Bakın edebiyatın büyük ustası 2012 yılında yayımlanan “Bu Bir Çağrıdır” kitabında ne diyordu; “Bu savaş görülmemiş bir savaş. Türkiye’ye çoğa patlamış daha da ne kadara patlayacağa bilinemez. Durun bakalım silahları nasıl gömeceğiz… Dünyadaki böyle çatışmalarda, silahlılar devletlerle anlaşarak silahları gömdüler. Bugün dağdakileri indirmek daha kolay diyorum. Bunları yalnız ben demiyorum, birçok insan benim gibi düşünüyor, ‘silahla artık bu işler olmaz’ diyorlar. Bu ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse, bu, evrensel insan haklarından, düşünce özgürlüğünden geçer. Dilini, onurunu istemek en temel ve doğal haktır.
“Bu ülkede yaşayan herkesin diline, dinine, tüm insan haklarına sahip olduğu, onuruyla yaşadığı gerçek bir demokraside çözülmeyecek sorun yoktur. Hele ki ha bire itildiği çözümsüzlüğe, kardeşlik bağları ile direnen Türklerle Kürtler arasında…
“Ey Türk ve Kürt halkı sözüm hepinizedir. Bu ülkede herkesin onuruyla, barış içinde yaşaması için çağrıda bulunuyorum. Bir kez daha sesleniyorum. Bu kardeş kavgasında binlerce, binlerce gencimizi toprağa verdik. Çok kötülük zulüm oldu. Bu savaş bin yıllık kardeşliğin yolunu kesti. Dostluk topraklarına öfke ve kin tohumları serpildi.
“Bugün bir umutsuzluk yeli ortalığı kasıp kavuruyor. Gelin de doğru dürüst bir demokratik düzenin kurulması için aklımızla, yüreğimizle elele verelim.
Bu bir ÇAĞRIDIR. SÖZÜM SİZEDİR…”

Evet böyle demişti Yaşar Kemal, tam 14 yıl önce çağrısında. Bugün üstadın aramızdan ayrılışının 11. seneyi devriyesi. Onu elbette anacağız ölüm yıldönümünde. Ama şu bir detay, sadece ölüm ya da doğum günlerinde değil sadece! Hiç unutmamak en doğrusu. Çünkü, büyük kapılardan geçip ardında derin izler bırakmış büyük edebiyatçılar sanıldığı gibi sadece edebiyat yapmazlar. Yaşadıkları çağa duruşları ile mühürlerini de basarak öyle giderler. Gittikten sonra da hüküm bırakırlar artlarında.
İşte çağrısını 14 yıl önce söyleyip yazarak birkaç yıl sonra da çekip giden bugün aramızda değil! Ama bugün onun çağrısının ete kemiğe bürünüşünün ve bir manifestoya dönüşünün de 1. seneyi devriyesi.
Çok şey değişti sanki bir yıl içinde! Birçoğumuzun “tez zamanda büyük işler” başarıldığı beklentisinin gündelik hayata değen / dokunan yüzünü henüz görememesi kimilerimizi kısmi kırılganlıklara, hayal kırıklıklarına uğratsa da umuda dair umutluluk sanki bakî olmak zorunda.
Ve bu baptan hareketle yüz yıl önce tekçi ve otoriter bir cumhuriyette ısrarın çözümsüzlüğüne karşı demokrasiyi esas alan ret ve inkâr politikaları yerine; karşısındakinin kendini doğru ifade etmesi, muhatabanın da anlamasını esas alan bir demokratik entegrasyon ruhu.
Yaşar Kemal’in ölüm yıldönümünde 14 yıl evvelki çağrısına cevap olur mu? Neden olmasın… (ŞD/TY)







