Gemileri Yakmak

Seni yönetmesini istediğin kişiyi, istediğin yönetim biçimini, anayasayı, sistemi seçme hakkın yoktur. Onların hazırladığı seçim ve referandumlarda oy verebilirsin ama sonucu değiştiremezsin...

Gariptir yaşam...

Daha başındayken seçme hakkın yoktur, ne anneni ne babanı, seçemezsin. Onlar da seni seçemez. Baba erkek ister sen kız olursun, ya da tersi.

Dokuz ay karanlık, su dolu bir ortamda sana annelik yapanın yedikleriyle doyurursun karnını. Seçme hakkın yine yoktur. Belki annenin de yoktur. Ne bulabiliyorsa onu yiyordur. Sana da yediklerinden payına düşenler kalır.

Yoksul bir baba ve anneye sahipsen, ki genelde öyledir, daha baştan birçok şeyi kaybettin demektir. Bunu daha annenin karnındayken, onun yediklerinden payına düşenleri alırken anlarsın.

Anne karnında aldığın ilk gıdalar, aynı zamanda ileride karşılaşacağın yaşam şartlarının da habercisidir. Yine seçim şansı vermemiştir hayat.

Pişmanlık veya geri dönüş de yoktur.

Çaresiz, dokuz ay on günlük tutukluluk süresi sonrası tahliyeni beklersin. Tutukluluk sürenin infazı veya indirimi yoktur ama arada erken tahliyeler de olur. Erken tahliye çoğu zaman ölüm demektir, henüz gün ışığını göremeden.

Tahliye günü, ciğerlerine dolan ilk yudum oksijeni solumak, belki de acı verdiğinden, yaşama anne karnı dışında başladığın ilk saniyelerde başlarsın ağlamaya.

Böylesi gariptir yaşam.

Daha ilk adımda başlar gözyaşları dökülmeye gözlerinden. Kesilmiştir göbek bağın, tıpkı gemileri yakma emri veren Tarık bin Ziyad'ın askerleri gibidir durumun. Artık geri dönüş yolları kapanmış, yaşamın acımasızlığı ile karşı karşıya kalmışsındır.

Birazcık şansın varsa, annenin sütü yeterli gelir sana. En azından yaşama hazırlanman gereken ilk dönemleri güçlenmek için harcarsın.

Aksi durumda güçlenemez, yaşamın acımasızlığı içerisinde bir de insanların acımasızlığı altında ezilmekle de uğraşmak zorunda kalırsın.

Seçim yapabileceğin zamanlar da gelecek elbette ama ilk adımların çok önemlidir. Ne kadar güçlü olursan seçimlerin o kadar sana yaşamda kolaylık ve güzellik sunar.

Aslında bu da senin elinde değildir ne yazık ki...

Babanın ve annenin sağlık durumları, beslenmesi, yaşam koşulları ve ruhsal yapıları seni ortaya çıkaran yumurta ve spermi şekillendirmiş, senin şartların daha annenin yumurtası, babanın spermi oluşurken belirlenmişti.

Seçim hakkın daha baştan yok edilmişti. Böylesi garip bir yaşamın içine bırakıldın, Seçimsiz,,,

Çok yoksul veya dünya zengini bir ailen olabilir!

Zeki ya da aptal, sağlam ya da engelli, yetenekli ya da yeteneksiz birisi olabilirsin!

Annenin yumurtası, babanın spermi oluşurken belirlenmiş olan yaşamın çok kötü de olabilir çok iyi de, bu konuda da seçim hakkın yok.

Erkek ya da kadın olmayı seçemediğin gibi kardeşlerini de, dilini de, dinini de, kimliğini de seçemezsin! Onlar da senin var olma koşulların içerisinde oluşurlar.

İçerisinde yaşadığın ailenin koşullarına göre şekillenmeye, beslenmeye, öğrenmeye, büyümeye başlarsın. Okulun da, aile içi eğitimin de koşullara bağlıdır.

Seçemezsin!

Seçimlerin, içerisinde bulunduğun yaşam koşullarının sana verdiği/vereceği seçenekler kadardır. Fazlası yoktur/olamaz.

Yoksul bir aile ve çevredeysen, bir de herhangi bir engelin varsa, yaşam cehennem olur, ölmek kurtuluş, ölemezsin!

Ailen orta halli veya yukarısında koşullara sahipse, kültürlü, okumuş ve sağlıklılarsa, keyfine diyecek olmaz ki bu durumda senin de sağlıklı, eğitimli ve mutlu olman, seçeneklerinin fazla olması kaçınılmaz olur.

Ailenin ekonomik, sağlık ve eğitim koşulları ne kadar yüksekse, sana sunulacak seçenekler de o kadar fazla olur sanma, yanılırsın!

Ailenin istediği okulda, ailenin önerdiği mesleğe doğru yürümek, ailenin önerdiği kadınla/erkekle evlenmek, aile çevresinin dışına çıkamamak durumunda kalabilirsin! Özellikle de ailen soylu sınıfında ise yandın demektir!

Yaşadığın ülke de önemli, seçim yapabilmek açısından. Ülkenin yaşam standartları, yönetme biçimi, varlık ve yoklukları da seçme hakkını etkileyebilir.

İstediğin mesleği edinirsin ama iş bulamayıp diplomanın çok ötesi bir işte çalışmak zorunda kalabilirsin! Ya da birlikte yaşamak istediğin, eş olarak seçtiğin kişinin ailesi, sırf senin dilin, dinin veya rengin yüzünden isteğini geri çevirebilir. Yaşam boyu onu unutamayabilir, acısını yüreğinde taşıyabilir, başka biriyle ehven-i şer* bir birliktelik kurmak zorunluluğunu yaşayabilirsin!

Seni yönetmesini istediğin kişiyi, istediğin yönetim biçimini, anayasayı, sistemi seçme hakkın da yoktur. Senin önüne koyulan kişiyi seçebilirsin! O kişilerin hazırladığı anayasa ile yönetilirsin! Onların hazırladığı seçim ve referandumlarda oy verebilirsin ama sonucu değiştiremezsin!

Seçim konusunda ısrar edersen, sana uygulanacakları da seçemezsin. Sorgu, kötü muamele, hakaret, cezaevi, darp veya öldürmeye kadar seçenekler vardır ama buna karar veren sen olamazsın.

Onda da seçim hakkın olamaz!

Ana rahminde senin için hazırlanan yumurta, babanın spermleri oluştuğu ve birbirine kavuştuğu gün başlayan yaşamın ölüme mahkûm bir yaşamdır.

Gerçek anlamda tek seçim hakkın vardır. Sana sunulan ve sonunu, sonucunu bilmediğin yaşamın süresini tamamlamadan gitme hakkı!

Ama unutma ki yaşam içerisinde çok az olan seçim hakları yüzünden de gidilmeyecek kadar güzeldir yaşamak, her şeye rağmen, her şeye inat yaşamaktır esas olan.

Gemileri daha baştan yakmaktır.

Direnmektir yaşam.

Berxwedan Jiyane (NT/YY)

*Ehven-i şer: Kötünün iyisi


İstanbul - BİA Haber Merkezi

29 Nisan 2017, Cumartesi

Nami Temeltaş