılı yayıncılık kanununun da yeniden düzenlenmesi istendi. O’Flaherty, erişim engeli, içerik kaldırma, bant daraltma ve platformlara yönelik genel yasakların ancak kesinlikle gerekli, orantılı ve bağımsız yargı denetimine tabi olması halinde uygulanabileceğini belirtti.
Komiser, 2014-2024 yılları arasında Türkiye’de 1,2 milyondan fazla internet sitesi ve URL’nin engellendiğine ilişkin veriye de raporunda yer verdi. BTK kararlarının yargı denetimi olmaksızın alınmasını, sulh ceza hakimliklerinin ise bağımsızlık ve etkili denetim açısından sorunlu görülmesini ayrıca vurguladı.
Toplantı hakkı: “Kamu düzeni” gerekçesi tek başına yeterli olamaz
Raporun barışçıl toplantı özgürlüğü bölümünde gösteri yasakları, polis müdahaleleri, gözaltılar ve yargılamalar ele alındı. Komiser, Türkiye makamlarının verdiği bilgiye göre 2025 yılında 82 bin 220 gösteri ve eylem düzenlendiğini, bunlara 32 milyon 607 bin 696 kişinin katıldığını aktardı. Yetkililere göre bu eylemlerin yalnızca yüzde 0,3’üne polis müdahale etti.
Buna karşın Komiser, toplantı yasakları, gözaltılar, zor kullanımı ve kovuşturmalar hakkında kapsamlı resmi istatistik bulunmamasının etkili izleme ve hesap verebilirliği sınırladığını belirtti.
O’Flaherty, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun izin verilen sınırların ötesinde yorumlandığına ilişkin bildirimler aldığını kaydetti. Raporda, toplantıların “kamu düzeni”, “genel ahlak” ya da güvenlik gerekçeleriyle bireyselleştirilmiş değerlendirme yapılmadan yasaklanmasının Avrupa insan hakları standartlarıyla uyumlu olmadığı vurgulandı.
Komiser, herhangi bir kısıtlamanın meşru bir amaca dayanması, gerekli ve orantılı olması gerektiğini belirtti; “kamu düzeni” veya “ahlak” gibi genel gerekçelerin ancak somut ve bireysel değerlendirmeyle kullanılabileceğini ifade etti.
Mart 2025 protestoları: 1879 gözaltı, 260 tutuklama
Raporda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer muhalefet belediye başkanlarının gözaltına alınmasının ardından Mart 2025’te düzenlenen protestolara da ayrı bir başlık açıldı.
Komiser, protestolar sırasında çocuklar dahil 1879 kişinin gözaltına alındığını, 260 kişinin tutuklandığını, 468 kişiye adli kontrol tedbiri uygulandığını aktardı. Hukuki desteğe erişimde gecikmeler, bağımsız izleme faaliyetlerinin engellenmesi, biber gazı, tazyikli su ve plastik mermi dahil aşırı güç kullanımı iddiaları raporda yer aldı.
O’Flaherty, aşırı güç kullanımı veya keyfi gözaltı iddialarının etkili biçimde soruşturulması ve mağdurlara telafi imkanı sağlanması gerektiğini vurguladı.
Raporda Onur Haftası etkinlikleri, 8 Mart yürüyüşleri, öğrenci protestoları, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemler, Akbelen protestoları ve Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’ndaki buluşmalarına getirilen kısıtlamalar da örnekler arasında sayıldı.
Sivil topluma 3713 ve 7262 uyarısı
Komiser, örgütlenme özgürlüğü bölümünde Dernekler Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un sivil toplum üzerinde yarattığı etkiye dikkat çekti.
Raporda, insan hakları, kadın hakları, LGBTİ+ hakları, azınlık hakları, göç ve gençlik alanlarında çalışan dernek ve vakıfların sıkı denetimler, kapsamlı belge talepleri, idari yaptırımlar, kapatma davaları ve ceza soruşturmalarıyla karşılaştığı belirtildi.
Komiser, derneklere karşı kapatma davaları ve ceza soruşturmalarının örgütlenme özgürlüğüne ağır müdahale niteliğinde olduğunu; ancak son çare olarak, ikna edici gerekçelerle ve etkili yargısal denetime tabi biçimde kullanılabileceğini söyledi.
