Halkların Köprüsü Derneği’nin organize ettiği Uluslararası Mülteci Film Festivali, İzmir Fransız Kültür Merkezi’nde başladı.
2026'da 5’incisi düzenlenen festival, 14-18 Nisan arasında sinemaseverleri ağırlayacak. Festivalde belgeseller dahil çeşitli filmler gösterime girerken, paneller ve film yönetmenleriyle söyleşiler de yer alacak.
48 film gösterilecek
Resmî festival duyurusuna göre programda kısa, orta ve uzun metrajlı 48 film yer alıyor; gösterimlerin ardından yönetmen ve oyuncularla söyleşiler yapılıyor ve giriş ücretsiz.
Festival zorunlu yerinden edinme, göç, sınır ihlalleri gibi temalara adanmış filmler üzerinden mülteci yaşamlarını ve hikâyelerini görünür kılarak mülteci sorunlarına ilişkin farkındalık oluşturmayı hedefliyor.
Festival Başkanı Emel Yuvayapan, etkinliği “yerinden edilmiş milyonlarca insanın sesine kulak verme çağrısı” olarak tanımladı. Dernek Başkanı Nuray Pehlivan da savaşların ve küresel gerilimlerin zorunlu göçü büyüttüğünü, bu nedenle savaş karşıtı ve insan onurunu savunan bir tutumun önem kazandığını söylüyor.
Açılış konuşması
Festivalin açılış konuşmasını Halkların Köprüsü Derneği Kurucu Başkanı Prof. Cem Terzi yaptı.
Ege'de batan bir mülteci teknesinden sahile vuran mülteci bebek ölümünün ikonik fotoğrafına gönderme yapan Terzi, bebeğin Kürtçe adının değiştirilerek medyada Aylan diye yansıtıldığına hatırlattı; “Alan bebeğin Kobanêli olduğunu sonradan öğrendik” dedi.
"Akdeniz bir toplu mezara dönüştü"
Avrupa'ya doğru ciddi bir Afgan göçünün başladığının altını çizen Terzi, “Afganistan, 40 yıldır savaş içinde olan bir ülke." dedi.
"Dünyanın geri kalmışlık açısından sondan ikinci ülkesi ve yaşam koşullarının çok zor olduğu bir ülke ve bu göç devam ediyor. Denizde her batan botun bir siyasi karar sebebi olduğunu söyleyebiliriz. Bu insanlar kapatılan sınırlar, geri itmeler, geri gönderme anlaşmaları, insan hayatını pazarlık nesnesine çeviren devlet politikaları tarafından öldürüldüler. Akdeniz bir deniz değil artık, bir toplu mezar”
"AB-Türkiye göç anlaşması bir tuzak"
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında geri gönderme anlaşmasının 10’uncu yılına ulaştığını kaydeden Terzi, bu anlaşmanın bugün bir tuzak, bir hapsetme rejimi olduğunu anladıklarını söyledi.
Prof. Cem Terzi Türkiye’nin milyonlarca sığınmacının tutulduğu açık hava hapishanesine dönüştüğünü vurguladı:
“Bu ülkede bu insanlar korunmuyor. Burada insanlar tutuluyor. Seyahat etmelerine, buradan gitmelerine izin verilmiyor. Avrupa Birliği ile imzaladığımız göç anlaşması böyle bir anlaşma. Türkiye’de ucuz iş gücü olarak kullanılıyorlar. Sigortasız emek olarak kullanılıyorlar ve kayıtsız hayatlar olarak yaşıyorlar.”
Küresel kriz, savaş ve yerinden edilme uyarısı
Sığınmacıların hedef gösterildiğine dikkat çeken Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Terzi, mültecilerin İzmir'de nefret objesi haline getirildiğini vurguladı:
“İşimizi aldılar, ülkemizi işgal ettiler, İzmir’imizi bozdular diye. Kapılarına tel örgü çekenler, sınırlara duvarlar örenler var. Türkiye de hem Suriye sınırına hem Irak sınırına çok büyük uzun ve elektronik tehditli duvarlar ördü, örüyor. Bugün yaşadığımız çağ finansallaşmış kapitalizmin yeni bir kriz çağında. Maalesef bu çağda savaş bir sapma değil, yeni düzenin kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Kriz derinleştikçe savaş eğilimi artıyor. Devletler çökertiliyor, toplumlar parçalanıyor, halklar yerinden ediliyor. Yemen’de, Gazze’de, Suriye’de olan budur. İran’da da yapılmak istenen budur. Ve sonra dönüp soruyorlar; bu göçmenler, bu insanlar nereden geldi? Niye geliyorlar? Bu sorunun kendisi bile ahlaksız bir sorudur.”
Gösterimler başladı
Daha sonra Olivier Meys tarafından yönetilen “Jahia’nın Yazı” adlı film gösterimi gerçekleşti. Açılış, Halkların Korosu’nun verdiği dinletiyle devam etti
Programda ayrıca İlker Çatak’ın “Sarı Zarflar”, Maria Schrader’ın “Şafak Sökmeden”, Bingöl Elmas’ın “Yeni Han (No Country for Others)” ve Rıza Oylum’un “Yerli Yurtsuz (Rootless Resident)” ve Aurel’in “Josep” filmleri de gösterilecek.
Kapanış ise “Kardeş Türküler ile 30 Yıl” belgeseliyle yapılacak.
(AEK)

