Ünlü İngiliz-İranlı gazeteci ve "The Ex-Files" programının sunucusu Christiane Amanpour, William Dalrymple ve Anita Anand’ın sunduğu “İmparatorluk: Dünya Tarihi (Empire: World History)” kanalına konuk oldu.
ABD-İsrail’in İran’la yürüttüğü savaş bağlamında, bölgede neler olup bittiğine dair tarihsel bir perspektif sunan Amanpour, mevcut krizin köklerini 1979 Devrimi ve İran-Irak Savaşı üzerinden analiz etti.
Tahran’da büyümüş bir isim olarak bölgeyi hem içeriden hem de dışarıdan gözlemleme şansına sahip olan Amanpour, günümüzdeki askeri stratejilerin 1980’lerdeki hataları tekrarladığını söyledi:
Anita Anand: Christiane, bizimle olduğun için çok teşekkürler. Tahran’da büyümüş biri olarak çoğu insanın sahip olmadığı bir bakış açısına sahipsin. Bize biraz İran’daki hayatını ve o dönemi anlatır mısın?
Christiane Amanpour: Annem İngiliz ve Hristiyan, babam İranlı ve Müslümandı. Dört kız kardeştik ve devrime kadar Tahran’da büyüdük. 1978’de İran’daydım ve devrimin nasıl geliştiğini birebir gördüm. O dönemde toplum büyük ölçüde monarşi yanlısıydı. Siyaset konuşulmazdı, ifade özgürlüğü yoktu ve devlet kontrolünde tek bir medya vardı. Ama sistemin içindeyseniz sorun yaşamazdınız.
Kadınlar açısından daha fazla hak vardı. Şah ülkeyi modernleştirmeye çalışıyordu. İran, ABD ve İsrail’in önemli bir müttefikiydi ve Soğuk Savaş’ta stratejik bir rol oynuyordu. Ancak devrimle birlikte tüm bu yapı çöktü.
William Dalrymple: 1979’da bu değişim sizin için nasıl hissettirdi? Hayatınızda ani bir kopuş muydu?
Christiane Amanpour: Evet. Bir gün uyandık ve inandığımız her şeyin yanlış olduğu söylendi. Hayran olduğumuz insanlar idam edildi, hapsedildi ya da itibarsızlaştırıldı. Sistem çöktü. İnsanlar mülteci ve sürgün oldu.
İran daha eğitimli bir toplum haline geldi, bu doğru. Ama kadınların temel hukuki hakları geri alındı. Humeyni’nin ilk yaptığı şeylerden biri Kadınlar Bakanlığı’nı kapatmak ve kadınlara zorunlu örtünmeyi dayatmak oldu. Bu, devrimi destekleyen birçok kişi için büyük bir hayal kırıklığıydı.
Anita Anand: Bugün insanlar İran hakkında neyi yanlış anlıyor?
Christiane Amanpour: Devrim, ABD Büyükelçiliği baskını ve 444 gün süren rehine kriziyle birlikte gerçekleşti. Bu olay Amerika ile ilişkileri derinden etkiledi. Ancak İran tarafı da 1953 darbesini unutmadı. CIA ve MI6’nın Musaddık’ı devirmesi İran’da büyük bir travma yarattı.
Bugün hâlâ iki taraf birbirini tam olarak anlamıyor ve bu durum şimdi de etkisini gösteriyor.
William Dalrymple: İran-Irak savaşı bu savunmacı ve dış dünyaya karşı sert tutumu şekillendirdi mi?
Christiane Amanpour: Kesinlikle. Saddam Hüseyin İran’ı zayıf sanarak 1980’de saldırdı ama savaş 8 yıl sürdü. Bu süreçte Devrim Muhafızları ve Besic güçleri güçlendi. Gençlerin mayın temizlemek için kullanıldığı bir savaş zihniyeti oluştu. Bu, bugün de devam eden “teslim olmama” anlayışını pekiştirdi.
Anita Anand: Bugün de benzer bir tablo mu görüyoruz?
Christiane Amanpour: Evet. Humeyni’nin ölümünden sonra sistemin yumuşayacağı düşünülmüştü ama olmadı. Ali Hamaney döneminde devlet daha da ideolojik ve askeri hale geldi. Bugünkü İran sadece teokratik değil, aynı zamanda askeri ve ideolojik bir yapı.
Anita Anand: Bu durum nereye gider?
Christiane Amanpour: Bu Venezuela’ya benzemez. Net bir askeri hedef yok. Sürekli değişen hedefler var ve bu çok tehlikeli. Artık bu sadece İran içindeki bir savaş değil, tüm bölgeyi saran bir çatışma.
Hürmüz Boğazı da çok kritik. İran bunu kapatırsa küresel enerji krizi büyür.
William Dalrymple: Trump bu süreci yanlış mı hesapladı?
Christiane Amanpour: Evet. İran’ın baskı karşısında geri adım atacağını düşündü ama bu yanlış bir varsayım. İran’ın tarihsel refleksi farklı. Ayrıca deneyimli diplomatlar sistemden uzaklaştırıldı, yerlerine sadakat esaslı isimler geldi.
William Dalrymple: Netanyahu’nun rolü ne kadar belirleyici?
Christiane Amanpour: Çok belirleyici. Yıllardır bu anı bekliyordu. Ama taktik başarıları stratejik sonuçlarla karıştırıyorlar. Liderleri ortadan kaldırmak kalıcı çözüm üretmiyor; yerlerine yenileri geliyor.
Anita Anand: İran halkı bu süreçte ne hissediyor?
Christiane Amanpour: Başta bazıları savaşın kendilerini özgürleştireceğini düşündü. Ama şimdi savaşın kendilerini de hedef aldığını görüyorlar. Enerji, su, altyapı zarar görüyor. İnsanlar korkuyor ve kaçmaya çalışıyor. Aynı zamanda rejim baskıyı artırıyor.
William Dalrymple: Bu durum milliyetçi bir tepkiye dönüşüyor mu?
Christiane Amanpour: Evet. İnsanlar rejimi sevmese bile dış saldırı karşısında birleşiyor. Bu da rejimi zayıflatmak yerine güçlendirebilir.
Anita Anand: Bu süreç nasıl sona erer?
Christiane Amanpour: Ancak müzakereyle. Başka bir çıkış yolu yok.
Anita Anand: Peki müzakere olursa ne olur?
Christiane Amanpour: Rejim devrilmezse daha sert bir İran ortaya çıkar. Ve şu mesaj veriliyor: “Bir daha saldırıya açık olmayacağız.” Bu da nükleer kapasiteyi artırma ihtimaline işaret eder.
William Dalrymple: Rejim değişimi mümkün mü?
Christiane Amanpour: Şu an için pek görünmüyor.
Christiane Amanpour (kapanış): Bu savaşın nasıl biteceğini bilmiyoruz ama çok tehlikeli bir noktadayız.
(HA)