O’Flaherty, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 7262 sayılı kanunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle tam uyumlu hale getirilmesini; terör bağlantılı suç tanımlarının daraltılmasını ve bu düzenlemelerin sivil toplum aleyhine kötüye kullanılmasının önlenmesini tavsiye etti.
HSK için reform çağrısı
Raporun adalet sistemi bölümünde yargı bağımsızlığı, savcılık uygulamaları, tutuklama tedbirleri, avukatların mesleki faaliyetleri ve yüksek mahkeme kararlarının uygulanması ele alındı.
Komiser, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı ve üyelerinin seçim usulüne ilişkin önceki endişeleri hatırlattı. HSK üyelerinin Meclis tarafından seçilmesi ya da Cumhurbaşkanı tarafından atanması, Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcısı’nın kurulda doğal üye olarak yer alması, yürütmenin yargı üzerindeki etkisi bakımından sorunlu görüldü.
Raporda Venedik Komisyonu’nun görüşlerine atıfla, yargı kurulu üyelerinin önemli bir bölümünün meslektaşları tarafından seçilmesi gerektiği vurgulandı. HSK’nın işe alma, terfi, tayin ve disiplin yetkilerinin objektif kriterler ve şeffaf süreçlerle kullanılmadığına ilişkin bildirimler de rapora girdi.
Komiser, HSK’nın yapısı ve işleyişinin çoğulculuk, liyakat, şeffaflık ve yürütmeden bağımsızlık ilkeleri doğrultusunda reforme edilmesini istedi.
İddianameler, tutukluluk ve adil yargılanma
Komiser, savcılık uygulamalarına ilişkin de ciddi endişeler aktardı. Raporda, demokratik toplumda meşru kabul edilmesi gereken ifade ve eylemlerin ağır suç kastının kanıtı gibi iddianamelere yazıldığına ilişkin şikayetler yer aldı.
O’Flaherty, bazı iddianamelerin binlerce sayfaya ulaşan uzunlukta olmasının savunma hakkı ve adil yargılanma bakımından sorun yarattığını belirtti. Aynı ya da benzer olgulara dayanarak paralel veya örtüşen davalar açılmasının da yargılamaları karmaşık ve uzun hale getirdiğini kaydetti.
Tutukluluk konusunda ise Komiser, Türkiye’de özellikle gazeteciler, insan hakları savunucuları ve sivil toplum çalışanları bakımından keyfi veya uzun tutukluluk sorununa ilişkin AİHM kararlarını hatırlattı. Tutuklamanın ancak son çare olarak uygulanabileceğini, her vakada alternatif tedbirlerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Avukatlar ve barolar: “Bağımsız ve güvenli çalışabilmeliler”
Raporun dikkat çeken bölümlerinden biri de avukatlar ve barolara yönelik müdahaleler oldu.
Komiser, avukatların adalete erişim, insan haklarının korunması ve adalet sisteminin işleyişi bakımından temel role sahip olduğunu vurguladı. Baroların ise kamu yararını ilgilendiren konularda yaptırım veya sindirme tehdidi olmadan görüş açıklayabilmesi gerektiğini belirtti.
O’Flaherty, Aralık 2025’teki Türkiye ziyareti sırasında İstanbul Barosu yönetimiyle görüştüğünü ve Baro yönetiminin, Aralık 2024’te yaptığı bir açıklama nedeniyle haklarında “terör propagandası” ve “yanıltıcı bilgi yayma” suçlamalarıyla açılan davaya ilişkin bilgi verdiğini aktardı. Raporda, İstanbul Barosu yöneticilerinin Ocak 2026’da beraat ettiği, ancak beraat kararının savcı tarafından temyiz edildiği belirtildi.
Komiser ayrıca İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi avukat Fırat Epözdemir’in tutuklanması ve “terör örgütü üyeliği” ile “örgüt propagandası” suçlamalarıyla yargılanmasına ilişkin endişelerini de dile getirdi.
