Annelerinin yakalandığı ‘yaşlılık hastalığı’ nedeniyle Didier Eribon ve kardeşleri onu, -istemi dışında- bir bakımevine/ huzurevine yerleştirir. Bu bakım şekli, annelerinin ‘hapishanesi’ olacaktı. Artık hareketlerinde ve seçimlerinde özgür olamayan anne, evindeyken "Yapayalnızım; her zaman yalnız olmak hiç de eğlenceli değil" diye yakınırken, huzurevinde akranlarıyla kaldığında evindeki yalnızlığından pişmanlık duyar. Huzurevindeki gayri resmi ve kodlanmamış etkileşime alışamaz. Sosyalleşmekte, grup etkinliklerine katılımda zorlanır. Kurum işleyişinde dayatılan kurallara boyun eğmeyi kabullenemez. Eribon’un annesi, yaşama dirense de ‘kayma sendromu’ nedeniyle altı-yedi hafta sonra ölür.
Fransız Felsefeci ve yazar Didier Eribon, "Halktan bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölümü" adlı kitabında, annesinin yaşamını, yaşlılığının son dönemini anlatıyor, annesinin özelinde yaşlanma ve yaşlılık olgusu ile yaşlı bakım kuruluşlarını sorguluyor. Batı Felsefesi kavramlarının yaşlılığın dışlanmasına dayandığını söylüyor. Okurunu düşünmeye davet ediyor, kendine özgü ifadelerle ve bunu çok iyi başarıyor.
Eribon, her yeni(den) sosyalleşme, yeni pratikler, yeni davranışlar, yeni varoluş biçimlerini öğrenmeyi, kişinin kendisini ve başkalarıyla olan ilişkisini şimdi içinde bulunduğu yeni dünyada yeniden ele almayı gerektirdiğinden hareketle; Huzurevi yaşamının, kişinin kendisini ve dünyayı çok özel bir yöntemle yeniden öğrenmesi anlamına geldiğini söylüyor.
İnsanı tanıdık dünyasından, çevresinden, yaş ve hastalık nedeniyle alanını oluşturan unsurları daraltan tüm dönüşümlere rağmen, kalıcılığı olmasa da belirli bir sürekliliği koruyan günlük yaşamından koparan pek çok huzurevinin Norbert Elias’ın deyimiyle "yalnızlık çölü" olduğunu vurguluyor.
Kitaptan (sayfa 54-55)
"Daha önce birbirini tanımayan yaşlı insanların bir arada yaşadığı kurumların sayısı giderek artıyor. Yine de bugünün kuralı olan yüksek derecede bireyselleşmeyi dikkate alsak bile, toplumumuzdaki çoğu insan emekli olmadan önce sadece aileleri için değil, aynı zamanda az çok geniş bir arkadaş ve tanıdık çevresiyle de duygusal bağlar kurmuş oluyor. Yaşlanma olgusu, genellikle en yakın akrabalar dışındaki bu bağlarda sürekli bir azalmaya yol açıyor."
"Yaşlı evli çiftler haricinde, huzurevine girmek genellikle sadece eski duygusal bağların kesin olarak koparılması değil, aynı zamanda bireye herhangi bir olumlu duygusal ilişkide olmadığı insanlarla birlikte yaşamak anlamına gelir. Doktorlar ve bakım personeli tarafından sağlanan fiziksel bakım ne kadar mükemmel olursa olsun, yaşlı insanları normal hayatlarından koparıp yabancılarla bir araya koymanın onları yalnızlığa mahkûm etmek anlamına geldiği gerçeğini engelleyemezler. Burada sadece, özellikle erkeklerde ileri yaşlarda daha da aktif olabilen cinsel ihtiyaçları değil, aynı zamanda birlikte olmaktan hoşlanan ve birbirlerine belirli bir bağlılık duyan insanlar arasında var olan duygusal yoğunlukları da düşünüyorum. Bu tür ilişkiler de genellikle huzurevine geçişle birlikte azalır ve orada nadiren yerine yenileri konur."
Seksen yedi yaşındaki annesinin -çoğu birçok algı ve iletişim yetisi azalmış- insanlarla çevrilmiş olmasına, yaşlılık döneminin talihsiz yoldaşlarına karşı saldırgan patlamalarıyla ifade etmesine, huzursuzluğuna ve isyanına, dahası kendisini ve kardeşlerini acımasızca suçlamasına yol açtığını söyleyen yazar ekliyor: "Bu bedeninde yaşadığı yaşlılığın kaçınılmaz yüzünü gösteren aynayı reddetme biçimiydi."
Eribon, huzurevi ve total kurumlar...
(…) Huzurevlerinde sakinler, geçici bir süre orada değildir. Aynı yerde toplanan bu insanlar arasındaki sosyal, mesleki, siyasi, kültürel, din gibi farklılıklar bulanıklaşmış, silinmiş gibi görünür ve bir dereceye kadar öyledir. Çünkü geçmişin tutarsız varoluşları- bunların seçilmiş veya arzulanmış olduklarını söylemek zor -bu ortamda bir arada yaşamaya başlar. Bu, genel standardizasyonda bireysel özgürlüklerin bir tür silinmesidir.
Total kurumlar çok sayıda bireyin aynı durumda buluştuğu, ‘nispeten uzun bir süre’ değil, kesin bir süreliğine dış dünyadan koparıldığı, gidişatı açıkça ve titizlikle düzenlenmiş bir münzevi yaşamı birlikte sürdürdüğü bir ikamet ve çalışma yeri. Buradaki Sosyal düzenin anlaşılması zordur, derinliklerini yakalamak kolay değildir. Kısıtlamaların ve disiplinin hüküm sürdüğü bu kurumlarda personel ve sakinleriyle konuşma imkanı sınırlıdır.
