“Halikarnas Balıkçısı” olarak da bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın torunlarının açtığı davada, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, “Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar” dizisinin yayınına 21 Şubat’ta durdurma kararı verdi.
Karar, kişilik hakları ile sanat özgürlüğü arasındaki denge tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Dizi, pazar günleri NOW TV’de yayınlanıyordu ve Şakir Paşa ailesini konu alıyordu. Kabaağaçlı'nın torunları, kendilerinden izin alınmadığını belirterek diziyle ilgili hukuki süreç başlatmıştı. Mahkeme, başvuruyu değerlendirerek dizinin yayınına geçici tedbirle son ve yayınların iptaline karar verdi. Mahkeme kararı öncesinde dizi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) üç haftalık yayın durdurma cezası almıştı.
Söz konusu gelişmelerin ardından, dizinin YouTube kanalındaki videolar kaldırıldı ve NOW TV, dizinin adını, görselleri ve bölümlerini silerek yayın akışından çıkardı.
Mahkemenin aldığı tedbir kararının ölçüsüz olup olmadığını ve RTÜK müdahalesinin dizinin yayınının durdurulmasındaki etkisini avukat Hande Kuday, bianet için değerlendirdi.
Şakir Paşa Ailesi neden popüler oldu?
2 Ocak 2025
Önceki örnekler
Benzer hukuki süreçlerin daha önce Neşet Ertaş ve Ahmet Kaya'nın hayatlarını anlatan yapımlarda da yaşandığını hatırlatan Kuday, şöyle dedi:
“Şakir Paşa Ailesi zaten Türkiye entelijansının yakından bildiği, aile üyelerinin sanat ve özel hayatlarını çeşitli kaynaklardan öğrendiği, Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet yıllarının ilk dönemlerine önemli izler bırakmış köklü bir aile. Aileyle ilgili bildiğimiz en detaylı hikâyeler de bizzat aile mensuplarının yazmış olduğu biyografik kitaplardan oluşuyor.
“Fakat Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın torunları, dizinin aile itibarına zarar verdiğini ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini öne sürerek dava açtı. İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, aile üyelerinin talebi üzerine dizinin yayınlarının ve çekiminin durdurulmasına karar verdi. Bu karar sonucunda, dizinin tüm bölümleri dijital platformlardan kaldırıldı ve yeni bölümlerin çekimi durduruldu. Bu süreç aslında daha öncesinde Neşet Ertaş’ın hayatını anlatan ‘Bozkırın Tezenesi’ ve Ahmet Kaya’nın hayatını anlatan ‘İki Gözüm’ filmlerinde de yaşanmıştı.
“Her iki filmde de aileler, merhum sanatçıların hayatının ve özel anılarının izinsiz şekilde sinemaya uyarlanmasının, kişilik haklarının ihlali ve manevi haklara saldırı teşkil ettiğini öne sürmüştü. Neşet Ertaş’ın hayatını anlatan filmde ailenin itirazı kabul edildi ve filminin yayını engellendi.
“Buradaki temel gerekçe Neşet Ertaş’ın sağlığında kendi hayatının sinemaya uyarlanmasını istemediğini ifade etmiş olmasıydı. “İki Gözüm” filmi için ise ailenin itiraz süreçleri fayda etmedi, yapım şirketi filmde Ahmet Kaya’dan sadece “Ahmet” olarak bahsedip soyadını geçirmedi ve sanatçının sesi eserlerini ailenin rızası olmadığı için kullanamadı.”

“Kişilik hakkı” tartışması
Biyografik yapımların hukuki süreçlerinin kişilik hakları, mirasçılar ve sanat özgürlüğü dengesi çerçevesinde değerlendirildiğini söyleyen Kuday, açıklamasına şöyle devam etti:
“Bu tür biyografik yapımların hukuki süreçleri, kişilik hakları, mirasçılar ve sanat özgürlüğü dengesi çerçevesinde değerlendirilir. Yargıtay kararlarında ve doktrinde, hayatı filme konu olan kişinin kamuya mâl olmuş biri olmasının sınırlarını “kişilik hakkı”nın unsurlarını ihlal etmemesi denge ve çerçevesinde çiziyor. Kişilik hakkı, kişinin şeref ve haysiyetinin, mahremiyetinin ve özel hayatının gizliliğinin korunması kapsamında değerlendiriliyor. Kişilik hakkı ölümle birlikte mirasçılara geçen bir hak değil; ancak kişilik hakları ölüm ile sona ermiş kişinin mirasçıları, esere konu edilen kişinin kötü gösterilmesinin, şeref ve haysiyetinin zedelenmesinin önüne geçmek için hukuki yollara başvurabiliyorlar.