Raporda avukatların adliyelere girişlerinin engellenmesi veya geciktirilmesi, müvekkilleriyle görüşmelerinin kısıtlanması, soruşturma dosyalarına erişimlerinin engellenmesi, müvekkilleriyle özdeşleştirilmeleri ve bazı durumlarda ceza soruşturmasıyla karşılaşmaları da sorun olarak sıralandı.
Komiser, Türkiye’ye Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi imzalayıp onaylama çağrısı yaptı.
AYM kararları: Can Atalay ve Tayfun Kahraman vurgusu
Raporda Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması da ayrı bir başlık olarak yer aldı. Komiser, bireysel başvuru mekanizmasının insan haklarının korunması bakımından önemli bir güvence olduğunu belirtti.
O’Flaherty, Anayasa Mahkemesi kararlarının çoğunun uygulandığını kaydetmekle birlikte, bazı önemli kararların alt mahkemeler tarafından uygulanmamasından endişe duyduğunu söyledi.
Bu kapsamda Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararları raporda özellikle anıldı. Her iki davada da Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin yetki sınırlarını aştığını ileri sürerek ihlal kararlarına uymayı reddettiği belirtildi. Komiser, Can Atalay kararında ihlal yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını da kaygıyla not etti.
Raporda, idari mahkemelerin de AYM kararlarına uymama konusunda Yargıtay’a benzer gerekçeler kullanmaya başlamasından endişe edildiği ifade edildi.
AİHM kararları: 445 dosya uygulanmayı bekliyor
Komiser, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama oranının yaklaşık yüzde 90 olduğunu ve bunun Avrupa Konseyi üye devletleri arasında yüksek oranlardan biri sayıldığını belirtti. Ancak Türkiye’nin aynı zamanda uygulanmayı bekleyen en fazla karar sayısına sahip ülkelerden biri olduğunu vurguladı.
Rapora göre Türkiye hakkında 445 AİHM kararı icra edilmeyi bekliyor. Bunların 37’si gelişmiş prosedür altında sınıflandırılmış pilot dava, 106’sı ise standart prosedür altında sınıflandırılmış pilot dava niteliğinde. Bu dosyaların birçoğu beş yıl veya daha uzun süredir uygulanmayı bekliyor.
Komiser, Türkiye’nin AİHM kararlarını daha fazla gecikmeden uygulaması gerektiğini belirtti.
İstanbul Sözleşmesi, TİHEK ve genel tavsiyeler
Raporun genel tavsiyeleri arasında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden katılması da yer aldı. Komiser, Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinin, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede giderilmesi gereken bir koruma boşluğu yarattığını belirtti.
O’Flaherty ayrıca Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun BM Paris İlkeleri’ne tam uyumlu, A statüsünde bağımsız bir ulusal insan hakları kurumu haline getirilmesi için reform yapılmasını istedi.
Komiser’in Türkiye’ye başlıca tavsiyeleri şöyle özetlendi:
- TCK ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ifade özgürlüğünü sınırlayan hükümleri AİHM içtihadına uygun biçimde değiştirilmeli; Cumhurbaşkanına hakareti düzenleyen TCK 299 kaldırılmalı.
- Gazeteciler, medya kuruluşları ve insan hakları savunucuları misilleme veya keyfi müdahale tehdidi olmadan çalışabilmeli.
- 5651 ve 6112 sayılı kanunlar, erişim engeli, içerik kaldırma, bant daraltma ve yayın yaptırımlarına karşı bağımsız yargı denetimi sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmeli.
- Barışçıl toplantı hakkı kolaylaştırılmalı; gösteri yasakları genel gerekçelere değil somut ve bireysel değerlendirmelere dayanmalı.
- 3713 ve 7262 sayılı kanunlar sivil toplum aleyhine kötüye kullanılmayacak şekilde daraltılmalı.
- HSK’nın yapısı ve işleyişi yürütmeden bağımsız, çoğulcu, şeffaf ve liyakate dayalı hale getirilmeli.
- Avukatların ve baroların bağımsız ve güvenli biçimde çalışması güvence altına alınmalı; Türkiye Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi imzalamalı ve onaylamalı.
- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları eksiksiz uygulanmalı.
- Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden katılmalı; TİHEK Paris İlkeleri’ne uygun şekilde reforme edilmeli.
(HA)