Bakırhan: Kürtler ayrılmak istese burada olmazdık
"Çerçeve yasa" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" Meclis'te görüşülüyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisi adına söz aldı.
Demirtaş ve Mızraklı'dan 'çerçeve yasa' açıklaması: 'El ele geleceğe yürümek zorundayız'
"Vatan ortaktır"
"Bu yasa taviz değildir, yenme ve yenilme değildir'' diyen Bakırhan, "Türk kardeşlerime sesleniyorum. Bu süreçte sizden eksilen bir şey yoktur. Bu süreç Türkiye'yi refaha kavuşturacak. Ülkenin bütünlüğünü tartışmaya açmıyoruz. Bu ülkeyi bölünmeye yaklaştıran şey çatışmadır. Kürtler ayrılmak istese burada olmazdık. Vatan ortaktır" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda 'çerçeve yasa' görüşmeleri
Bakırhan'ın konuşmasının tam metni şöyle:
Sayın Başkan, partilerin çok değerli Genel Başkanları, kıymetli milletvekilleri, bizi izleyen değerli Türkiye halkları ve cezaevindeki bütün yoldaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce Sırrı Süreyya Önder şahsında barış için emek veren, çaba harcayan ama bugün aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı da saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada bu tarihî geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi ülke olarak yeni bir istikamette yol almanın pusulasıdır, bizi bu istikamete götürecek olan adres Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Saygıdeğer üyeler, cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn’dan istiklal mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi, ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu, bunun bedelini şu veya bu şekilde bütün ülke ödedi. Şimdi, acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Bugün mesele ilk kez gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclisin kayıtlarına geçmesidir. Parlamento bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu, aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı Meclisin bir sorumluluğudur.
1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleri ile Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071’de Malazgirt’i, Anadolu’nun kapılarını açtı, sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi, uzun yüzyıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O hâlde, Parlamento bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki tarihe geçecek günler güçlü bir irade gerektirir, bu irade bugün bu Mecliste vardır.
Değerli milletvekilleri, bu Meclisin hafızası bizlere Türkler ve Kürtlerin ortak hikâyesini ve güçlü ortaklık potansiyellerini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var, aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var; bin yıllık kardeşliğimiz ve cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya’da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi, Erzurum’da birlik iradesi bu iklimde dile geldi, Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı, 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı ama bu ufuk inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz büyük zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi. Bir parantez açmak istiyorum: Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? “Bu adımla Orta Doğu dengeleri altüst olacak.” dedi. Aslında altüst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıydı, biz bunu çok iyi biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını altüst edecek, beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecektir. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa Kürtleri hukuka dâhil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifi ile beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz, güçlü bir başlangıç yapıyoruz. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısıyla bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çizmek istiyorum. Kendisinin Türkiye çözümden yana çabalarının ön yargılarla değil, hakkaniyetle görülmesi gerekir. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün de hakkını veriyoruz.
Değerli hazırun, şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz. Irak’tan Suriye’ye, İran’dan doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızlı bir şekilde değişiyor. Orta Doğu’da devletlerin yeniden inşası yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüzyıl önce inkâr edilen Kürt varlığı bugün Orta Doğu’nun temel dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Kürt jeopolitiği Orta Doğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihî Türk-Kürt ilişkilerini bu jeopolitik gerçek etrafında yeniden güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor. Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder; Orta Doğu’ya huzur ve demokrasi getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı büyük güvence yaratır. Biliyoruz ki komşuları yanan bir evde barış lüks değildir, sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi bize olduğu kadar bütün komşularımıza da nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar genelde acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki bu sayfa Türkiye’de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.
Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz bu yasa bir ayrıcalık üreten yasa değildir, çatışma çözümün ilk adımıdır. Bu bir al ver meselesi değil; bu, tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir, yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var, o da tüm Türkiye, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir, halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir. Bu kürsüden Türk kardeşlerime bütün açık yürekliliğimle seslenmek istiyorum: Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine, bu süreç Türkiye’yi büyüten, daha refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size bölüneceğiz korkusu anlatıldı, yine anlatılmaya devam ediyor. Oysa, bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın ta kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclisin çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum: Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartışmayacağız, asla yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var, o da başka acıların yaşanmamasıdır.
Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum: Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. Yine mi kandırılacağız kaygısını biliyoruz. Bu kaygı vehim değil, çok iyi anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler örgütlü bir halktır; ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şahsa da düzeltecek bir kantar var, o da sizsiniz. Emin olun, siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için daha güçlü mücadeleye devam edeceğiz ama şimdi, hepimizi yakan bir ateş var, önce o ateşi söndürmeliyiz. Kürtçede [3] denir yani “Ateş ateşle söndürülmez.” Elli yıllık çatışmanın bize öğrettiği en yalın hakikat budur inanın. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı, her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine, ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine büyük bir fırsat sunacak. Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı güçlü bir demokratikleşme rüzgârıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey ikinci adımda yani Ekim ayında, Meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır.
Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dâhil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkını, hukukunu sağlamalıyız. Ekimde Parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır yani hepimizdedir.
Değerli milletvekilleri, barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır, bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir Mekke dönemi psikolojisi yaşıyor, farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor, diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı, ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı Medine dönemi aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz; hicret berekettir, hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabii ki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insanımız.
Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “Bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı.” diyebilmeliler, işte, gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her “evet” oyu 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.
Değerli arkadaşlar, barış eken yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberleri artık gitmeyecek; analar yasta değil, ortak muhabbette buluşacak. Şimdi, bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz; bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun, Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz; bölgesel oyunun kurucusu hâline gelmek işten bile olmayacak. Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke yıllardır ödedi; barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekçiler, emekliler kazanacak. Her yıl 50 milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek; inşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım görmeyen coğrafyalar yaşam bulacak.
Saygıdeğer halklarımız, peki, biz bu teklife neden imza attık, neden “evet” diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz: Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz; değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz. Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye ana dil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazlarıdır, barışa giden yolun taşlarıdır fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır. Bugün atılan şey bir temeldir, temel tek başına ev değildir; Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’dir, taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye o eşikten dönmeyeceğiz, aralanan kapıdan kararlı bir şekilde içeri girecek, bu evi inşallah hep birlikte tamamlayacağız.
Değerli üyeler, devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürt’ün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevi’nin inancını eşitçe, özgürce yaşayabildiği, Roman’ın, Ermeni’nin, Çerkez’in, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı demokratik bir ülke istiyoruz. Yüz yıl önce bu Meclis farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti, yüz yıl sonra aynı Meclis en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. 86 milyon Ankara çözümüne hazırlanıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu, şimdi onu çerçeve yasadan başlayarak hepimizin evi hâline getirmek vaktidir. Yarın, özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne “merhaba” diyeceğiz. Biz, buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi’nde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır. Çok içten ifade etmek istiyorum ki: Bizim adamız Türkiye’dir. O hâlde, bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka bir yolumuz yoktur.
Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın, Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Arıkan, Sayın Babacan, Sayın Davutoğlu başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum. Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy vererek katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza yarının Türkiye’sine miras kalacak, bu Meclisin tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak.
Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun; bu mühür bozulmasın, bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun.
Hepinizi selam, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
(FY)