“Dizi proje aşamasındayken senarist Hande Altaylı tarafından birçok aile ferdiyle birlikte görüntü verilerek ailenin onayının olduğu intibası oluşturulmuştu. Dava dosyasını görmemekle birlikte buradaki temel meselenin Şakir Paşa’nın geliniyle yaşadığı ilişkinin bir dedikodu mu, yoksa gerçeğin dramaturjisi mi olduğu meselesi olduğunu tahmin ediyorum. Bir biyografiyi anlatırken yasal mirasçılardan izin alınması da kişilik haklarına saldırıyı doğrudan ortadan kaldıran bir husus değil zira. Ancak diziden çok önce de herkesçe konuşulan, bir tevatürden öte olduğu görüşünün ağırlıkta olduğu bu ilişkiye dair ilk ifşa da bu diziyle gerçekleşmedi.”

“RTÜK kararının hukuken tartışılacak bir yanı yok”
“Daha önce de Halikarnas Balıkçısı’nın otobiyografik romanı Mavi Sürgün’den yola çıkıp aynı isimle filme aktarılan eserde de bu hikâye işlenmişti; ama o süreçte mirasçıların hukuki bir sürece girip girmediğini bilmiyoruz. Yine birçok aile ferdinin bu ilişkiyi doğruladığı, Murat Bardakçı’nın 24 yıl önce kaleme aldığı ve çok sert ve rahatsız edici ifadelerle “tecavüz” şeklinde isimlendirdiği ve bunu ismini vermek istemediği bir aile bireyi tarafından teyit edildiğini aktardığı yazısı da mevcut. Yazıya hâlâ gazetenin sitesinden ulaşılabilir ve herhangi bir yayın yasağı yok.
“Burada denklemi biraz daha içinden çıkılmaz bir hâle getiren dizinin aynı zamanda RTÜK radarında olması ve halihazırda 3 bölüm yayın yasağı alması. RTÜK kararının hukuken tartışılacak bir yanı yok, zira herhangi bir gündüz kuşağı programında gördüklerimizden ayıran, ailelerinin arasındaki sosyo ekonomik sınıf farkı.
“Mahkemeler bu tür davalarda birbirinden farklı kararlar verebilmekle birlikte siyasal iklimden de paylarına düşeni alabiliyorlar kuşkusuz. Tedbir kararının başvuruyla aynı gün alındığı söyleniyor, bu kararda bu cezanın bir etkisi olmuş mudur, diye düşünmek çok da garip değil. Yapım şirketinin hukuki itirazlarında muhtemelen aileyle ilgili daha önce yayınlanmış eserler, bu ilişkinin bizzat aile fertleri tarafından da doğrulandığı belge ve yazınlar, bu aksın film ve edebi eserlerde ele alınış şekli delil olarak sunulmuştur.
“Burada mahkemenin bu anlatının kişilik haklarını zedeleme ve fikir sanat özgürlüğü dengesini ne oranda bozduğuna dair yargılamanın esasına girmeden böyle büyük maliyetli bir projenin çekimlerinin dahi durdurulması yönünde karar vermesindeki ölçüsüzlüğü gündeme gelebilir.”
Etik tartışmalar
Ailenin kişilik haklarının ihlal edildiği iddialarına karşı, mahkemeye sunulan önceki eserlerin delil olarak değerlendirilmesiyle tedbir kararının kaldırılmasının mümkün olabileceğini söyleyen Kuday, açıklamasını şöyle sonlandırdı:
“Hayali ve çarpıtılmış gerçeklerle ailenin kişilik haklarına zarar verildiği yönündeki iddialara karşılık, mahkemeye sunulan aile hakkında meydana getirilmiş daha önceki eserlerin delil olarak değerlendirmesi sonucunda tedbir kararı kaldırılabilir. Zira ölçülülük ilkesi gereği daha az müdahaleci ve telafisi mümkün zarara yol açacak düzeyde önlemlerle hak ihlallerinin önünü kesme yolu denenmesi gerekir. Esere konu kişinin anıları olabildiğince doğru şekilde aktarılması ve murisin yanlış tanıtılıp manevi şahsına zarar verilmemesi temel kriter ve bunu korurken alınan önlemlerin dengesini gözetmek de önemli.
“Ancak anlaşılıyor ki dizinin devam etmesi halinde ailenin sonraki jenerasyonlarının parlak sanat hayatları yanında çalkantılı ve dönem açısından skandallarla dolu özel hayatlarına da yer verilecek ve sanırım ki bu süreç ve buradaki etik tartışma birçok kez karşımıza çıkacak.
“Dizinin benim için temel etik tartışmasının ailenin izninden ziyade, hakkında 6284 sayılı yasa doğrultusunda psikolojik şiddet, tehdit, ısrarlı takipten uzaklaştırma kararı verilmiş bir isme meşru alan açması olduğunu da belirtmek isterim.” (TY)