Hayatımız biraz bunaltıcı olduğundan Şahname diyarında gezmeye devam edelim. Cesaret, akıl, şöhret Rüstem’de sanki değil mi? Babası Zal’ın hikayesi bence daha güzel. Aslında Zal lakabı. Saçı, kirpiği beyaz doğanlara bugün de Zal deniyormuş.

“Şahname” diyarında bir gün
Zal’ın babasının adı Sam. Sam meşhur bir pehlivan, savaşçı. Ünü ülkeyi sarmış, cesaretiyle tanınan bir adam. Devletle arası iyi, padişahların huzuruna kabul edilen kıymetli bir kişi. Uzun zaman çocuğu olmayan Sam’ın dilekleri kabul oluyor. Doğum yaklaştıkça herkesi bir heyecan sarıyor. Nihayet oğlu dünyaya geliyor. Oğlanın kirpikleri, saçları beyaz. Sam çocuğunu görünce yüreğini bir korku kaplıyor.
Sam, başkalarına benzemeyen bir oğlana sahip olduğuna sevinmeyi bırak kimselere söyleyemiyor. Bebeği annesinden bile saklıyor. Uzun uzun düşünüyor. “El alem ne der”, “çocuğun herkesten başka olması bana zarar verir mi”, “Sam günahkar olduğundan cezalandırıldı”, “başkalarının canını yaktığı için cezasını buldu” derler mi diye diye kendisini bunaltıyor. Sam bütün bunları kafasından geçirirken bebecik de uslu uslu yatıyor.
Sam sonunda bir karar veriyor. Bebekten kurtulacak! Böylece el alem rahat edecek, hakkında konuşacaklar susacak. Çözüldü bitti, oh! İyi de nasıl kurtulacak? Bebeği birine mi verse, uzaklara mı gönderse bir türlü yol bulamıyor. Sonunda Elbruz Dağı'na bırakmaya karar veriyor. Oğlunu elleriyle dağın kuytu bir yerine bırakıp evine dönüyor.
Başkalarına benzemiyor diye bebeğini dağa bırakan babaya ne yapsak acaba diye düşünürken Simurg süzülerek geliyor. Bebeği alıp mağarasına götürüyor, Zal’a bakıp büyütüyor. Zal bu sayede Simurg’un dilini öğreniyor. Yakışıklı, becerikli, cesaretli bir genç oluyor. O arada Sam bir gece rüyasında oğlunun yaşadığını görüyor. İçine dert oluyor, dağlara adamlarını yolluyor. Zal’ı bulup getiriyorlar. Onca yıldan sonra Sam farklılıktan utanmayı bırakıp sevinmeyi öğreniyor. Cesaretin bilekten ziyade yürekte olduğunu yıllar geçtikçe anlıyor.
Simurg, dağdan ayrılan Zal’a üç tane tüy veriyor. “Darda kalırsan bunu yak, ben hemen yanına gelirim” diyor. Simurg’a evlat olmak herkese nasip olmaz tabii. Zal tüyleri göğsüne saklayıp yola çıkıyor.
Zal becerileriyle ün kazanıyor ve güzeller güzeli Rudabe sırf dinledikleriyle Zal’a aşık oluyor. Rudabe’nin ününü işiten Zal da kızın aşkıyla yanıp tutuşuyor. Günlerden bir gün Zal’a haber geliyor. Şahname usulü randevusuna hazırlanan Zal, kızın yüksek bir kulede olduğunu duyuyor. Kız uzun saçlarını kuleden aşağı sallandırıyor. Zal saçının teline zarar gelmesine dayanamadığı için bu teklifi reddediyor, ama kuleye tırmanmanın bir yolunu elbette buluyor.
İşler iyi gidiyor, gençler mutlu olacak, derken Rudabe’nin kötüler kötüsü Zehak’ın soyundan geldiği anlaşılıyor. Meşhur Fars diplomasisi devreye giriyor, aileler arasında saldırmazlık anlaşması yapılarak gençlerin mutluluğu kutlanıyor. Derken Rudabe hamile kalıyor. Bebek o kadar iri ki doğum uzadıkça uzuyor. Bebekle annenin hayatı tehlikeye girince Zal koynundaki tüylerden birini yakıyor o dakika Simurg geliyor. Anneyi de bebeği de kurtarıyor. Bebeğin adı Rüstem oluyor. Bugün de iri, boylu poslu, kuvvetlilere “Rüstem gibi” diyorlar.
Rüstem yedi aşamalı sınavından geçiyor ve namı yürüyor. Bu aşamaların her birinde yeni dersler alıyor. İyi dostlar edin, dostlarına güven, yardımlaşmayı bil, dış görünüşe aldanma, umutsuzluğa kapılma, cesaretin akılla yürüsün, başladığın işi bitir.
Zal’ın babası olmaya yıllar sonra cesaret edebilen Sam ile Zal’ın oğlu olduğuyla gurur duyan Rüstem’in hikayesi şekil değiştirerek sürüyor.
(ÖE/HA)