Eribon sorguluyor: "Annem daha bağımsız ve enerjik iken kuruma yerleştirilseydi; huzurevinde ziyaretçisi oğullarını ve aşık olduğu adamı, evindeki gibi değil hastanede gibi kabul etmeseydi; huzurevi personeli yeterli olup da tüm yaşlılara ve kendisine daha fazla zaman ayırsaydı; çalışanların işin hızı ve zorluğu nedeniyle sıkça işten ayrılmasaydı daha mı iyi olurdu?"
Eribon soruyor: "Yaşlandıkça kim olduğumuzu tanımlayan haklar, yerler, mekanlar ve ilişkiler bütünü -kaçınılmaz olarak- daralır. Yaşlandıkça, 'benlik alanı' daha da küçülür, sonunda eriyip gider. "Ben’den, eski ‘alanından’ geriye kalan (çok) az şey üzerinde -neredeyse- hiçbir kontrolümüz olmadığında ‘ben’e ne olur?"
Yazar, annesinin huzurevinde fiziksel ve zihinsel sağlığı hızla kötüleştiğini; karmakarışık zihniyle paralel bir gerçeklikte yaşamaya başladığını; güçsüz, karar vermekten ve sorumluluk almaktan aciz olup zamanın ağından düştüğünü; çok yaşlı, hasta ve acı çeken bir kişinin zamanla ilişkisi vahim olduğundan iyileşmesinin, zamansal 'fay'dan çıkmasının mümkün olmadığını söylüyor. "Annem, elinde kalan zayıf silahlarla, kendisini tutsak eden 'şeytani güç temsilcilerine’direnmeye çalışıyordu; 'umutsuzluk enerjisi'yle." diye de ekliyor.
Eribon, Fransa İnsan Hakları Ombudsmanı tarafından yayınlanan "Yaşlıların Temel Haklarının İhlali" başlıklı belgede, annesinin yakındığı günde en az bir kez yataktan kaldırılmamak; haftada bir defadan fazla duş alamamak; günde birkaç kez tuvalete götürül(e)mediği için sürekli altının bezlenmek gibi şeylerin "istismar" olarak listelendiğini, bu sistematik istismarın her huzurevinde olduğunu kaydediyor.
"Hayatı boyunca, direnmeyi başardığı düşmanlarına karşı birçok savaş veren, her tür sınavla yüzleşerek üstesinden gelen annem çok farklı bir zamanda, dünyada ve sosyal konumda bu kez savaşı baştan kaybetmişti" diyen yazar ekliyor: "Umut yaşatır ama umutsuzluk öldürebilir. Annem kendini ölüme terk etmeyi seçmişti."
Eribon, bir sendrom veya bilinçsiz intihara dair özet:
Bir hastalık, ameliyat, kaza ya da bir yasla bağlantılı fiziksel ve/veya psikolojik bir şoktan sonrası "kayma sendromu" ortaya çıkar. Bu sendromu tetikleyen ‘şoklar’ listesinin en başında terk edilme hissi yarattığından huzurevine yerleşmek yer alır. Yani bilinçsiz bir sendrom değildir; en azından annemin ki kısmen bilinçli ve kasıtlı. Bozulmuş bilinci karmaşık olsa da, yeterli berraklık ve iradeye sahipti ve 'artık yaşamak istemiyordu'. Bu cesaret ve kararlılık gerektiren bir durumdu. Çocuklarıyla vedalaşmadı, bizimle iletişimini kesti, telefonlarımızı açmadı. Hemşiresine telefonla onu taciz ettiğimizi söylemiş. Sakinliğe hasretti, uyumak istiyordu. Bu bana gayet bilinçli görünse de, "bilinçsiz intihar" unsuruydu; tıpkı fiziksel bağımsızlığını -neredeyse tamamen- kaybetmesi ve tutsak olma hissi gibi.
Annesini huzurevine yerleştirdikten sonra onu bir daha gör(e)meyen Didier Eribon, ‘içinden geldiği dünyayla son bağını kaybettiğinde’, "bir daha asla kimsenin oğlu olamayacağı" ile yüzleştiğinde hafızasında kalanlarla yetinecektir.
Künye
Didier Eribon. Halktan Bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölüm. (Vie, vieillesse et mort d’une femme du people) / Çeviren: İmre Özkoray. İletişim Yayınları, 2025. İstanbul. 231 sayfa.
Didier Eribon hakkında
1953’te Reims- Fransa’da doğdu. Felsefe öğrenimi gördü. Edebiyat eleştirmenliği yaptı. Üniversitede ders verdi.
Kitapları
- Dumezil ile Konuşmalar (1987)
- Claude Lévi-Strauss ile Söyleşi (1988)
- Michel Foucault biyografisi (1989), 1999’da Réflexions sur la question gay: Gay sorunu üzerine düşünceler. (1999), Une morale minoritaire (Bir azınlık ahlâkı) (2001)
- Reims’e Dönüş (çev. Şule Çiltaş, Tellekt Yayınları. 2011)
- Société comme verdict: classe, identities, trajectoires (2013)
- Bir Kadının Yaşamı, Yaşlılığı ve Ölümü (2023).
(ŞD/AB)







